21 Ocak 2016 Perşembe

OCAK AYININ EKONOMİK ANALİZİ VE TÜRKİYE'NİN YENİ YILDA ALMASI GEREK TEDBİRLER

Yeni yılın ilk ayını yavaş yavaş geride bırakırken ekonominin gidişatı ve konjektürel dalgalanma son sürat devam ediyor özellikle 2015'in aralık ayından bu yana yaşanan gelişmeler 2016 yılının çok hareketli geçeceğinin de sinyallerini veriyordu. 
Ocak ayının sonlarına doğru gelirken yeni yıla başlamadan ABD Merkez Bankası FED faiz oranlarını aralık ayında 0.25 puan arttırarak bir çok ekonomistin merakla beklediği hamleyi yapmıştı FED'in yapmış olduğu bu faiz oranlarında ki artış uzun zamandır beklendiği için bir çok ülke bu hamlenin önlemini önceden almaya başlamıştı ve özellikle ülkemizde ve bir çok gelişmekte olan ülkede bu  faiz arttırımından ciddi manada etkilenmedi. TCMB da en son yapmış olduğu PPK toplantısında faiz oranlarını sabit tutmayı yeğledi. 
İleriki zamanlarda Amerika Merkez Bankası FED'in enflasyon hedeflerini gerçekleştirdiği takdirde ileriki aylarda yapacağı FED toplantılarında faiz oranlarını 0,50-0,75 baz puanı aralığında arttırması muhtemel gözüküyor böyle bir durumda önümüzde ki 4-5 aylık süreçte azalan oranlarda döviz kurlarında yükselmelerin meydana gelebileceğini söyleyebilirim. 

ASGARİ ÜCRETTEKİ ARTIŞ

Geçtiğimiz aylarda sık sık gündemde duyduğumuz konulardan birisi Asgari Ücret tartışmaları idi. Hatta bu konu o kadar çok hararetli bir hale geldiki bir çok siyasi partinin seçimlerde beyannamelerinin baş tacı oldu
 Ocak 2016 dan itibaren asgari ücret 1300 TL olarak belirlendi. Asgari ücretin artması ile birlikte hem tartışmalar tekrar alevlenirken hemde piyasaların,sektörlerin,ekonominin reel yönünün ,üretim ve tüketim yönününde nabzı hızla artmaya başladı. 
Asgari ücretteki bu artışın ekonomi üzerinde birden çok senaryosu bulunmakta çok yönlü düşündüğümüzde bu hamlenin pozitif ve negatif yönleri gözümüze çarpmakta pozitif yönüne değindiğimizde ülkemizde açlık sınırının 1400 TL'ye ulaştığını dikkate alırsak bu ücret artışının kısmende olsa olumlu bir hamle olduğunu söylemek mümkün bununla birlikte kişilerin gelir seviyesinde meydana gelen artışın talebi canlandırması ile arzı etkilemesi mümkün ama tabiki işin negatif yönüne baktığımızda ise maliyetleri artan işveren sınıfının işci çıkarımında bulunup işsizlik oranında da bir artışın gerçekleşmesi muhtemel,hükümet tarafından yapılan bu hamlenin sonuçlarına yönelik yorumların erken olduğunu ileriki zamanlarda karşımıza çıkacak göstergelerin bize yol gösterici olacağından yanayım

PETROL FİYATLARI

Petrol fiyatları son zamanların en düşük seviyesinde seyrediyor Brent petrolün varil fiyatı, İran'a yönelik ekonomik ve finansal yaptırımların kaldırılmasının ardından 28 doların altına gerileyerek 2003 yılından bu yana en düşük seviyesini gördü.

