14 Ekim 2017 Cumartesi

DOLAR VE AVRO ÜZERİNDE BU HAFTA GERÇEKLEŞEBİLECEK SENARYOLAR



Bütün dostlarıma sevdiklerime hayırlı günler diliyorum yaklaşık 2-3 haftalık bir süreçte yaşamış olduğum yoğunluktan dolayı yeni çalışmalarımız biraz gecikti. Bundan dolayı okurlarımıza özür dileklerimi sunuyorum bu hafta yazacaklarımız  Son günlerde yurtdışından ve yurtiçinden gelen birbirine etki alanı yüksek olan konulardaki gelişmeler ve değişimler olacaktır.

Son iki haftada ekonomik ve siyasi süreci etkiliyor. Yurtdışında özelliklede ABD kaynaklı gelişmeler piyasaları yine olabildiğince sarsıyor ABD'nin şuanki ekonomik durumuna bakacak olursak son aylara göre kendi verilerinde azda olsa bir toparlanma gözüküyor izlenimi versede her yeni açıklanan bir veri ABD'nin canını sıkıyor en son açıklanan ABD TÜFE rakamları beklentilerin altında kaldı. ABD için önemli bir gösterge olan Michigan endeksi TÜFE'de ki düşüşü telafi edemesede beklentilerin üzerinde geldi. Michigan Tüketici Güven Endeksi, Ekim’de 95,0 beklentisine karşın 101,1 gelerek yaklaşık 13 yılın zirvesine yükseldi. Bununla birlikte FED yetkililerin ise yapmış oldukları açıklamalarda enflasyonun hala istenilen düzeyde gerçekleşmemesi sonucu olası faiz artışlarının Orta-Uzun vadeli olabileceğini bize gösteriyor. 
Özelliklede son aylarda ABD'de yaşanan büyük kasırgaların ortaya çıkardığı maliyetin etkisi devam ediyor. Jeopolitik anlamda son günlerde Kuzey Irak meselesi ve ABD'nin İran'a yönelik yaptırım açıklamalarıda piyasaların ileriye dönük seyrini değiştirecek gibi gözüküyor. 

Son günlerde ABD ve Türkiye arasında yaşanan vize gerginliği döviz kurlarında ciddi bir şekilde dalgalanmalara neden oldu. 
Dolar-avro ve altın fiyatlarında meydana gelen ani yükselişler sonucu Türk lirası için bu haftanın iyi bir şekilde geçtiği söylenemez özelliklede dolarda meydana gelen 2-3 haftalık yükselişin etkileri ve son yaşanan jeopolitik ve siyasi olaylar sonucunda böyle bir sonucun çıkması beklentiler içerisinde idi. 
Türkiye'nin içinde bulunmuş olduğu durum İdlibe yönelik askeri harekat,ABD ile vize gerilimi,MTV oranları üzerinde ki kararsızlık sonucu kurlarda bu şekilde bir yükselişin olması hem yurtdışı hemde yurtiçinde yaşanan olayların doğal bir sonucu ve yansımasıdır. 

Döviz Kurlarında Yeni Haftada Neler olabilir

Öncelikle ABD'de açıklanan son enflasyon rakamlarının istenilen seviyede gelmemesi (TÜFE, Eylül’de %0,5 ve çekirdek TÜFE %0,1 artış göstererek beklentileri karşılayamadı. Ağustos’ta yükseliş gösteren enflasyon Eylül’de tekrar gerileyerek %2.0 hedefinden uzaklaşıyor) ve FED'in tutanaklarında ki kaygı, doların bu hafta içerisinde değer kaybedebileceğini bizlere gösteriyor bu hafta içerisinde de FED yetkililerin yapacağı açıklamalar dolara yön verecek  Ülkemizde ABD ile yaşanan vize krizi sonrası ani bir çıkış yaparak 3,82 oranını gösteren dolar şimdi 3,63 seviyesinde ABD'den gelen veriler ile düşüşe geçen dolar bu haftada düşüş trendini devam ettirip oranını 3,50-3,60 aralığında gerçekleştirebilir. Avro ile ilgili ise bu hafta içerinde Euro bölgesinden gelecek veriler avro için yön gösterecek bununla birlikte Çin'den gelen verilerde etkili olacak...



Türk lirası için ABD'de açıklanan enflasyon verileri ile Dolarda yaşanan düşüş ile USDTRY kuru  3,6280 seviyesine kadar gerileyerek hafta başındaki kazançlarını geri verdi. TL bu haftaki kayıplarını kısmen kapatsada jeopolitik riskler devam etmekte TL bu hafta dolarda meydana gelecek tahmini düşüşler ile haftalık değer kazancı yaşayabileceği gibi mevcut askeri hareket ve siyasi gelişmeler doğrultusunda tam tersi bir durumda yaşanabilir. 

Sonuç olarak haftaya açıklanacak yeni verilere, Euro bölgesine, FED'in açıklamalarına,jeopolitik ve siyasi gelişmelerin izlenimlerine bakılarak ekonomik konjektürel hareketler gözlemlenecektir. 

