20 Şubat 2017 Pazartesi

EKONOMİK GÜNDEM VARLIK FONU

Türkiye ekonomisinin en güncel ve belki de son günlerde iktisat bilimcilerinin üzerinde yoğun çalışma yaptığı konu olan varlık fonu tartışmaları hala ilk günkü tazeliğini koruyor bizlerde bu güncel konu ile ilgili bir kaç kelam edelim dedik öncelikle bu varlık fonu nedir kimlerden oluşur Türkiye ve dünyadaki örnekleri nelerdir bunlardan bahsedelim 

Varlık fonunun tanımı değerli hocamız Mahfi Eğilmezin yorumu ile yapalım 
Ulusal Varlık Fonları, çeşitli finansal varlıklara yatırım yaparak gelirini arttırmayı hedefleyen,devletin sahipliği ve yönetimi altında çalışan fonlardır. 
Varlık fonları ile ilgili çalışmaların özellikle Avrupa'da son 10 yılda ciddi bir boyuta ulaştığını söyleyebiliriz. Özellikle bu ülkeler elde ettikleri gelir fazlalıklarını değerlendirmek için bu fonları kullanıyorlar Türkiye açısından baktığımız zaman ise bizdeki Varlık Fonu anlayışının daha yeni başladığını söyleyebiliriz Türkiye'de Varlık Fonu 50 milyon TL sermayeli bir anonim şirket olarak 26 Ağustos 2016 tarihinde kuruldu Türkiye'nin varlık fonundan beklentileri ise sermaye piyasalarının,finansal araçların çeşitliliğini ve finansal sistemin derinliğini arttırmak teminat gösterilen kamu kurumlarının gelirleri ile kaldıraç oranı doğrultusunda finansal kaynak sağlayıp çok daha fazla yatırım yapabilmek ve ileride yapılması planlanan mega projelere katkıda bulunabilmektir. 

Varlık fonunun bu derece gündeme gelmesinin en önemli nedeni ise alınan son kararlarla Türkiye'nin dev kuruluşları olan Ziraat Bankası,BOTAŞ,Milli Piyango, Borsa İstanbul, Halk Bankası gibi kurumlar Varlık Fonuna devredildi. Bu alınan kararla aslında yapılmak istenen bu büyük kuruluşların elde ettiği finans kaynaklarını teminat olarak göstermek ve kaldıraç oranı mantığı ile teminat gösterilen varlığın değerinden çok daha fazla finansal kaynak elde edilmek istenmesidir. Bu elde edilen finansal kaynaklarla da büyük projelerin alt yapısı oluşturulacak ve yatırım imkanları artacaktır. Tabi ki her projenin risk içeren bir tarafı vardır. Varlık fonunun da riskli tarafları vardır. Teminat gösterilerek elde edilen ve borç olarak alınan paralar eğer planlı bir şekilde kullanılmaz ise teminat gösterilen bu kuruluşları da etkileyebilir kuruma zarar verebilir . Ama dediğimiz gibi niyetlenen her bir projenin bir risk ihtimali vardır. Varlık fonuna yönelik yapılan bir diğer eleştirilen nokta ise denetim konusu ile alakalı Varlık fonuna devredilen bu kuruluşların Sayıştay denetiminden çıkması eleştirilen en önemli nokta oldu denetim konusu aslında Varlık fonunun en önemli konularından birisi ve denetim mekanizması Sayıştay'a göre çok daha üst düzeyde bunu söylememin nedeni ise Varlık fonuna devredilen her kuruluş artık uluslarası sermayenin, küresel ticaretin bir aktörü haline geldiği için bu kuruluşların denetimi daha üst bir seviyede olmaktadır. Başbakanlık tarafından belirlenen denetim komisyonunun denetimi ile birlikte bu kuruluşlar ayrıca Uluslararası Reyting kuruluşları, kredi derecelendirme kuruluşları ve birçok denetçi ile takip edilecektir. Bu doğrultuda Sayıştay'ın denetiminden çıkan bu kurumlar çok daha üst bir denetime tabi olmaktadırlar.  Varlık fonundan elde edilecek olan finansman kaynağının en akıllıca bir şekilde kullanılması ve yatırımların fayda maksimizasyonu üst seviyede olmalıdır. Özellikle varlık fonundan elde edilen kazanç, teminat olarak gösterilen kuruluşların (BOTAŞ,Ziraat,PTT, vb) geliştirilmesi için kullanılırsa bu Türkiye ekonomisi için muazzam bir kayda değer kazanç olacaktır. 

Sonuç olarak varlık fonunu sadece tek bir boyuttan ele almamak gerekir varlık fonunun getirileri ve riskleri ele alınmalı ve finansal derinlik arttırılmalıdır. Varlık fonuna yönelik yapılan acımasız yorumları dikkate almıyor bu yeni ekonomik hamlenin hayırlara vesile olmasını diliyorum 

Kızılelmaya Selam Olsun

Gürkan DANIK

24 Ocak 2017 Salı

EN BÜYÜK KIZILELMA GERÇEKLEŞİYOR BAŞKANLIK SİSTEMİ İLE ÖZ BENLİĞE GERİ DÖNÜLÜYOR


Ülke olarak büyük bir değişim yaşıyoruz ve bu değişim öyle bir değişim ki binlerce yıldır bu milletin kendi öz benliğinin tekrar canlandığı has Türk töresinin artık adım adım sesinin duyulduğu ve bir zamanlar nal seslerimizin tüm dünyayı inletip bâtılın kıyamet mi kopuyor dercesine şaşırdığı günlerde ki gibi gümbür gümbür gelen bir değişimin sesini şimdiden duymaktayız Türkiye başkanlık sistemine artık yavaş yavaş adım atıyor ve sistem değişikliği gerçekleşiyor bakın burada dikkat edilmesi gereken bir husus var bu sistem değişikliğidir rejim değişikliği değildir. Bazı akli zihniyeti tersten çalışan grup bu anayasa değişikliklerinin rejimi değiştireceğini demokrasiden taviz verileceğini söylüyor öncelikle bu tür söylemlerde bulunanlar hiç kusura bakmasınlar anayasal literatürü ve bu işin bilimini ve ilmini bilmiyorlar madem bir bilgi eksikliği var bizler işin aslını öğretelim tabi bu kesim bizi dinlemek yerine kulaklarını kapatırsa ayrı mesele ama biz genede derdimizi anlatalım öncelikle eğer demokrasiden bahsedeceksek hiç kimse bize doğrudan demokrasinin varlığından bahsetmesin o bahsettiğiniz demokrasi maalesef eski antik yunanda kaldı bizde uygulanan demokrasi türü ise temsili demokrasidir. Millet kendisi doğrudan ülke yönetimine katılmaz kendini temsil eden temsilciler,vekiller seçer sonra o vekiller kendi aralarında Başbakan'ı bakanlar kurulunu ve hatta zamanında Cumhurbaşkanını seçiyorlardı ama bu işin özü 2007 yılındaki referandum ile değişti Halk yani Cumhur kendi Başkan'ını Cumhurbaşkanını kendi seçebilecekti ve bu doğrultuda seçimler gerçekleşti ve 10 Ağustos 2014 de halkın kendi özgür iradesi ile Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan oldu aslında sistemin değişikliği 2007 yılındaki referandum ile gerçekleşti işin sadece bir ismi yoktu şimdi 2017 nin nisan ayında yapılması planlanan referandum ile hem bu işin ismi belli olacak hemde Yepyeni taviz vermeyen artık darbe anayasaları ile değil kendine özgü has yeni anayasası ile bambaşka bir Türkiye karşımıza çıkacak Allah'ın izni ile ,biz tekrar konumuza dönelim buradan hayırcılara sesleniyorum kendi düşünceleriniz tabiki olabilir sizin düşünceniz bu doğrultudadır eyvAllah bu konuda hiç bir sıkıntı yok ama hayır diyorsanız bunun mantıklı bir açıklaması olmalıdır. Tek adam söylemleri ile ,olur olmaz rejim yıkılacak gibi söylemler maalesef kimsenin umrunda bile olmayacaktır. Bu düşüncelerinizin çürütülmesi ise çok kolaydır. Tek adam diyorsunuz ,beyler burası Türkiye bu ülke, bu millet liderler topluluğudur tarihin sayfalarını bi zahmet geriye çevirin karşımıza bu millete baş olmuş bu milleti zafere taşımış nice liderler göreceksiniz Anadolu topraklarına göçmende önce geldiğimiz Orta Asya'da Tanrı dağlarının eteklerinde başımızda Başbuğ'umuz Oğuz vardı Anadolu'ya adım attığımızda başımızda Alparslan vardı Selçukluda Sultanımız Osmanlı'da Padişahımız Cumhuriyette Cumhurbaşkanı'mız ve şimdide 21.yüzyılın Yeni Türkiye'sinde ise bir liderimiz ve o liderimizde Başkan olacak ,isimler lakaplar önemli değil tarih bizim için önemlidir. 