İran'a yönelik yaptırımların kaldırılması, Çin'e yönelik tedirginlikler ve güçlü dolar gibi gelişmelerle yön bulan petrol piyasasında, yıl başından bu yana gözlenen düşüş trendi devam ediyor petroldaki bu düşüş trendi ile birlikte özellikle petrol ihraç eden ülkeler ciddi anlamda eğer petrole olan bağımlılıklarını azaltmayıp ihracatlarını farklı alanlarda geliştirmezlerse çok büyük sıkıntılar yaşamaları an meselesi gibi gözüküyor ve bu alanda şuan önemli çalışmalar yapan ülkenin Suudi Arabistan olduğunu görüyoruz Suudi Arabistan özellikle yaklaşık %80 civarlarında olan petrol bağımlılığını %70 civarlarına çektiğini görmekteyiz Rusya ise eğer hem diplomatik hemde ekonomik önlemler almaz ise ileriki aylarda ciddi problemler yaşayacak gibi gözüküyor. 

ÇİNDEKİ DURGUNLUK

Asya'nın en büyük kaplanı Çin'e baktığımızda %6.9 luk bir büyüme oranı ile son 25 yılın en düşük büyüme rakamları ile karşı karşıya olduğunu görüyoruz her ne kadar Çin geçen yıl ciddi ekonomik hamleler yapıp Asya ve Avrupa piyasalarını korkutsada kötü kokular yaydığı söylensede Çin'in bir politika değişim aşamasında olduğunu ve bu değişim sürecinden sonra eski büyüme trendine devam edebileceği yorumunu yapabilirim 

IMF HEYETİ GELİYOR

Hazine Müsteşarlığından yapılan açıklamaya göre, Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) bir heyet, "madde 4" olağan görüşmeleri kapsamında Türkiye'ye gelecek. 

Heyet, 22 Ocak'a kadar İstanbul'da özel sektör ve mesleki kuruluş temsilcileri ile görüşmeler yaptıktan sonra, 25 Ocak-1 Şubat tarihlerinde Ankara'da resmi temaslarda bulunacak. 

TÜRKİYE BU YIL HANGİ HAMLELERİ YAPABİLİR

Türkiye her ne kadar riskli,karışık ve ateş çemberi bir coğrafyada olsada bu yıl etrafında ki bir çok ülkenin hamlelerinden akıllıca yararlanabilir örneğin cari açığın kronik hastalık haline geldiği ülkemizde brent petrol fiyatları bu derece düşükken bu ihtiyacını ucuza temin edip sanayi sektörünü geliştirip burdan elde ettiği kazancını geri dönüşüm niteliğinde olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirebilir. Ar-ge payını arttırarak teknolojik ilerlemeye katkı sağlayabilir. 

FED'in kararları doğrultusunda faiz oranlarını arttırabilir ve kendisinden çıkma riski olacak  sıcak parayı cebinde tutabilir. 

Son gelişmelerle birlikte hem ekonomik anlamda hemde siyasi anlamda taşların yeniden dizildiğini kartların yeniden karıldığını görüyoruz tüm dünya devleri hamle üzerine hamle yapıyorlar Batı'nın kapitalist devi ABD tarih boyunca doğunun en geniş topraklarına kurulan Rusya ile mücadelesi durmaksızın devam ediyor AB ülkeleri kendi aralarında ciddi anlamda problemler yaşıyorlar Rusya-Ukranya krizi,Orta Doğu ateş çemberi ve Avrupa'nın hamleleri tüm bu yaşananlar bize gösteriyor ki 2016 yılı çok hareketli geçecek ve belki de yepyeni teoriler bu dönemde gerçekleşecek