Gürkan DANIK
BŞEÜ Öğrenci Konsey Başkan'ı 

5 Eylül 2017 Salı

DOLARDAN KAÇIN AVRO'YA GÖZ KIRPIN AMA ALTINI KUCAKLAYIN



Küresel ekonominin baş aktörleri ve para birimleri son haftalarda oldukça hareketli özellikle ABD merkezli yaşanan son olaylar ekonomik düzenin nabzını tutuyor dünya ekonomisinin tahtında oturan  ABD ,ekonomik anlamda iyi günler geçirmiyor.  ABD Başkan'ı Donald Trump'ın vermiş olduğu vaatleri gerçek anlamda sağlayamaması (özellikle ekonomik anlamda sağlık ve sosyal yaşam reformlarının güven vermemesi) ve Trump'ın kendine özgü politik tavırları, kuzey kore gerginliği, FED politikaları ve ABD'nin son ekonomik göstergelerinde meydana gelen olumsuzluklar küresel para birimi dolara zor anlar yaşatıyor. Ülkemizde özellikle yılbaşından itibaren 4.00 seviyelerini gören dolar kuru 3.41 seviyesine kadar düşerek dolar için son yılların en büyük düşme trendini bizlere gösterdi. (Şekil 1)

Endekste meydana gelen 92,80 ve Kuzey Kore'nin füze denemeleri ile ortaya çıkan jeopolitik risk sonrası 91 seviyesine kadar düştü. Doların bu derece aşağıda olmasının Trump'ın ekonomik güven vermemesi kadar FED Başkan'larının (Yellen ve Jackson Hole) söylemleri ve çekimser tavırlarıda etkili oldu. Kuzey Kore'nin özellikle Japonya üzerinden atmış olduğu uzun menzilli füze denemesi ve hidrojen bombası adeta ekonomi üzerinde anlık tsunami etkileri yaratıyor ve bu gerginliğin hala devam edeceği liderler arasındaki sözlü atışmalarla belli oluyor. 

ABD ekonomisinin son açıklanan verilerine bakacak olursak tüketici endeksi ve büyüme rakamları her ne kadar olumlu gelip doları belli bir seviyeye kadar (3,46 direnç noktasını kıramadı) beslesede açıklanan işsizlik rakamları (4,04) ve istihdam raporları beklentilerin altında gerçekleşti. 

Türkiye açısından bakıldığında piyasaların Kurban Bayram'ından dolayı kapalı olması ve ihracatta meydana gelen artış,yabancı sermayenin son zamanlarda özellikle Ortadoğu ve Afrika yönlü olarak ülkemize yönelmesi, hükümetin olumlu söylemleri, TCMB'nın sıkı duruşu ve politik belirsizliğin şuanlık olmayışı TL'ye güzel bir hafta yaşattı ve değer bakımından en üst sıralara taşıdı. Tabiki bu güzel havadislerin uzun dönemli olması hepimiz için en iyisi olacaktır. Devamlılığının sağlanması şarttır. Açıklanan son TÜİK verileri doğrultusunda ise Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Aylık %0,52 Arttı
TÜFE’de (2003=100) 2017 yılı Ağustos ayında bir önceki aya göre %0,52, bir önceki yılın Aralık ayına göre %6,60, bir önceki yılın aynı ayına göre %10,68 ve on iki aylık ortalamalara göre %9,66 artış gerçekleşti. TÜİK verileri doğrultusunda enflasyon seviyesinin çift haneli rakamlara tekrar geri döndü, bu doğrultuda enflasyona yönelik planların zaman zaman ekonomik ve politik şartlardan dolayıda sağlanamadığını görüyoruz. 


Avro bölgesine bakacak olursak bu bölgeden gelen ekonomik göstergeler ABD'ye göre biraz daha iyimser ama jeopolitik risk her an etkin olup buradaki verileri de etkileyebilir. Almanya-Türkiye arasında ki gerginlik hala tam anlamı ile bitmiş değil bu nedenden dolayı avro TL'ye karşı biraz daha güçlü pozisyonda 

Tabiki birde güvenli limanımız altın var altın fiyatları dolarda meydana gelen bu çalkantıdan dolayı kendini besliyor yani güvenli liman anlayışını yatırımcılar için sağlıyor özellikle tüm gelişen piyasalarda doların düşüşü ile birlikte birçok yatırımcı varlıklarını ya altına ya da güvenli kağıtlara (tahvil bono vb) yönlendirdi. 

Peki ilerde neler olur

Öncelikle kendi şahsi düşüncem dolar önümüzdeki birkaç aylık süreçte yatırımcılar için popüler bir alan değil çünkü Kuzey Kore lideri ve Trump'ın jeopolitik riski tırmandıracak sözleri devam edecektir. ABD verileri ilerleyen zamanlarda olumsuz gelirse kuru 3.40'ın da altına çekebilir. Doları düşük bir orandan alıp ilerleyen zamanlarda kullanmak isteyen yatırımcılar içinde bu oranlar cazip gelebilir. Avro bölgesi daha iyimser gözüksede hala AB bölgelerinin ekonomik rahatlaması mevcut değil ama yatırım için değerlendirilebilir. Altın ise güvenli liman anlayışını her zaman olduğu gibi göstermekte yani özet olarak şunu söyleyebilirim. Dolardan kaçın avroya göz kırpın ama altını kucaklayın...

Gürkan DANIK

30 Ağustos 2017 Çarşamba

EKONOMİK ANALİZ DOLARA NELER OLACAK



Küresel ekonominin küresel para birimi Amerikan doları son günlerde bir çok ülkede değer kaybı yaşıyor ülkemizdeki kur düzeylerini dikkate aldığımızda yılın ilk aylarında 4 TL'yi bulan dolar kuru bu hafta 3.45 seviyesine kadar düşüş göstererek yılın en düşük seviyesini gördü. Endekste meydana gelen 92,80 ve Kuzey Kore'nin füze denemeleri ile ortaya çıkan jeopolitik risk sonrası zaman zaman 91 endeks seviyesini gören doların düşüş trendinin en sert halini bizlere göstermektedir. 