Demokrasinin en iyi gerçekleştiği sistem başkanlık sistemidir. Neden mi şöyle açıklayalım neydi demokrasi ,halkın bizzat yönetime katılabildiği bir sistemdi şimdi parlamenter sistemi ele alalım halk gerçekten direk yönetime katılabiliyor muydu 2007 yılı öncesini düşünelim önce halk vekilleri seçecek sonra vekiller kendi arasında bakanlar kurulunu oradan Başbakan daha sonra gene zamanı geldiğinde yine aynı vekiller Cumhurbaşkanını seçecek peki halka ne oldu hani nerede halk, halk niye yönetime tam anlamı ile katılamadı neden kendini yönetecek kişiyi direk birinci el olarak seçemedi işte burada demokrasi tam anlamı ile gerçekleşmez istediğiniz anayasa hukuku kurallarına literatür kaynaklarına bakın bu tablo ile karşılaşacaksınız yukarıda bahsettiğimiz örneği birde parlemento kararlarında düşünün zaman kaybından başka bir şey değildir bu durum ama BAŞKANLIK sistemi böyle değil halk ilk merci olarak kendi Başkan'ını kendi elleri ile seçer ve onu orada tutanda halk olur onu oradan indirende işte burada sağlanır Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir anlayışı 

Evet BAŞKANLIK sistemi parlamenter sisteme göre serttir katıdır doğru ama şu canım ülkemin durumuna bir bakın dört tarafı düşmanla çevrili tarih boyunca hep bize sorun olmuş ülkeler dibimizde komşumuz ve daha ötesi yıllardır bitmeyen amacını ve alanını değiştiren terör belası ,güneyde cayır cayır yanan Orta Doğu ve bi de hain kelimesini bile utandıran tasmaları başka zihniyetlerin elinde olan FETÖ zerzevatları ve daha neler neler bırakında böyle bir ortamda biraz da biz sert ve katı olalım 

Bürokrasiye unutmayalım hani bir zamanlar el pençe divan durduğunuz otoritesinden korktuğunuz devlet kurumlarına gittiğinizde azarlandığınız o günler vardı ya onlarda geride kalacak çünkü kurumsal alt yapının en büyük sorunlarından olan ve Türkiye'ye çok büyük zaman kaybettiren bürokratik çember daralacak politik ilimde seçmen ve siyasi parti arasında bir bürokrasi çemberi vardır bu bürokrasi ne kadar geniş olursa seçmen ve siyasal partinin iletişimi o kadar azalır işte bu çemberin daralması ile mevcut partiler ile seçmenlerin arasında ki iletişimde artacaktır. BAŞKANLIK sistemi bu noktada da önemli bir adım olacaktır. 

Bu doğrultuda bu sistem belki yarı başkanlık sistemi partili Cumhurbaşkanı gibi tek tek büyük adımlar ile gelecek biz ve bizden sonra gelecek olan jenerasyon ise buna şahit olacak bu yeni sistem değişikliği öncelikle ülkemize,devletimize ve Yüce Türk Milletine hayırlı uğurlu ve bereketli olsun 

Kızılelmaya Selam Olsun 

Gürkan DANIK

14 Ocak 2017 Cumartesi

TÜRKİYE GÜNDEMİ "BU GEMİ BATMAZ "


Türkiye şüphesiz son zamanlarda çok büyük bir değişim süreci yaşıyor ve bu olağanüstü olaylar silsilesinin sonuçları da kendini var eden olay gibi olağanüstü oluyor her ülke için geçerli olan iki temel dengede meydana gelen değişimler hem birbirini etkiliyor hemde toplumun üstünde büyük bir etki oluşturuyor ekonomi ve siyasette meydana gelen en yeni ve güncel konular ülke içerisinde yaşayan en basit bireyden en büyük kurumsal bireye kadar herkesi etkiliyor ve bu etki-tepki olayı sadece şimdiki nesli değil ileri de bu toprakların üstünde yaşayacak olan yeni jenerasyonunda yaşam standartlarına yön veriyor. 

Ülkemiz şuanda iç istikrar ve dış istikrar ikilemi arasında gidip gidip geliyor siyaset alanında başkanlık sistemi ve yeni anayasa çalışmaları ekonomi alanında ise döviz kurlarının son durumu,faiz beklentileri,büyüme rakamları ve makro ekonomik göstergelerin son durumu tartışılıyor öncelikle şuan ki içinde bulunmuş olduğumuz durumun farkına varıp durumun ciddiyetini kabul etmek zorundayız hatalar varsa hataları eleştirilecek karakterde olup bunu adam gibi kabul etmek ve önlemini almak mecburiyetindeyiz şimdi konuları tek tek tartışalım ülkemiz bir yıl içerisinde hem içeride hem de dışarıda kolay kolay bir ülkenin şahit olamayacağı bir çok şeye şahit olup,çetin bir sınav verdi. 30 yılı aşkın verdiğimiz terör mücadelesinin yanısıra 15 temmuz da yaşanan darbe girişimi öncesi ve sonrasında yaşanan ve başımızın üstünde dönen onca bela bir de bunlara tuz biber olurcasına İngiltere'nin AB den çıkışı,FED'in faiz spekülasyonları ve ABD seçimleri ,bunca olay yaşanırken bunların üstüne OHAL'in devam etmesi Başkanlık sistemi tartışmaları ve anayasa değişikliği görüşmelerini ekleyince de büyük bir karmaşanın içersinde kendimizi bulduk şimdi mevcut durumu ve yaşananları özet geçtiğimize göre ekonomi camiasında son zamanlarda tartışılan döviz kurları ne olacak,faizin seyri ne olacak,Merkez Bankası ne yapacak,kriz mi çıkacak gibisinden tüm soruları tek tek cevaplamaya çalışalım. 