17 Ekim 2015 Cumartesi

RUSYA YANLIŞ HAMLE YAPAMAZ

Ortadoğu şu son aylarda oldukça hareketli Suriye'deki iç savaş,DAİŞ,mülteci hareketleri ve en son olarak Rusya federasyonunda çıkan yurtdışına asker gönderme kararının çıkması ile Rusya'nın Özgür Suriye Ordu'suna hava harekatları başlatması en son gelişen olaylar olarak söyleyebiliriz.
 Öncelikle Rusya'nın bu tavrı başta Türkiye,ABD ve bazı ülkeler olmak üzere Esadsız çözüm isteyenlerin tepkisine neden oldu ekonomik düzeni ve politik ilişkilere göz attığımızda Rusya ve Türkiye'nin son yıllarda gerek enerji gerek ise ticari olarak büyük anlaşmaların yapılmaya çalışıldığını görüyoruz Akkuyu Nükleer Santralinde ortaklaşa çalışılması,Türk Akımı projesi bunlardan bazıları tabiki iki ülke arasında farklı bakış açıları bulunmakta bunun en güzel örneği ise Suriye meselesi malum Rusya Esadlı bir çözüm arar iken Türkiye ise Esadsız bir çözümü öneriyor her ne kadar siyasi ziyaretlerde gerek Başbakan'ların ve Devlet Başkan'larının görüşmelerinde Suriye meselesini açan ve çözüme kavuşturmayı amaçlayan Türkiye'de olsa Rusyanın Suriye konusunda ısrarını devam ettirdiğini ve bazı noktalarda Türkiye'yi ciddiye almadığını görüyoruz. Böyle bir tavır tabiki uzun vadede sürecek bir tavır değil çünkü her iki ülkenin de birbirinden kopması çok zor çünkü Rusya'nın doğal gaz konusunda Almanya'dan sonra ki en büyük müşterisi Türkiye ,bununla birlikte enerji konusunda Türkiye'nin Avrupa ülkelerine enerji aktarmakta ki köprü konumuda unutulmamalı Rusya'nın da hesap hatası yapıp Türkiye gibi bir müşteriyi kaybetmesi zaten Ukranya krizinden dolayı ve kendisine karşı tavır takınan ABD ve Avrupa ülkelerinin de ekmeğine hem yağ çalacak ve son zamanlarda da negatif büyüme gösteren ekonomisine ise zarar verecektir.

Türkiye ise enerji konusunda şuanda kendisini yenileyen ve farklı projelere adım atmaya çalışan bir ülke eğer ki iki ülkenin birbirilerine karşı soğuk tavırları devam ederse Akkuyu projesinin yavaş ilerlemesine de neden olabilir bu da tabiki her iki ülkeninde istemeyeceği bir şey 
Sonuç olarak Rusya yanlış hamle yapamaz en değerli müşterisini de kaybetmeyi göze alamayacaktır.  

7 Ekim 2015 Çarşamba

SON VERİLER ABD'DE HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI

Ekonominin gidişatında iki hafta önce merkez bankaları kararlarını açıklamışlardı. ABD Merkez Bankası FED eylül ayı toplantısında faizlere dokunmamış ve sabit tutmuştu. TCMB ise PPK toplantısında ise FED'den gelen kararlarında etkisi ile faiz oranlarında herhangibi değilikliğe gitmemişti. 

Tüm bu beklenen kararlar neticesinde FED kurlar üzerindeki spekülasyonuna devam edecek gibi gözüküyor özellikle bir kaç gün önce açıklanan ve FED'in ileriki zamanlarda faiz oranları ile ilgili vereceği kararlarda rol oynayacak olan Tarım dışı istihdam ve işsizlik oranlarının açıklanması ile işsizlikte beklenilen bir oranın gerçekleştiğini ama Tarım dışı istihdamda gerçekleşen son rakamların ABD'yi hayal kırıklığına uğrattığını söylemekte fayda var

ABD´de tarım dışı istihdam Eylül ayında 142,000 ile beklentilerin çok altında artarak ekonominin Fed´in faiz artırmasına imkan verecek kadar güçlü olmadığına dair endişe yarattı.
ABD´de işsizlik oranı ise yüzde 5.1 ile yedi buçuk yılın en düşük seviyelerinde kaldı ve beklentiler doğrultusunda gerçekleşti. Ağustos ayına ait tarım dışı istihdam artışı da 173,000´den 136,000´e revize edildi.

Tüm bu gerçekleşen oranlarla birlikte dolar değer kaybederek bazı emtia ürünleri ise bu hafta yüz güldürdü diyebiliriz. Ülkemizde de bayramın etkisi ile de bir kaç gün işlemlerin kapanık olması doların ateşini 3.07 lere çıkarsada daha sonra ateşi az da olsa dinen dolar tekrar 3.01 düzeylerine geri çekildi ama tabiki Suriye durumları ile birliktede 3.03 oranlarına tekrar yükselen dolar 22 eylül sonrası 2.99 seviyesine çekildi. 