(ŞEKİL 1)

Dolardaki bu düşüşün en önemli nedenleri ise öncelikle ABD'de ki Trump yönetiminin ekonomi politikalarına olan güvensizlik ve Trump'ın ülke genelini ilgilendiren Sosyal-sağlık reformlarının ve vaatlerinin belirsizlik içinde bulunması ve ABD ekonomi patronları dediğimiz FED Merkez Bankasının Başkan'ları Yellen ve Jackson Hole'nin para politikasına yönelik çekimser konuşmaları doların güç kaybetmesinin en önemli nedenleri arasında gösterilmektedir. Özelliklede Kuzey Kore'nin Japonya üzerinden denediği uzun menzilli nükleer özellik taşıyan füze fırlatması hem ABD'yi hemde ABD ekonomisinin ateşini körükleyen etken oldu bu durumda da artan riskler sonucunda yerli ve yabancı yatırımcılar varlıklarını güvenli alanlara yönlendirdi özellikle altının ons fiyatında meydana gelen yükselme bunun en önemli etkeni oldu. 

Ülkemize bakacak olursak dolar kurunda ki bu düşüş bir çok gelişmekte olan para birimine olumlu yansıdığı gibi TL içinde güzel bir hafta oldu TL bu hafta değer kazanan para birimleri arasında liste başı oldu. Tabiki bu olumlu gelişmelerin nedeni uluslararası kuruluşların olumlu bakış açıları,TCMB'nın sıkı duruşu ve hükümetin ekonomide ki iyimser sözleri etkili olmaktadır.  

Peki Dolar Kuru ilerleyen günlerde Nasıl olacak 

Öncelikle kuru etkileyecek gelişmelerin uluslararası boyutuna ve göstergelerine bakacak olursak ABD'de açıklanacak iki tane temel gösterge ABD tüketici güven endeksi ve ABD istihdam raporu etkili olacak daha geçtiğimiz günlerde açıklanan tüketici güven endeksi ABD için olumlu geldi. ABD tüketici güven endeksinin 2-3 ayın zirvesinde beklenmedik bir şekilde yüksek gelmesi doları destekleyebilir ama asıl gösterge ise cuma günü açıklanacak ABD istihdam raporu olacak bu raporun iyimser gelmesi FED'in ilerleyen zamanlarda ki faiz kararını etkileyip faiz artırımı söylemlerini ateşleyebilir ve dolar kuru artış yönlü olabilir tahmini seviye (3,45-3,47)
ama eğer rapor sonucu istenilen seviyede olmazsa zaten şuanda politika kararsızlık ve jeopolitik risk içinde bulunan piyasayı gösterge olumsuzluğuda etkileyip dolar-TL kurunu 3,40-3,42 seviyelerine kadar düşürebilir. 

Sonuç olarak şuanda küresel piyasaların en büyük parası dolar bir kaç gündür kendine gelemiyor ama bu kalıcı bir sersemlik değil TL bu hafta güzel günler geçirmeye devam edebilir ama dolardaki ani iniş ve çıkışlar yatırımları yanıltabilir bu yüzden yatırımcıların hem ulusal hemde yerel ekonomik gelişmeleri gözden kaçırmamalarını düşünüyorum.  

Şekil 1 de Doların günlük seviyeleri ve düşüş trendi gösterilmiştir. 

Şekil 2 de ise doların trend ve teknik analizi, günlük ve saatlik analizlerin tahminine yer verilmiştir. 

Kaynakça:

*Mate Trader 4- Forex İşlem analiz grafiği, Gürkan DANIK

*İnvesting.com 

Gürkan DANIK

23 Temmuz 2017 Pazar

KUDÜS SADECE BİR BAŞLANGIÇ BÜYÜK RESİM ÇOK FARKLI (İSRAİL-ARZI MEVUD- MİSAK-İ MİLLİ)


Orta doğu son zamanlarda olabildiğinden çok daha fazla hareketli özellikle son aylarda yaşananlar bize gösteriyor ki yeni dünya düzeninin ayak sesleri artık çok daha net bir şekilde duyuluyor artık hiç bir ülke bulunduğu coğrafyada rahat değil herkes her an bir hedef noktası, sadece bu hedeflerin yeri ve zamanı kim yada kimler tarafından vurulacağı yada vurulmaya çalışılacağı belli değil.  

Mazlumların kan ve gözyaşı ile yoğrulmuş ve şehitlerin kanı ile şereflenmiş müslüman coğrafyasının toprakları ise yüzyıllardır açık bir şekilde hedef olmaya devam ediyor ve hedefe acımasızca saldıranlar ise kendini açık bir şekilde gösteriyor. 

Kudüs'ü biliyorsunuz İlahi dinlerin en büyük mekanı O kutlu Nebi'nin (S.A.V) miraçtaki en güzel durağı olan Mescidi Aksanın bulunduğu o mukaddes şehir müslümanların ilk kıblesi ve yine Hz.İsa'nın tebliğe başladığı ve göklere yükseldiği,Hz.Davud'un,Hz Süleyman'ın ve daha bir çok Peygamber'in övgü ile bahsettiği şehirdir Kudüs ama şimdi o Kudüs boynu bükük ve zalim hükmü altında o mukaddes beldeye yakışan inanca dayalı herşey şuan ayaklar altına alınıyor ve son Nebi'nin (S.A.V) mübarek ayaklarının değdiği o yerleri şuan maalesef müslümanlara zulmeden ve inanca ve ibadete saygısı olmayan İsrail postalları çiğniyor bu maalesef acı bir gerçek...