Öncelikle kurlarda meydana gelen bu ani ve dengesiz artış kesin ve açık bir şekilde söylemek gerekir ki bizim için bir tehlike göstergesi hatta apaçık bir kağıt parçası olarak gördüğümüz paranın bir ülkeye olan tehtidir. Doların 3.90 nı görmesi Euro'nun 4.00 düzeyini aşması açık bir şekilde söylemek gerekirse ekonomik göstergeler üzerinde apaçık bir tehlike sinyalidir. Kurun bu derece yükselmesi öncelikle cari açığı,dış ticaret açığını ciddi anlamda etkiler özellikle enerji mallarında dışa bağımlılığı hala yüksek seviyede olan ülkemizin kur yükselişinden dolayı maliyeti ciddi anlamda artmaktadır. En basit örnek ile açıklarsak daha önce üçe bir veriyorsak şimdi kurun böyle orantısız bir şekilde yükselmesi üçe üç vermemize neden oluyor önceki durumdan farklı olarak verdiğimiz fazladan bu iki birimin maliyeti yurt içinden sağlanır ya fiyatlara yansıtılır ya da vergilerle sizden alınır yani elinde sonunda bizden çıkar, girdi maliyetleri artarsa karı düşen fabrikalar, firmalar işci çıkarır işsizlik artar fiyatlar piyasada yükselirse enflasyonda doğar ikisi aynı anda yaşanırsa belki stagflosyonist bir ortam ve bu süreç doğrultusunda yeni bir kriz bize el sallar tabi bunlar hepsi birer yaşanması muhtemel senaryolar kurda meydana gelen bir yükselmenin bu denli bir senaryonun üretilmesine neden olabileceğini gördük daha bir çok şey söylenebilir ve hatta yaşanabilir de önemli olan yaşanması muhtemel böyle olaylara karşı önlem alabilmektir. Peki nasıl olurda kurda meydana gelen bu ani değişimler bizi bir anda etkiler bizim işlerimize bizim para birimimiz olmayan dolar nasıl olurda burnunu sokar işte bu konu bir ekonomik bağımlılığı ortaya koyar uluslararası anlamda kabul edilen dolar fiyatını yansıttığı kur ile bizim piyasalarımızda maalesef söz sahibi olmuştur. Bunun da en büyük nedeni şüphesiz yine bizden kaynaklanmaktadır. Mevcut durumu hükümete,muhalefete veya diğer siyasi partilere ona yada buna yıkmaya başkalarını günah keçisi ilan etmeye hiç gerek yok verilen politik kararların da tabiki etkisi vardır ama birazda kendimize dem vurmalıyız olayın asıl ana kahramanı  toplumun ta kendisidir. Üretim ve tüketim alışkanlıklarını belli bir düzene sokamayan bizler sosyal statü kazanmak uğruna markalaşmayı,tüketim çılgınlığını,gelirimizden çok daha fazla harcama yapmayı ve dengesizliği düstur edinmiş bulunmaktayız 80'li yıllardan sonra serbest ekonomi anlayışı ile doları elinde tutup biriktirme yetkisi firmaların yanısıra maalesef halkada verilmiş ve halk elinde doları tutup bunu biriktirip yastık altı yapıp ciddi anlamda TL ye zarar vermiştir. Bir de snop tüketim anlayışı hız kazanmış dışarıdan gelen her mal kontrolsüzce talep edilmiş ve bu malların ithalatı öyle bir boyuta ulaşmış ki cari açığa en büyük etkiyi yapmıştır. Özellikle cep telefonları bu konuya çok daha iyi bir örnek teşkil etmektedir. Bir de çözemediğimiz enerji konusu enerji alanında ithalata konu olan kaynakların ticareti de cari açığa ciddi anlamda etki etmektedir.  Türkiye ise ne zaman enerji alanında çalışma yapsa (özellikle nükleer santrallerde) bir grup sözde yeşili seven doğa aşığı arkadaşlarımız meydanlara çıkıp veryansın yapmışlardır.

Türkiye şuanda bir sistem değişikliği içerisindedir ve tabi ki bu değişim kolay olmayacaktır. Türkiye üzerinde bu denli saldırıların gerçekleşmesi tesadüfi değildir. Askeri alandan,sivil alana,internet aleminden siyasete siyasetten ekonomi alanına doğru yapılan her saldırı yapılan her spekülasyon bize gösteriyor ki birilerinin gerçekten kuyruğuna iyi basmışız Alman basınından yapılan bir açıklamada Türkiye ekonomik durumunu düzene sokmak istiyorsa OHAL'i kaldırmalı Anayasa değişikliği çalışmalarını durdurmalı ve batı ile ılımlı geçinmeli diyor işte bahsettiğimiz bu kuyruk acısının en güzel kanıtı bu söylenen sözlerden yazılan cümlelerden çıkıyor

Bu süreçte yapılacak kısa ve uzun vadeli önlemler çok önemli öncelikle Merkez bankası faiz hamlesini çok iyi bir şekilde yapmalı faizi indirirse yerli yatırımcının önü açılır ama yabancı sermaye kaçar faizi yükseltirse yabancı sermayeyi etkiler ama yurt içi yatırımcının maliyeti artar faiz ile ilgili karar kısa vadede kurun ateşini almak için yükseltme eğilimli alınabilir yurt içi yatırımcıya da teşvik paketleri sunulabilir sonra ortamına göre faiz düzenlemesi gene yapılabilir uzun vadede toplumun kesinlikle artık üretim ve tüketim alışkanlıklarına bir  çeki düzen vermesi ve ekonomik anlamda sisteme hiç katkı yapmayan yastık altı birikiminin de piyasaya sürülmesi gerekmektedir. Topluma bu güveni sağlamak için ise bankalara çok büyük iş düşmektedir. Enerji alanında ki sorunlar acil bir şekilde çözülmelidir ve hemen nükleer santraller faaliyete geçirilmeli belli bir oranda da olsa enerji ihtiyacı bu alandan sağlanmalıdır. Bu santrallerin yanısıra yenilenebilir enerji kaynaklarına da önem verilmelidir. Çevreye kesinlikle zarar verilmemeli  ki çevre en büyük intikam alıcıdır bu konu ile ilgili eleştiri yapılacak ise de mantık çerçevesinde yapılmalıdır. Eğitim konusunda da finans,iktisat,temel ekonomi,makro ve mikro konuları açık,detaya ve teoriye çok dalmadan üniversite eğitimi öncesinden verilmeli bu ekonomik kavramlardan uzak olunmamalıdır. Yerli üretime ve tüketime önem verilmeli harcama,yatırım ve tasarruf anlayışları seviyeli bir şekilde gerçekleştirilmeli ilim ve bilişimden asla geri kalınmamalıdır. 