Evet gerçekleri,zulmü,haksızlığı açık bir şekilde görüyorken tabiki sessiz kalamayız bizlerde birşeyleri artık söylemeyi değil bizzat artık icraata geçme boyutunda olmalıyız karşımızda ki güç maalesef kendi amaçlarına doğru hızlı bir şekilde gidiyor bu çok açık, artık bazı şeyleri daha açık bir şekilde belirtmeyi önlemleri de bu doğrultuda almak mecburiyetindeyiz. Şimdi şu zamana kadar yapmış olduğumuz ve kendi kendimizi rahatlatmaya çalıştığımız aslında kimseye faydası olmayan hareketlerden vazgeçmeliyiz evet bir tepki ortaya koyacağım ama benim tepkim eline üstünde "Kahrol İsrail", "İsrail Terörist" diyen kartonları alıp avazı çıktığı kadar bağırmakta olmayacak çünkü bu hareketin hiç bir faydası yok ve meydanlarda toplanan sadece eline bi A4 kağıdı alıp açıklama yapan STK temsilcileri ve değerli başkanlar, kusura bakmayın yaptığınız açıklamalarında bir anlamı ve faydası yok şimdi bazılarınız o klasik cümleyi kurabilir zalime karşı sessiz mi olalım, dilsiz şeytan mı olalım diye kesinlikle olmayacağız her zaman mücadele edeceğiz ama inanın ki mücadele yöntemi bu değil şimdi gelin sizinle farklı bir yol deneyelim ve görelim şuana kadar aslında yapmış olduğumuz her şeyin baştan aşağı yanlış olduğunu. 

ÖNCE RAKİBİNİ TANI VE PLANI ÖĞREN

Yıllarca toplum olarak belki de yaptığımız en büyük yanlış, eleştirdiğimiz,kınadığımız ve hatta ve hatta sövüp saydığımız herşeyin anlamını tam olarak bilmememiz evet kızıyoruz ama kime kızıyoruz kimi kınıyoruz kime lanet okuyoruz işte bunlara cevap veremiyoruz önce bu sorunu çözmeliyiz evet herkesin ağzında tek slogan "İsrail Terörist" peki kim bu İsrail tamam düşman o, ama bu düşman kimin nesi, neyin nesi, nereden gelmiş nereye gidiyor hepsi toplumun kafasında ne kadar yer ediniyor burası meçhul kimmiş bu İsrail hadi biz açıklayalım.

İsrail kuruluş amacı olarak diğer ülkelere kıyasla çok daha farklı bir boyutta, çünkü bu devlet hem dini bir kimlik taşırken hem de katı bir ideoloji üzerine kurulmuştur. İsrail'i oluşturan yahudi kesimi dünyada öyle çok kalabalık bir topluluk değil taş çatlasın en fazla 15 milyon kişi bu sayınında yaklaşık %45'lik kesimi İsrail'de bulunuyor yahudi kesiminin yani özelliklede İsrail'in bu sayıyı arttırma gibi bir hamlesi şuana kadar mevcut değil ki İsrail yurttaş=dindaş gözü ile bakıyor ve ülkesinde yaşayan yahudileride safkan olarak kendisine ait özel sınıflandırma şekilleri ile sınıflandırıyor ve museviler yahudilerle bir tutulmuyor

Kuruluş macerası ilk olarak 1897 yılında I.Basel kongresi ile başlayıp resmi olarak ise 1948 yılında kuruluyor en büyük kurucu liderleri ise Siyonizmin izinden bağlılık ile giden Theodore Herzl'dir. Araştırmacı gazeteci olan Herzl 1890'lı yıllardan itibaren İsrail'in kurulması için dünyanın dört bir yanındaki yahudileri tek çatı altında toplamaya çalışıp kendi amaçları doğrultusunda İsrail'in kurulması için her yolu denemiştir. Cennet Mekan Sultan Abdülhamid Han ile Filistin konusundaki tartışması ve Ulu Hakan'dan almış olduğu Red cevabı tarihin baş sayfalarında yerini almaktadır.  

Ülkelerin kuruluş amaçları olduğu gibi ileriki nesiller içinde düşünmüş olduğu uzun vadeli planları her zaman vardır. Türkiye'nin nasıl ki kurtuluş mücadelesinde Misak-i Milli sınırları var ise İsrail'in de kendisine yönelik hem kuruluş amacını hemde uzun vadeli planları içeren bir Arzı Mevud (Kutsal Topraklara giriş ) amacı bulunmaktadır. Theodore Herzl'in İsrail'in kurulma konferansında kendi ülkesi için şunları söylemiştir. "Topraklarımızın kuzey sınırları Kapadokya Dağları Güney sınırları ise Süveyş Kanalıdır" işte bu sınırları göz önüne aldığımız zaman İsrail oğullarının göz diktiği topraklar sadece Kudüs değil Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesi, Doğu Anadolu bölgesi,Akdeniz'in bir kısmı ve İç Anadolu'da Nevşehir ve çevresine kadar bölgeler İsrail'in Arzı Mevudunun içinde yer alıyor İsrail'in göz diktiği topraklarında tarih boyunca hem Anadolu'da hem de Ortadoğu da bulunan zengin kaynakların hemen üstünde yer alması sömürü zihniyetini çok açık bir şekilde bize gösteriyor. 

Osmanlı döneminde devleti parçalamak için 1800'lü yıllarda yapılan uzun soluklu parçalama planını oluşturan devletler (ki bunun başında en büyük aktör İngiltere) Ortadoğu'yu keskin bir kılıç gibi kesip atıcak bir taşeron devlet gereksinimi duydular hem dini hemde ideolojik amaçlarını saplantı haline getiren İsrail ve İsrailoğulları aslında parasal ve finansal güç olarak Osmanlı Devletini parçalamayı düşünen devletlerin en büyük efendisi idiler. 

EKONOMİK VE FİNANS DÜNYASINDA Kİ GÜÇ 

Yahudiler Sanayi Devrimine kadar yoksul ve orta gelirli olarak yaşadılar ve dağınıktılar tüm dünyayı ekonomik olarak değiştiren Sanayi Devrimi ile Yahudiler birikim yapıp orta sınıfta olan tüccarlara borç verdiler ve bu borçları verirken uyguladıkları faiz sistemi ile Yahudilerin elde etmiş oldukları kazanç katlanarak arttı. İlerleyen zamanlarda ise zenginleşen yahudiler artık devlet adamlarına,politikacılara,krallara ve imparatorlara ve dünyadaki ülkelere borç verir duruma geldiler ve zamanlada bu ülkelerin uyguladıkları politikalarda söz sahibi oldular ve büyüdükçe büyüdüler Abdülhamit Han zamanında 20.Yüzyılda Köleliğin Borçlanmak olduğunu söylerken yanılmadığını bu örneklerle açıklıyoruz. Dünyada yahudi ailelerinin yönettiği para tüm dünyada ki ülkelerin milli hasılasının neredeyse yarısı örnek olarak en büyük yahudi ailelerden Rotshildler'in yönettiği para tahminen 40 trilyon dolar belki de daha da fazlası bu miktar bir çok ülkenin Gsmh'nın çok çok üzerinde,üretim ve temel tüketim-gereksinim mallarının en büyük sağlayıcısı yahudi kesimi, dünyada kapitalizmin başlangıcı ve ekonomik sistemlerin kurucularının Klasik İktisat sisteminin kurucularının (Adam Smith) yahudi oluşu ve hatta sistem çıkarlara ters düşerse mevcut sistemi eleştirenlerin bile yahudi oluşu (Karl Marks -Sosyalist Sistem) ekonomide ki güçlerini bize açık bir şekilde gösteriyor kontrollü kaoslar,borçlandırılan ülkeler,IMF politikalı ve politikalarda sunulan kurtarma paketi altında size böyle böyle yapacaksınız yoksa para yok demeleri herşeyin bir sistem halinde yürütüldüğünün açık kanıtı. 

ARZI MEVUD'UN KAYNAĞI

İsrail'in kutsal topraklara giriş olarak adlandırdığı serüvenin başlangıcı Hz.Musa'ya kadar gitmektedir. Ama İsrailoğulları tarih boyunca kendisine gönderilmiş Peygamber'lerin sözünü dinlemeyen bir topluluk olarak bilinmesinin en önemli kanıtı Kuran'ı Kerim'de yer almaktadır. Kuran'ı Kerim'in en önemli suresi olarak bilinen Maide süresinde Hz.Musa ve Kavmi ile geçen konuşmada Hz.Musa'nın kavmime toprakları için mücadele etmelerini öğütlerlerken kavminin Hz.Musa'yı dinlememelerinden sonra Hz.Musa Allah'a dua ederek "Ey Rabbim! Ben kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum,artık bizimle bu fasık kavmin arasını ayır" dedi. Maide süresinin 20-26 ayetleri bu konuşmanın tamamını vermektedir. İsrail kendi amaçlarını (Arzı Mevud) kendisinin oluşturmuş olduğu bozulmuş ve Hz.Davut'a inen Tevrat'tan çok daha farklı anlayışlarla sahip kaidelerle hareket etmektedir. Hz.Davuta inen Tevrat'ın söyledikleri ile İsrail'in yaptıkları ve uyguladıkları tamamen bir birine zıttır. İsrail ise Theodore Herzl'in belirlediği sınırlara ulaşmak için hiçbir zaman durmayacak ve amaçları doğrultusunda hem askeri hemde ekonomik gücünü siyonist ideoloji ile kullanmaya devam edecektir. 

TÜRKİYE'NİN MİSAK-I MİLLİSİ VE YERLİ EKONOMİK GÜÇ

Kudüs İsrail'in sadece en büyük amaçlarından biridir. Kudüs'te Mescidi Aksa'nın yerine inşa etmek istedikleri Süleyman Mabedi ile Kudüs'ü merkez yönetim olarak kabul edip geri kalan planları bu kutlu beldede yapmak istemektedirler ve bu kutlu beldedeki tüm kutsal emanetleri ise kendi kirli amaçları doğrultusunda kullanmak istemektedirler tüm amaçlara karşı Türkiye asla Kudüs'ü unutmamak ve unutturmamak ile yükümlüdür çünkü müslümanların tek umudu Türkiye'dir. Türkiye'nin Misakı Milli sınırları Anadolu toprakları ile Kerkük,Musul ve diğer bölgeler bulunmaktadır. Türkiye hala bu bölgelerin tamamına hakim değildir. Özellikle Kerkük ve Musul Türkiye'nin en büyük Kızılelması olmak ile birlikte İsrail'in de Arzı Mevuduna girmektedir. Türkiye İsrail ile sadece Kudüs ile değil Kerkük,Musul içinde çatışacaktır. İsrail'in göz diktiği bu topraklar onlara yar olmayacaktır. Biz bu inanca sahibiz ama yapılması gereken şeyleri de unutmamalıyız. 