Kısacası bir geminin içindeyiz bir kaptanımız var ve bizde hepimiz bu gemiden sorumlu tayfalar ve mürettabatız hep birlikte el birliği ile bu dalgalı ve fırtınalı ortamda gemimizi sağ salim limana taşımalıyız burda sadece tek bir kaptana iş düşmez kaptanın ustalığı ise fırtınalı havada belli olur biz kaptanın ustalığını ve o kaptanı kaptan yapan asil tayfayı 15 Temmuz'da o büyük fırtınada gördük şimdi yine üstümüze üstümüzde gelen çok büyük bir fırtına var yine hep beraber birlik olmalıyız biz birlikte olursak Allah'ın izni ile hiç bir fırtına gemimizi alabora edemeyecektir. Zorluklar olacak elbet ama mücadelenin tadı ancak böyle çıkacaktır. Aynı Üstad Necip Fazıl'ın dediği gibi "Kolay mı kaf dağını çevirmek dolay dolay var ol eyy ulvi zorluk yere bat sefil kolay"

Kızılelmaya Selam Olsun

Gürkan DANIK



20 Aralık 2016 Salı

ÖLECEĞİZ AMA YALNIZ GİTMEYECEĞİZ


Tarih boyunca Türklerin ev sahipliğinde bir çok millete kucak açmış olan bu kadim Anadolu toprakları bir çok vatan evladı yetiştirdiği gibi kendi içerisinde yine aynı şekilde bu toprakların ekmeğini yemiş suyunu içmiş ama bu topraklara göz diken emperyalist ve sömürücü zihniyetin köpeği olmuş hain sıfatını bile utandıran varlıkları görmek de bu toprakların nasibi oldu. 

Yavuz Bülent Baki'ler hocamızında Anadolu şiirinde söylediği gibi  

"Zaman zaman nankör çıktı büyütüp okuttuğum, 
Gölge vermedi çok kere diktiğim ağaç... "

Şimdi ise bu toprakların üzerinde öyle bir oyun oynanıyor ki belki Anadolu tarihinde böyle bir saldırıyı görmemiştir. Adeta binlerce yıllık kinin,öfkenin hazımsızlığın şekil bulduğu bu savaş artık çok daha farklı sahalara ve farklı boyutlara ulaştı. Daha önce kolunuzun kas kuvveti kadar karşınızdaki ile mücadele eder ve fetihleriniz ise bu doğrultuda olurdu şimdi işin boyutu askeri alandan daha ziyade hem psikolojik savaşa hemde ekonomik ve siyasi bir kapışmaya döndü ülkemizde ve dünyada yaşanan son gelişmelere baktığımızda küresel güçlerin artık daha acımasız olduğunu görüyoruz dünya coğrafyasında nerede bir enerji nerede bir zenginlik nerede bir kaynak var ise orada ismini cismini bilmediğimiz adeta bölgenin piyonu olmuş örgütleri görüyoruz önce örgüt kuruluyor sonra yapılan eylemlerle kan dökülüyor toplumun psikolojisi alt üst ediliyor zaten darmadağın olmuş bir ülkenin ekonomiside yerin dibine batıyor aynı anda üç alandan üç saldırı gerçekleşiyor sonra bu kendini insan hakları savunucusu zanneden demokrasinin yılmaz bekçileri (!) kendi reklamını çok güzel yapıyor sonra size yardım paketleri gönderiyorlar sizden ,size ait olan her şeyi kat kat alıp bide size sadece zerresini verip adeta size küfrediyorlar. 

15 Temmuz gecesi, şairinde dediği gibi gökteki yıldızları çalıp omuzlarına takan ve kendine asker diyen hainlerin ve onların tasmasını tutan zihniyete adeta bir tokat olmuştu askeri alandan elde edemedikleri ve hezimete uğradıkları bu durum onları yeni bir plan arayışı içerisine soktu Orta doğu da taşların yeniden dizildiği bu süreçte Türkiye bu oyunun dışına itilmeli ve Türkiye Orta Doğu da söz sahibi olmamalıydı Fırat Kalkanı operasyonu sonrası adeta şaşkına dönen küfür milleti yolbaşcıları şeytanın izinden giderek hainane planlarını devreye soktular son yaşanan terör saldırıları ile 50'yi aşkın vatan evladımızı Can'larımızı bizden kopararak bizleri psikolojik olarak alt üst etmeye çalışıyorlar bu ülkenin moralini bozup bizi kendi üzüntümüzle meşgul etmeyi Halep ve diğer Orta doğuda ki planlarını bu şekilde yürütmeyi amaçlıyorlar ve bununla da kalmayıp AB ile ilişkileri artık son noktaya gelen ve kendine yeni alternatifler arayan Türkiye'nin Rusya ile yakınlaşmasından korktukları için Büyükelçiyi öldürüyorlar tüm bu yaşananların akabinde ise güvensizlik ve istikrarsızlık spekülasyonlarını yayıp bir de ABD tarafından da FED silahını kullanıp döviz kurları yolu ile ekonomiyi hedef alıyorlar. 

Sözün kısası her taraftan her alandan saldırıyorlar ve saldıracaklarda ve bunu yaparkende hiç kimseye acımıyorlar  ama biz inanıyoruz ki Zalimin sonu geldikçe zulmüde artar bu kadim topraklar kana alışkın sınırları da kanla çizildi toprakları da kanla sulandı ama bu toprakların üzerinde hep biz olduk gene biz olacağız kanımız akacak doğru öleceğiz hak yolunda yiğitçe öleceğiz ama yalnız gitmeyeceğiz şehitlere bahşedilen cennet yolunda giderken de namertleri hainleri kalleşleri cehennem çukuruna gömüp öyle gideceğiz. 

Kızılelmaya Selam Olsun

Gürkan DANIK/ 20.12.2016

9 Aralık 2016 Cuma

KAPİTALİZMİN VE SÖMÜRÜNÜN ÇARKINA ÇOMAK SOKALIM

Son günlerde ekonominin nabzına baktığımda Üstad Necip Fazıl'ın şu sözü hep aklıma geliyor "Dağı tanıyan nasıl bilmez uçurumu her yükselişin bir inişi olmaz olur mu" 

Küresel dünya şekilleniyor ve bir o kadar da acımasız olmaya devam ediyor artık kurallar belli ve bu yeni düzende güçsüzlere yer yok son bir kaç aylık süreçte herşey bir anda yaşanıp herşey nasılda oldu bittiye geldi değil mi ? İngiltere'nin AB den çıkışı ABD'de Trump'ın zaferi, Orta doğu da ki ani hamleler, OPEC'in aldığı yeni kararlar, AB-Türkiye ilişkilerinin kopma noktasına gelmesi ve alıp başını giden döviz kurları aslında Üstad Necip Fazıl'ın bu sözü dolar için neredeyse bire bir uyuşuyor 

Yaşanan tüm bu ekonomik ve siyasi sonuçlar ülkemizde özellikle döviz kurlarında inanılmaz bir yükselişe neden oldu dolar 3,59 seviyelerini görürken Euro ise 3,80 seviyelerini aştı tabiki bu durumda felaket tellallığı yapanlar susar mı hemen görevlerini en iyi şekilde yerine getirdiler öldük,bittik, battık bizi silip süpürecekler ve daha neler neler şimdi işin derinine inelim ve sizlerle bir senaryo yazalım ve en üstten en aşağı doğru giderek bu kargaşaya çözüm bulmaya çalışalım 

Öncelikle ABD seçimleri sonucu politik söylemleri ile kendini parlatan Trump sürpriz bir şekilde ABD Başkan'ı oldu tabi ki şu sözümüzü de hemen hatırlayalım "ABD'yi devlet Başkan'ları yönetmez" seçim sonuçlarından sonra bir haftada kendi rekorunu defalarca kez egale eden dolar Türk lirası karşısında ciddi anlamda değer kazandı ve kuru 3,50 seviyelerinde gördük birde OHAL süreci başkanlık sistemi ve seçim tartışmaları derken seviye 3,59 lara kadar tırmandı. Peki sonra ne oldu bu çıkışı fırsat bilen kapitalizmin kar anlayışına kendini kaptıran ve adeta 3 kuruş için Vatanını satmaya razı olan zihniyetler dolara yüklenmeye kalktı ki bunlar yaşanırken bazılarıda sınırların ötesinden avuçlarını ovuşturmaktaydı. 