Öncelikle Türkiye'nin alacağı en büyük önlem ekonomik olarak tam bağımsız hale gelip finans siteminde derinlemesine yer almaktır. Günümüz dünyasında artık saldırılar ve fetihler silahlar üzerinden değil teknoloji,siber ve finans sistemi üzerinden olmaktadır. Yahudi kesimi ise krizler ve kontrollü kaoslarla bu saldırıları kullanmakta ekonomik krizler çıkarmaktadır. Türkiye'de üretim ve tüketim malları yerli hale gelmelidir.Toplumunda bilinçlenip kendi cebinden çıkan parasının aslında kimlere finansman kaynağı olduğunu bilmek mecburiyetindedir çünkü yahudi kesimi satmış olduğu her malın parası ile kendi amaçlarını finanse etmektedir. Ekonomik düzende son 15 yılda gelişmeler mevcuttur ama tam anlamı ile herşey yerli yerinde değildir. Ekonomik sistem tekrar güçlendirilmelidir. Cari açık problemi ve başta diğer tüm makro ekonomik göstergeler Türkiye lehinde tutulmalıdır. Kuranı Kerim'de ki KARUN meselesinde olduğu gibi Karun'unda serveti çok büyüktü ve servetinin büyük bir topluluk tarafından bile taşınması zor olduğu söylenir Karun bahsinde olduğu gibi Karun servetinin ihtişamına kapılıp kibirlendiği için Allah tarafından cezalandırıldı. Yahudi kesiminin yönettiği bu sistemin yani yeni yüzyılın Karun'ları ile mücadelenin başlangıcı temel tüketim mallarını yerli hale getirip teknolojik üretime ve özelliklede son zamanlarda önem kazanan siber ortama ayak uydurmak ile birlikte ekonomik sistemin çarklarını Türkiye lehine çevirmek zorundayız. 

Sonuç olarak İsrail ve Türkiye yüzyıl öncede karşı karşıya olduğu gibi yine farklı zamanlarda farklı konularda karşı karşıya geleceklerdir. Kudüs sadece bu karşılaşmanın ilk ayağı ,ilerde bu karşılaşma farklı bölgelerde ceryan edecek Türkiye'nin yapması gereken önce rakibi tanımak amaçları bilmek,ekonomik ve finans sisteminde söz sahibi olmak ve kendi Misak-i Milli sınırlarını koruyup genişletmektir. Mesele sadece Kudüs değil perde arkasında ki oyun çok geniş çaplı ve İsrail'in göz diktiği topraklar Türkiye sınırlarının içine kadar gitmektedir. Türk milletinin yapacağı topyekün bir toplum olarak daha yeni hamlelerle mücadele etmektir. 

Gürkan DANIK





8 Temmuz 2017 Cumartesi

İNCELDİĞİ YERDEN KOPSUN TÜRKİYE ORTA ASYA'YA BAŞ OLSUN

Türkiye'nin yarım asırlık ha oldu mu? ha olacak mı ? diye sürekli toplumun kafasında soru işaretlerinin oluşmasına neden olan Türkiye-AB ilişkileri artık kopma noktasına geldi. Avrupa Parlamentosunun almış olduğu son karar ile birlikte Türkiye'nin üyelik müzakereleri askıya alınmış oldu. Her ne kadar bu karar komisyonun almış olduğu bir karar olmasada ilişkiler açısından ciddi önem taşıyor özellikle Avrupa ülkeleri ile ekonomik ve siyasi ilişkilerin gerim gerim gerildiği son dönemlerde böyle bir kararın çıkması son derece olağan bir tepki olarak düşünüyorum. 

Ekonomik olarak düşünecek olursak her ne kadar felaket senaryoları yazılsada Türkiye-Avrupa ticari ilişkilerinin her iki taraf içinde bir anda vazgeçilmeyecek boyutta, her iki tarafında ticari yönden birbirleri ile bu derece önemli ilişkileri mevcut iken Avrupa Parlamentosunun almış olduğu bu karar sadece bir inatlaşma çabasından başka öte bir şey değildir. 

Tabi ki bu karar doğrultusunda ekonomik göstergeler ani değişiklikler yaşadı özellikle Euro'nun 4,12 düzeyine çıkması Euro-TL değeri paritesini TL aleyhine etkilemekte ama söz konusu bu durumun Türkiye ekonomisini ciddi anlamda bir riske sokacağını düşünmüyorum piyasaların alışkın olduğu olağan bir konjektürel dalgalanmadır. 

Avrupa Birliği ülkelerinin son zamanlarda ki ekonomik göstergelerinin (bazı ülkeler için) olumlu gelmesi Euro üzerindeki değer kazanımına katkı sağladı. Özellikle Almanya'nın sanayi imalat endekslerinde ki iyi yönlü gidişat etkili oluyor her ne kadar son zamanlarda olumlu bir hava olsada  Avrupa Birliğine üye ülkelerin birliğin temellerini sarsacak sosyo-ekonomik problemleri hala devam ediyor.