Yeni dünyada artık saldırının hem yönü hem de şekli değişti sömürgeciler kendilerine yeni kaynak bulmak için gözlerini bu kadim topraklara çevirdi ve saldırı şekillerini ise finans sistemi ve ekonomik düzen oldu eskiden kolunuzun kas gücü kadar fetih gücüne sahip olabilirdiniz ama yeni dünya düzeninde ekonomik saldırılar, spekülasyon ve manipülasyonlar ve siber ortam saldırıları en popüler saldırı yöntemleri oldu ve bu yollarla milyarca kazanç anlık ve saniyelik aklandı ve aklanıyorda 

İşin mantığı çok basit aslında sizi bir borç yüküne sokmak ve sizi bu üstesinden gelemeyeceğiniz borçlar doğrultusunda size istenilen herşeyi a dan Z ye yaptırmak önce ülkenizin döviz kurları ile oynarlar bunu spekülatif hareketlerle, kredi derecelendirme kuruluşları ile vb tüm unsurlarla sağlarlar yabancı sermayeyi sizden çektikçe kur oranları alır başını gider sonra bu zihniyet sizin ithalatınızı kısamayacağınızı çok iyi bilirler ithalatı da yabancı para cinsinden yaptığınıza göre yükselen kurlarla maliyetinizi yükseltirler, maliyet arttıkça bütçenizden veya vergilerle bunu karşılamaya başlarsınız ülke içi fiyatları arttırmak zorunda kalırsınız,merkez bankasının rezervleri ile doların ateşini kısmaya çalışırsınız yani işin özü emperyalist zihniyetin yaptığı küçücük bir spekülasyon ve bi de bunu etkileyen olağan üstü bir olay, döviz kurundan başlayıp enflasyonunuzu,fiyatlarınızı, vergilerinizi ve bütçenizi etkileyen bir olaylar silsilesine kapılır gidersiniz. 

Bu bahsettiğimiz durum ülkemizde defalarca kez yaşandı ülkemizin üç kuruşa muhtaç olduğu IMF kapılarında bekletildiği ,zamanın siyasetçilerinin dediği gibi 70 centte muhtaç kaldığımız dönemlerin üzerinden çok zaman geçmedi hepsi daha dün gibi aklımızda araçlar değişsede bu ülkenin üzerinde oynanan oyunların amacı hiç bir zaman değişmedi. 

Günümüz koşullarında yaşanan son sürece baktığımızda artık yapılan hamlelerin ne kadar sert ve acımasız olduğunu görüyoruz ama eski Türkiye'nin çoktan değiştiğini de görüyoruz emperyalist sömürgecilerin karşısında artık yumuşak başlı bir Türkiye yok artık herşey oyunun kuralına göre ve daha da önemlisi artık Milletimizin karekteristik özelliği de değişti. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında bu ülkenin insanları içinde barındırdığı milli benlik duygusunun farkına vardı. Darbelerle yıllarca korkutulan,ezilen, hor görülen halk bu tür oyunlara artık dur demeyi çok iyi öğrendi. Bu da kuşkusuz büyük bir lider doğrultusunda Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan sayesinde gerçekleşti. 

En basit örneği ile dolar 3,59 seviyelerine çıktığı zaman boz doları kampanyası ile kısa vadeli bir önlem alındı ve olumlu gidişat kendisini gösterdi dolar 3,40 seviyelerine kadar geriledi. Borsa İstanbul'un varlıklarını TL'ye çevirmesi, enerji alanında ki ticaretin TL ile yapılmasına yönelik kararın alınması bunların hepsi bu milletin milli benliği ve cesaretine yönelik en önemli göstergedir. 

Yeni dünya düzeninde kısa vadeli önlemlerden daha ziyade uzun vadeli önlemler almamız gerekiyor özellikle dışa bağımlılık artık azaltılmalı ve yerli üretim ve tüketim alışkanlıkları baştan başa değişmeli ve kapitalizmin kurduğu tuzaklara karşı önlemler alınmalıdır. Cari açığın en büyük nedeni olan enerji alanında kendi öz kaynaklarımızı kullanmayı öğrenmeliyiz. Coğrafi konumumuzun risk primi her ne kadar yüksekte olsa enerji ulaşımı için önemli bir yer edindiğimiz için bizden vazgeçemeyecektirler ama bizim üzerimizde oyun oynamaktanda vazgeçmeyecektirler sömürgecilerin amaçları bu ülkeyi istedikleri gibi yönetecekleri bir pazar haline getirmek ve bu ülkenin kaynaklarına çöreklenmektir. 

Yeni nesil tüm bu oyunların artık farkında olmalıdır. Yıllarca yetiştirdiğimiz her bireye ilkokuldan üniversite çağına kadar tarih,edebiyat,coğrafya vb birçok sosyal bilim öğrettik ama bu nesile hiç bir zaman temelden bir ekonomi ve finans eğitimi göstermedik yeni nesil cebindeki parayı nasıl harcaması gerektiğini bilmediği için pervasızca harcamada bulundu ve nesil büyüdükçe tüketim çılgınlığı aldı başını gitti sonra bindiğimiz araba, kullandığımız telefon, giydiğimiz kıyafeti bile dışarıdan aldık ithal ettik ve sonrada dışa bağımlı hale geldik. İsraf etmemeyi,tutumlu olmayı, erdemli olmayı,çalışkanlığı,tasarruf etmeyi inancımız temel kaideleri olmasına rağmen öğrenemedik. Bu yüzden artık yeni nesil ekonomi ilmini, iktisat bilimini üniversitede değil daha erken bir düzeyde iken tanımalıdır. Eğer biz bu bireylere küçük yaştan cebinde ki parayı nasıl kullanacağını ve inançlarımız doğrultusunda bir ekonomi ahlakı öğretirsek tüm sistemi en alt seviyeden en üst seviyeye kadar etkiler ve kapitalizmin ve sömürün çarkına çomak sokabiliriz. 

Kızılelmaya Selam Olsun 

GÜRKAN DANIK






27 Kasım 2016 Pazar

21.YÜZYILIN DÜŞÜNCESİZ HASTA ADAMI


Gönül coğrafyalarımızdan süzülüp aklımıza gelen cümleleri yazmadan önce Üstad Necip Fazıl'ın şu sözünü bir hatırlayalım "Tutuşturanlar lügat kitabını elime,
Bilsinler Allahtan başka bilmiyorum kelime." 