Şimdi bazı olasılıkları dikkate alalım AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin tamamen bitmesi durumunda Türkiye'de Avrupa Birliğinde ki ülkelerde ticari anlamda kendilerine yeni alternatifler bulmak mecburiyetinde kalacaklar ve bunun zamanlaması uzun dönemde olacak ve uzun dönemde bu alternatifi bulmak taraflar içinde maliyetli olacaktır. Bu nedenle iki tarafında ilişkilerini bıçak gibi kesmesi mümkün değildir. Avrupa'nın Türkiye gibi bir pazarı kaybetmeye gözü yemez eğer ki göze alırsada Türkiye için yılan hikayesine dönen bu durumun artık dikkate alınmaması gerektiğini düşünüyorum çünkü 1963 Ankara Anlaşmasından bu yana geçen sürecin sadece zaman kaybından başka bir şey olmadığı kanaatindeyim.

Türkiye yeryüzü ve gökyüzünde yağız yer ile mavi göğün arasında değersiz ve öyle bir kenara atılacak bir ülke değildir.  Avrupa kararlarını alırken bazı şeyleri hesaplamak durumunda ticari ilişkileri,her yıl bizden ithal ettiği ve kendi topraklarında yetişmeyen ürünleri,mültecileri ve bünyesinde yaşayan Türk vatandaşlarını,herşeyi hesap edip ince eleyip sık dokuması gerek Avrupa eğer bu Türkiye Suriye kapısını açarsa buna nasıl çözüm bulacağız sorusunu kendisine hiç soruyor mu acaba eğer ki bu soruyu kendisine sormuyorsa oturup tekrar düşünmeli ve mantıklı kararlar vermelidir. 

Türkiye'ye gelince Türk milleti kendi başına karar alıp uygulayabilecek kapasiteye sahiptir. Tecrübesi ise binlerce yıllık töresinden ve değişmez Türk kaidelerinden gelir bu millet Ege'den Adriyatike Hint denizinden Kuzey Buz denizine 8 bin fersahlık bir etkisi ve bir o kadar da derin bir kökü vardır. Orta Asya'dan Anadolu'ya ve Anadolu'dan yayılan göçebe ve dağınık yaşam tarzı ne zaman teşkilatlanıp bir devlet haline gelmiş ise o zaman tarih sahnelerinde ismi unutulmayacak olaylar yaşanmış ve büyük olayların ana aktörleri Türk'ler olmuştur. Cihana hükmeden başta Büyük Selçuklu,Anadolu Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu başta bahsedilen sınırları genişletmiş ve 3 kıtaya 7 denize hükmedilmiştir. Tarih belli bir noktadan sonra dağılmaya sahne olmuş ve Türkiye Anadolu topraklarında Cumhuriyetin Güneş'i ile yeni bir devlet olarak kurulmuş ve diğer Türk devletleri de belli zamanlarda bağımsızlıklarını ilan ederek Orta Asya'da kendi anayurtlarında varlıklarını devam ettirmişler ve devam ettirmektedirler 

Tarih bize şunu öğütlemektedir. Milletimizin birleştiği zaman dünyayı gerçekten adalet ile hoşgörü ile yönetebilecek tek millet olduğudur. Orta Asya'da soydaşlarımız, din kardeşlerimiz yaşamaktadır. Her ne kadar şu anda Sosyo-Kültürel olarak bir aşınma yaşamış olsakta bu aşılmayacak bir problem değildir. Kan bağı doğrultusunda kendi özümüzü bulmakta zorlanmayacağızdır. Orta Asya ülkelerinin ekonomik zenginlikleri,alt yapı ve üst yapıları,doğal kaynakları yerinde ve düzenli bir şekilde kullanılıp değerlendirildiğinde ortak bir birlik çatısı altında Avrupa Birliğinden çok daha iyi ekonomik bir performansın sağlanabileceğini düşünüyorum. AB bu yeni süreçte delik deşik olan gemisi ile her gün su alıp adım adım gittiği yolda batmaktadır. Böyle hasarlı bir gemiye binip yola çıkmak Türkiye için uygun değildir. Türkiye çıkacağı yolda kendi yolunda kendi gemisinde kaptan olup yoluna emin adımlarla devam etmelidir. Çok çalışılacak belki de bir çok şeyden fedakarlıkta bulunulması gerekecek olsada bu birlik kurulmalı Türkiye Orta Asya'ya baş olmalı.  

Gürkan DANIK
BŞEÜ ÖĞRENCİ KONSEY BAŞKANI


12 Haziran 2017 Pazartesi

KATAR'A KARDEŞLİK PARAYI GÖRENE KADAR


Yüzyıllardır maalesef değişmeyen bir yazgıdır kardeşin kardeşini sırtından vurması, bu asırlar boyunca hiç değişmedi. Kabil'in kardeşi Habil'i öldürmesi ile akan ilk kardeş kanı farklı olaylarla farklı neden ve farklı zamanlarda hep süreklilik arz etti. Şahit olduk kardeşlerin şah,şöhret, makam uğruna nasıl birbirlerini boğazladıklarına,şahit olduk kardeş dediklerimizin en kritik zamanlarda bağımsızlık mücadelemizde bizleri nasıl yalnız bıraktıklarına...

Günümüzde de hiçbir şey değişmedi yeryüzü hala kardeş kanına şahit olmakta, insanoğlu hala kardeş kazığı yemekte bu durumun en güncel halini şuanda Körfez ülkelerinde açık bir şekilde görmekteyiz. Birbirlerini petrol kuyularında boğmaya çalışan kardeşleri (!) 

Dünya Katar'a uygulanan ablukayı konuşmakta başını Suudi Arabistan'ın çektiği Bahreyn,Libya,Birleşik Arap Emirlikleri,Mısır ve Yemen gibi ülkeler Katar ile tüm diplomatik ve ticari ilişkilerine son verme yada kısıtlama kararı aldılar bir sürü söylenti ve bir sürü organizasyon plan ve proje yine önceden yazılıp çizilenler ve senaryo hep aynı hedef bir ülke üzerinde bir proje tasarımı ve projenin gerçekleşmesi için batıl zihniyetin ana prensibi,kargaşa çıkar,böl,yut,insanları birbirine kırdır ve son olarakta sömür işte plan bu kadar basit ha bi de yıllardır kullandığın aynı bahaneyi tekrarla neydi o bahane "bu ülke teröre destek oluyor" çok yabancı gelmiyor bu slogan değil mi aynı 12 Eylül saldırılarında ki gibi Irak ve Afganistan kimyasal silah kullanıyor gibisinden hani ,
insan kendine şunu sormadan edemiyor ya bu zihniyet hep mi aynı oyunu ve tongayı yer evet yiyor işte neden yemesin çünkü bu oyunu oyna diye para sıkıştırılıyor o Körfez ülkelerinin baş aktörlerine ,hani bir dansöze para sıkıştırırsında sana bütün istediğin cilveyi yapar ya işte bu meselede böyle ve bu dansözlük kültürününde araplardan çıkmasıda bir hayli enterasan...

ABD Başkan'ı Trump ilk ziyaretini Riyada yapması ile 10 yıl sürecek 350 milyar dolarlık silah anlaşması yapıp 110 milyar dolarının ise hemen devreye sokulacağı anlaşıldı. Sağmalık inek lazım olunca gözler Körfez'e gitsin bundan sonra ,geçen yılda yine aynı şekilde 90 milyar dolarlık yapılan anlaşmanın 38 milyar doları İsrail'e askeri hibe olarak gitti yani kimin parası kime finansman oluyor İslam sancağını savunanların parası İsrail'de kurşun olup Filistin'de,Kudüs'te mazlumların alnında bitiyor işte size hazin son 

Katar'a gelince bu kadar küçük bir ülkeye böyle göz dikilmesinin böyle ambargo kurulmasının tek nedeni kendileri içinde hazırlanan sona rest çekmeleridir. Türkiye'ye olan desteklerinin bazılarının kuyruğa dokunduğu içindir. Para ile kendi şahsiyetini satmamasıdır. Tabiki şimdilik görünüm böyle ileride neler olur bilmem çünkü maalesef artık hemen herkesin sırtında saplanacak bir hançerin soğukluğu hissediliyor o yüzden hiçbir kimse ve hiçbir ülke için kesin konuşamıyorum Türkiye'nin Katar meselesinde çok dikkatli olması ve hamlelerini çok iyi bir şekilde yapması gerek Katar'a gönderilecek ve kurulacak olan askeri üs bizde bu masadayız demenin farklı bir dilidir ve bu tepkiyi olumlu karşılıyorum şu bi gerçek ki ya Körfez'de yada Pasifik'te yaşanacak bir kıvılcım bir çok şeyin değişimine ön ayak olacak bekleyip göreceğiz..

Gürkan DANIK


26 Nisan 2017 Çarşamba

SANA NE !!! AKPM 


Bir zamanlar Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'na İngiltere'de Lordlar kamarasında Türkiye'nin iç meseleleri sorulduğunda Muhsin Başkan kendi ülkemin meselelerini kendi ülkemde konuşurum sizi ilgilendirmez demişti. Bir zamanlar Muhsin Başkan'ın söylediği bu sözden esinlenerek Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin Türkiye için vermiş olduğu siyasi denetim kararına aynı cümleleri sarfedeceğim tek kelime ile SİZE NE...

Daha kendi iç işlerini düzenleyemeyen siyasi ve ekonomik konjonktür yapılarına baktığımız zaman hemen hemen bütün birliğe üye ülkelerin başı dertte olan çöktü çökecek dediğimiz Avrupa ve AB kendi derdini bir kenara bırakmış bizim işlerimize burnunu sokar olmuş çok merak ettiğim bir şey Eyy AKPM sen önce Brexit süreci sonrası ayaklanan ve bizde bu AB'den çıkabiliriz diyen üye ülkelerini ikna edebildin mi yada üye ülkelerinin yaşamış olduğu ekonomik ve siyasi sorunlara çözüm bulabildin mi ? Sana bu Avrupa ÇÖKÜYOR dedikleri zaman sen cevap verebildin mi ? İşte akıllarda bu kadar soru işareti var iken AKPM cevap vermeyi bir kenara bırak işi gücü bırakıp bizim meselelerimize soyunmuş şimdi bazı kesimler bu sözlerim doğrultusunda hala Avrupa ülkelerine ticari ve ekonomik anlamda bağımlı olduğumuzu söyleyebilirler doğrudur kolay kolay bir anda koparılması güç ilişkiler mevcut ama söz konusu burada Devlet itibarıdır ve AKPM'nin kendi başına almış olduğu bu karar yerinde değildir. Siyasi işlerimiz bizi ilgilendirir ve açık söylemek gerekirse bu karar bizim için yok hükmündedir. 

Sonuç olarak Avrupa hala bizi eski Türkiye zannetmesin artık karşılarında her bir söyleme boyun eğen ,politika  dayatmalarına tabi olan bir Türkiye yok, bize çok bilmişlikte taslamasınlar ve unutmasınlar ki biz Devlet yönetmeyi de siyaseti de 10.000 yıllık tecrübemizden alırız daha düne kadar nal seslerimizden tırsan ve kıyamet mi kopuyor diyen Avrupa bize akıl vermeye kalkmasın...

GÜRKAN DANIK