Son günlerde küresel dünyanın sözde senaristlerinde bir telaş bir endişe bir korku görüyoruz istedikleri senaryolar gerçekleşmeyince ne yapacağını bilemeyen bu oyun yazarlar düşüncesiz ve mantıksız kararların altına imza atıyorlar gündemin en taze konusu olan Avrupa Birliği parlementosunu Türkiye'ye yönelik almış olduğu kararlar bunun en güzel göstergesi malum parlemento almış olduğu son kararla birlikte Türkiye'ye yönelik müzakereleri geçici olarak durduğunu söyledi. 
Bir noktaya değinmek istiyorum ülkemizde bu konu ile ilgili yorum yapan ve kıyametleri kopartan ve Avrupa olmazsa biz bir hiçiz diyen sözde aydınlarımız(!) bu tür söylemlerde bulunurken maalesef tek taraflı düşünmekten ileri gidemiyorlar. Konuya siyasi bir gözden daha ziyade ekonomik olarak baktığımızda bu sözde aydınlarımızın şikayetlerinin dış ticarete yönelik olduğunu görüyoruz Türkiye'nin Avrupa ile olan ticaretinin %40 oranında olduğunu ithalatının büyük bir kısmının özellikle hammadde ithalatının Avrupa'dan sağlandığını ve AB ile ilişkilerin bitmesi durumunda yurtiçinde ki mal ve hizmetlerin aksayacağını fiyatların alıp başını gideceğini ve Türkiye'nin bir kriz ortamına girebileceğini söylüyorlar 

Yapılan analizleri kesinlikle görmemezlikten gelemeyiz ve yapılan bu analizlere yanlıştır da diyemeyiz ki hepsi baştan sona doğrudur ama tekniği yanlıştır. Bununda nedeni olaylar silsilesine tek taraflı bakmaktan kaynaklanmaktadır. Türkiye'nin Avrupa ile olan dış ticaret oranı %40 ı aşkındır. Ama bu duruma Avrupa yönünden de bakmak gerekir sizce Avrupa bu denli yüksek bir oranda ticaret yaptığı ortağını pazar sahasından çıkarabilir mi? Avrupa Türkiye'den olan kazancını elinin tersi ile itebilir mi ? Hemde AB için tehlike çanlarının çaldığı İngiltere'nin çıkıp gittiği, bazı ülkelerin sağ-muhafazakar kesimlerinin AB'den çıkmaya yönelik referandum önerilerinin sunulduğu bu süreçte Avrupa en büyük pazarı olan Türkiye'yi görmezden gelebilir mi ? Unutmayın ekonomi ilminin en büyük ve en temel kanunları talep ve arza dayanır. Piyasada, talep de bulunan pazarınızı kaybedersiniz sizin yaptığınız arzın ne önemi olur bunu sözde aydınlarımız güzelce oturup düşünsünler bununla birlikte Türkiye kapısının kolunun mülteci kapısının koluna bağlı olduğunu unutmayalım Avrupa kapatacağı kapının kendisi için nelere mal olacağını iyi bir şekilde analiz edip mantıklı kararlar vermek zorundadır.  

Türkiye'nin yapması gereken en önemli hamle ise kendisine yeni ticari ortaklar bulmaya yönelik olmalıdır. Bu doğrultuda Şangay Birliğine yönelik çalışmalar ve sıcak ilişkilerin kurulması ve 2017 yılı için Türkiye'ye eneji kulübünün dönem başkanlığının verilmesi kısa vadede olumlu bir izlenimdir. Ama unutulmamalıdır ki bu birliğin en büyük yönlendiricileri Çin ve Rusya'dır ve bu ülkelerin Türkiye'ye yönelik tutumları çok esnek ve anidir. Yapılması gereken bir zamanlar Turgut Özal'ın karış karış gezdiği Orta Asya toprakların da gerçekleştirmeye niyetlendiği bir hayali TÜRK BİRLİĞİNİ gerçekleştirmektir. Bu aslında hayal değil bir Kızılelmadır. 

Sayın Cumhurbaşkanı'mız Recep Tayyip Erdoğan'ında söylediği gibi biz kararlarımızı alırken Hakkı'n ve Halkın sözüne bakarız Necip Fazıl'ın da dediği gibi bizlere lügat kitaplarını,kendi aldıkları kararları tutuşturup dayatanlar bizim için yok hükmündedir. Biz sadece önümüze bakacağız ve bu 21.Yüzyılın Düşüncesiz Hasta Adamı olan Avrupa Birliği neler yapacak akıbeti ne olacak bunları gözlemleyeceğiz.

GÜRKAN DANIK 


21 Kasım 2016 Pazartesi

BİR BÜYÜK DAVA "KIZILELMA"


Kızılelma yok mu tabiki vardır. 
Ama onun semti başka diyardadır 
Zaman'ı Mefkûre Seması Hayal 
Bir gün gerçek ama şimdi masal...

                                      Ziya Gökalp

Bir davamız var bizim taki kökleri Kâlu Belaya ilk insana dayanan ve öyle bir dava ki tüm cihana nam salmış kutlu bir millete rehberlik eden yol gösteren dava KIZILELMA, o Kızılelma ki bu kadim toprakların üzerinde şerefle yaşama ve yaşatma davasıdır. Ecdadın gönül coğrafyasının yerleşim merkezidir. Hakkın Hakanı götüreceği yerdir. O Kızılelma ki Ziya Gökalp'in içindeki cayır cayır yanan bir duygu Şanlı Osmanlı'nın topraklarının pare pare elden gittiği zamanlarda bu acıya dayanamayıp intihara kalkışan Gökalp'i öldürmeyen yaşatan davadır Kızılelma..

Kavramları unutuyoruz neleri unutmuyoruz ki 21. Yüzyılın acımasız dünyasında insanlık bile kendini kaybediyor unutuyor bazen, işte yaşadığımız ortam bu denli acımasızken artık bazı unutulan kavramları gün yüzüne çıkartıp bu milleti tekrar bir titretmek gerekiyor 

Şeytan hiçbir zaman peşimizi bırakmıyor ilk insanın varoluşundan bu zamana denk hiçbir zaman bırakmadı insanlık varoldukça kötülükte varoldu iyinin karşısına kötü, mazlumun karşısına zalim hep çıktı ve çıkacakta çünkü evren zıtlıklara tabidir. Şeytan her zaman yüz değiştirecek belki bir birey belki bir topluluk belki de insanlığın içinde kin,nefret haline gelip diğer insanlara zarar veren bir duygu olacak ve bu süreç ahir zamana kadar da böyle sürüp gidecek 

Hz Adem dünyaya indirilmeden önce büyük bir yolculukta idi alemleri gezdi ve her gezdiği mekana bir tuğ dikti her tuğa ise şeytan bir askerini gönderdi işte insan ayak bastıkça yeryüzüne,şeytanda hemen ardından gelmekte 
Hz Adem yolculuğa çıktığı zaman o yolculukta kullandığı araca ayak bastığı her yere biz Kızılelma dedik ve işte binlerce yıllık olarak bilinen ama aslının İlk insana ilk ATA'mıza kadar gittiğine inandığımız Kızılelma davası böyle başladı. Türk milletinin binlerce yıl boyunca kullandığı Kızılelma ülküsü Türk telakkisinin gündoğumundan günbatımına kadar her yer Türk yurdudur anlayışının doğmasına neden olmuştur. Kadim Anadolu topraklarında varolan sonra Tanrı Dağlarını mesken tutup tekrar Malazgirt'le Anayurtlarına geri dönen Türk milleti, ayak bastıkları heryere adaleti ve kendisine has töresini götürmüştür. Dünyada şuana kadar gelmiş geçmiş tüm Türk Hükümdarların amaç ve kaideleri yaşadıkları döneme göre değişiklik göstermiştir. Ama hiç kuşkusuz Türk'lerin en büyük amaçları gerçekleştirme arzusu İslamiyet'i kabul etmeleri ile başlamıştır. Türklerin İslamı kabul etmesi zor bir süreç olmamıştır. Türklerin İslamiyetten önceki yaşayışları, inançlarındaki kaideler, sosyo-kültürel özellikleri İslamiyet ile paralellik taşıyordu. Allahü Zülcelâl Hazretleri, Kuran’ı Kerim’de, öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah’ı severler, Allah da onları sever buyurmuştur. Bin yıllık gelenek olan Kızılelma inancı İslamın hilali ile bütünleşmiştir. Yalvacımız Hz. Muhammed (S.A.V) in de bir Kızılelması vardı. Cahiliye dönemine adeta bir güneş gibi doğan Allah Resulu hak bildiği davayı yine ki gündoğumundan günbatımına kadar heryerde haykırdı. Allah katında din İslam'dır emrini gönülden gönüle yayılmasına aracı etti. 

Şüphesiz Türkler için en büyük kızılelmalardan birisi tarih boyunca bir çok hükümdarın arzuladığı Peygamber Efendimiz S.A.V övgüsünü kazanabilmekti. 
Ertuğrul Gazi'nin Hayme anaya Denizleri aşacağız devlet olacağız ana demesi Peygamber Efendimizin övgüsünü almak için yola çıkacağız demekten başka bir anlam taşımıyordu. 
Yıldırım Beyazıt mahlasına yakışır ordusu ile İstanbul Surlarına gelirken yine aklında o kutlu övgüye ulaşmak vardı ve çağ açıp çağ kapatan büyük komutan Fatih Sultan Mehmet Han bu övgüye nail olacak ve artık İslamın sancağını üç kıtaya yaymak için yeni bir kızılelmaya adım atacaktı. Bazıları Kızılelmayı efsane olarak tanımlayabilir anlatılan tüm bu olaylar silsilesinin akli mantık olarak ispatlanmasını isteyebilir. Bizim inançlarımız aklımızın önündedir bunu unutmamak gerekir çünkü bazı durumlarda biz aklımız ile hareket edemeyiz duygularımızı ön plana koymak mecburiyetindeyiz yoksa ne amaçlarımıza ulaşabiliriz ne de layıkı ile inançla yaşayabiliriz. İnsanları motive edecek bir güce ihtiyaç vardır. Kızılelma ülküsüde böyle bir motivasyon unsurudur. Varılmak istenen yer, bir özlemdir. Türk milleti binlerce yıldır bozkır topraklarda atları ile kadim coğrafyaları bir uçtan bir uca gezdi. Yeryüzünde şerefle ve onurla yaşama ve yaşatma davasını güttü İslamiyeti benimseyen Türk devletlerinin amacı dünyaya hakim olmak değil İlahi Kelimetullahın izinden gitmek idi. Osman Gazi'nin Orhan Gaziye dediği gibi Oğul Bizim Davamız Allah yoludur bizim davamız kuru kavga ve cihangirlik değildir. İşte bu söylem bize en büyük Kızılelmayı göstermektedir. Bütün cihanı hükmeden ecdadımızın bu töresini günümüze uyarlamamız gerekir Devletin,iktisadi yaşamın,sosyal toplumun ve yaşayış biçiminin de bir Kızılelması olmalıdır. 

DEVLETİN KIZILELMASI

Devlet dediğimiz kavramı sadece belirli bir toprak parçası üzerinde belirli bir insan topluluğuna,iç ve dış egemenliğe sahip olup teşkilatlanmak olarak basit bir kavram ile açıklayamayız. Yapılan açıklama doğrudur ama eksiktir. Devlet kavramı tarihsel bir sürecin hatta tarihin ta kendisidir. İnsanoğlunun varoluşundan bu yana geçen zamanda Devlet hep kronolojik bir karakter sergilemiştir. Yani insanın olduğu yerde Devlet, Devletin olduğu yerde insanda olacaktır. Kızılelma ülküsünün Devlet düzeni için ortaya koyduğu kaide çok basittir. Yönetim anlayışını belirleyen kemikleşmiş bir yapı binlerce yıllık tarihimizde saklıdır. Devletin en büyük Kızılelması öncelikle ADALET olmalıdır. Adil, hakça ve dürüstlüğe dayanan sistem işleyişine ihtiyaç vardır. Eşitlik kavramı bize uzaktır çünkü eşitlik adalet değildir. Herkese eşit davranamıyız her insana aynı muamele ile davranamaz aynı yükümlülükleri uygulayamayız çünkü günümüzün dünyasında kişiler aynı şartlara aynı gereksinimlere sahip değildir. Bir kişinin kaldırabileceği bir yükü eşit olsun diye o yükü kaldırabilecek kapasitede olmayan bir insana yükleyemeyiz. Eşitlik ilkesi burada zedelenir mutlak iyiliğe bizi götürmez ana kaide adil olmaktır. Herkese hak ettiği gibi davranmak iyiliğe iyilik ile kötülüğe ise kötülüğün bedeli kadar bir ceza yada yaptırım uygulamak gerekir bu da ancak adalet kavramı ile gerçekleşir. Ecdadımız gönül coğrafyalarındaki yerleşim merkezlerine (Kızılelmaya) adım adım yürürken gittikleri her yere adaletide götürdüler bu adalet anlayışını sadece yönetim sistemlerinde değil tüm sosyo-kültürel yaşantılarına uygulayıp törelerinde değişmez bir kural haline getirdiler. Allah'ın (C.C) en büyük isimlerinden (El-Adl) ve emirlerinden olan adil olmak Devletin ve yöneticilerinin hedef koyacağı en büyük Kızılelma olmalıdır. Hüküm sürülen toprağın üstündeki tüm canlılara karşı sadece insan ile sınırlı kalmayıp Yaratıcının üstün ve sonsuz sanatını kullandığı her mahlukata adil davranmak en büyük amaç olmalıdır. 

İKTİSADİ YAŞAMIN KIZILELMASI

Ülkelerin gelişmişlik hamleleri doğrultusunda uygulayacağı stratejiler sadece siyaset üzerinden ilerlemez siyasi gücün yanısıra ülkeleri ileri bir seviyeye getirmek için ekonomik bir güce ihtiyaç vardır. Güç, burada önemli bir kavramı teşkil eder ama bu bahsedilen güç unsurunun yanında bağımsızlıkta çok önemli bir olgudur. Bir ülke çok güçlü olduğunu ekonomik sistemlerinin çok iyi işlediğini düşünebilir ama kendisini var eden bu güç belki onun süslenip püslenmesi içinde sağlanmış olabilir. O ülke kendisini güçlü zannederken belkide çoktan bağımsızlığını kaybetmiş dış kaynaklara ve müdahalelere açık hale gelmiş olabilir. Ülkeler ancak bağımsız bir ekonomik güce sahip oldukları zaman günümüz dünyasında söz sahibi olabilirler. İktisat literatürünün temel maddelerinden birisi kaynak teorisidir. Kaynaklar maalesef sınırlıdır ve yenilenemeyen kaynaklar hariç diğer tüm kaynaklar tükenmektedir. Sanayi devrimi ile başlayan kitlesel üretim ve bu üretimin küreselleşme anlayışı ile sınırların ötesi bir boyut kazanması kaynaklar üzerinde yeni planların yapılmasına neden olmuş ve dünya kaynakları sömürücü zihniyetin iştahını kabartmıştır. 
Merkantalist dönemde değerli madenler, fizyokraside toprak ve kapitalizm de ise petrol vb enerji kaynakları ekonomik gücün simgesi olmuştur. 20'inci  yüzyılın dünyasında ise nükleer kaynaklar,üstün teknoloji ve bilişim sektörü en büyük rol modeldir. 

Ülkemizin iktisadi yaşamında ki en büyük Kızılelma öncelikle İLİM'in peşinden koşmak olmalıdır. Tarih bunu bize bir çok yerde defalarca öğütlemiştir. Bilge Kağan ve Kül Tigin Yazıtları'nda yer alan şu söylemler bizi tasdikler niteliktedir. Yöneticilerin bilgisiz ve beceriksizliği kadar toplumun bilgisizliği de toplumsal varoluşu tehdit eden unsurlar arasındadır. Halkın bilgisizlikten dolayı, Ötüken'i terk ederek Çin sınırına yerleşmesinin acı sonuçlarıda yazıtlarda ifade eder, 
ayrıca Bilge Kağan yazıtlarında bilgisizliğin toplumu köleleştirebileceğini ve devletin sınırlarını tehlikeye de sokacağını anlatır. 

Herşeyden önce İslam da İlime çok büyük önem verir ilk ayet OKU hükmü bunun en büyük ve kesin kuralıdır ve İlahi Kelimetullah'da da birçok yerde İlime ve çalışmaya yönelik hükümler geçerlidir. Örnek olarak Kuran'ı Kerim'de İnşirah süresinin 7. Ayetinde "Feiza ferağte fensab " Boş olduğunda tekrar kalk ve yorul asla boş durma ayeti ile çalışmayı teşvik etmek boş zamanı değerlendirmek öğütlenmiştir. Günümüzün dünyasında bilim sektörü çok hızlı bir şekilde ilerlerken bizde bu yarışın dışında kalamayız ve bu yarışta ayakta kalabilmek için öncelikle ilime ve çalışmaya ciddi anlamda önem vermek mecburiyetindeyiz. İlim sayesinde topraklarımızdaki öz kaynaklarımızı kullanabiliriz, ilim sayesinde finans dünyasının spekülasyon ve manipülasyonlarını çözebiliriz. Unutmayın Batı Kuzeylilerden binlerce yıldır korktu halada korkuyor doğuyu yıllarca sömürdü hala sömürüyor. Sizin başınızı doğrultmanızı istemiyorlar OKU hükmünü ortadan kaldırmak için örgütler kuruyorlar (Boko Haram) çünkü İLİM eğer ki doğduğu topraklara geri dönerse işte o zaman herşeyin değişeceğini çok iyi biliyorlar.

Toplumun Kızılelması Gençliktedir. 

Ülke olmak sınırların içerisinde toprak,deniz ve hava sahasına sahip olmaktan ibaret değildir. O ülkenin içindeki insanlar ülkeyi teşkilatlanmış bir devlet haline getirmektedir. İnsanın karakteristik özelliği hem kendi dönemine hemde gelecek nesillerin yaşayacağı döneme yansımaktadır. İnsan öncelikle yaşayacağı topluma faydalı olmak zorundadır ve bu fayda asla kişinin kendi çıkarına yönelik olmamalıdır. İnsan yaşadığı topluma, mensup olduğu millete ve ayak bastığı topraklara her zaman sahip çıkmalı bu kutsal değerleri herşeyden üstün tutmalıdır. Ülkemizin insanları ilk başta kendini çok iyi eğitmek zorundadır sorgulayan,araştıran bir nesil hiç bir zaman başka birinin sözüne tav olmayacaktır. Bu durumun sağlanması içinde eğitim olmazsa olmaz bir ana kaidedir. Eğitimin de başlangıcı kesinlikle aileden ve ahlaki değerlerden olmalıdır. Günümüzün gençleri maalesef bahsetmiş olduğumuz bu kavramların eksikliğini ve zararını çok ciddi anlamda çekmektedir. Toplumda gerçekten bu da mı olacaktı bunuda mı görecektik diye şaşırdığımız olaylara maalesef yeni dünya düzeninde çok sık bir şekilde şahit olmaktayız. 

Eğitim sürecinde gençlerimizin ilgi alanları tespit edilmeli ve söz konusu alanlarda uzmanlaşmaları sağlanmalıdır. Gençler amaçları ve ilgi alanları doğrultusunda yönlendirilmeli ve bu yönden asla saptırılmamalıdır. Nasıl ki bir balıktan ağaca çıkması beklenemezse soyut ilimlere merakı ve ilgisi olan bir gencinde somut ilimlere yönelmesi beklenilemez Gençlerimiz idealist olmak zorundadır.İşte Kızılelma dediğimiz kavram gençlerimizi motive etmek için kullanacağımız kutlu,kadim ve geçmişi olan büyük bir davadır. Toplumların geleceğini yine o toplumda yaşayan gençler belirler bu kaçınılmaz bir gerçekliktir. 

Gençlerimiz Cennet Gençlerinin efendisi Hz.Hüseyin'in davasını bilmek mecburiyetindedir. Peygamber efendimiz Hz Muhammed'in (S.A.V) en büyük destekçileri ve ona inanan İslamın sancağını yeryüzünde dalgalandırmak için adeta yarışa giren sahabelerin hepsi gencecik insanlardı. Zülfikarın sahibi Hz.Ali (r.a) İman ettiğinde daha küçücük bir çocuk idi. Çağ açıp çağ kapatan büyük komutan Fatih Sultan Mehmet Han en büyük Kızılelmasına ulaşıp Peygamber övgüsüne nail olduğunda 21 yaşında idi. 
Tüm bu örnekleri çoğaltmak mümkündür kısaca toplumu ayakta tutacak olan ve o toplumu yüceltecek olanlarda Kızılelma aşkı ile yanıp tutuşan İDEALİST GENÇLİK olacaktır. 

Son Söz

Kızılelma davası ve ülküsü görüldüğü gibi basit bir kavram değildir. Binlerce yıldır ecdadımızı hep motive eden ve bu ülkü uğruna hayal edilen o adil,düzenli ve inançla yoğrulmuş dünyayı sağlamak için ecdadımız dünyada hemen hemen ayak basılmadık yer bırakmamıştır. İşte böyle bir ecdadın nesli olarak bizlerde onlara layık olmak için onların güttüğü davayı sonuna kadar sürdürmeliyiz. Yalvacımız Hz Muhammed'in (S.A.V) Bize emaneti olan İslam sancağını Atalar Atası Oğuz'un tunç yüreği ile taşımalıyız. Üstad Necip Fazıl'ın dediği gibi "Yürü altın nesli o tunç Oğuz'un adet küçük zaman çabuk yol uzun Nur yolu izinden git kılavuzun fethine çık doğru güzel sonsuzun" 

Yol Üstad'ın dediği gibi uzun, zamanda çok kısıtlı ve şeytan ve onun askerleri hep peşimizde kötülüğe karşı iyilik olmak, zalimin karşısında alp, mazlumun karşısında eren, Nemrut'a karşı İbrahim Firavun'a karşı Musa olmak dileği ile Kızılelmaya Sonsuz Selam Olsun

GÜRKAN DANIK