ABD'de açıklanan işsizlik ve tarım dışı istihdam oranlarının tam manası ile ABD'nin istediği şekilde gerçekleşmemesi FED'in Aralık ayında da faiz oranları ile ilgili çok büyük bir sürpriz yapmayacağının aslında işaretini vermiş oldu uzmanlara göre ise söz konusu beklenen faiz oranı artışının ya Ocak 2016'ya ya da Mart 2016'ya dair kalabileceğinden bahsedilmekte tek bir gerçek var ki o da ABD faiz vadeli işlemlerine göre beklentilerin altında kalan verinin ardından Fed´in Aralık ayında faiz artırma olasılığı yüzde 44´ten yüzde 30´a gerilemesidir. 

Bununla birlikte küresel ekonomide hala çok hareketli hem ekonomik hem de siyasi olarak gelişme üzerine gelişmeler yaşanıyor özellikle Orta Doğu'da ki hareketlenmeler Rusya'nın Suriye'de ki faaliyetleri,ülke içerisinde ki seçim atmosferi de makro iktisadi göstergeler üzerinde de etki yapmaya devam ediyor. 

KAYNAK:İnvesting.com

28 Eylül 2015 Pazartesi

MERKANTİLİZM VE TÜRK İKTİSAT TARİHİNDEKİ YERİ

Temel ekonomik sistemlerin ve bu sistemlerin oluşumuna katkı sağlayan iktisat okulları olan Klasik İktisat,Keynesyen İktisat gibi iki temel iktisat okulundan önce ekonomik sistemi şekillendiren bir çok iktisadi akım mevcuttur. Bunlardan en önemlisi ise Merkantilizmdir.  

Merkantilizm 15.yy ile 18.yy arasında uygulanmıştır.  Jean Bodin,Thomas Miles,Montaigne gibi temsilcilerin savunduğu merkantilizmin tarihsel sürecine baktığımız zaman iktisat okullarından önceki en uzun akımlardan biri olduğunu söyleyebiliriz. 15.yy'da gelişim gösteren Coğrafi Keşifler,rönesans,reform hareketleri merkantilizmin gelişimine katkı sağlamıştır. Farklı ülkelerde farklı isimlerle (Fransa'da Colbertzim Almanya'da Kameralizm) uygulanan merkantilist politikaların en temel özelliği 
güçlü devlet olabilmenin yolu kıymetli madenleri stoklamak olduğunu, nasıl ki insanlar para biriktirdikçe zenginleşiyor ise ülkelerde kıymetli maden biriktirmek suretiyle zenginleşecektir anlayışı hakimdir. Bu temel düşünce ile birlikte merkantilist düşünce dünya zenginliğinin sabit olduğunu,ihracatın ithalattan fazla olması gerektiğini bu şekilde dış ticaret fazlası verilmesi gerekliliğini ve ülkeye giren kıymetli madenin çıkandan fazla olmasını,ithalatın yasaklanmasını ve müdehaleci güçlü bir devlete güçlü bir orduya ve donanmaya sahip olunması gerektiğini savunmuştur. 
Donanmaya verilen önemin üzerinde durulmak gerekirse sömürgecilik anlayışı ile diğer ülkelerden elde edilen kıymetli madenlerin taşınması ve ana ülkeye transfer edilebilmesi için güçlü ve okyanusa dayanabilecek gemiler hazırlanmıştır. Bu gemilerin ve tersanecilikte ilerleme sağlanması hem Coğrafi Keşifler noktasında hemde merkantilizmin amacına hizmet etmiştir.

Merkantilist politikalar zamanla bazı sonuçlar doğurarak bu sisteme olan güveni azaltmıştır. Özellikle dış ticaret fazlasının sürekli aynı ülkelerde toplanması,para stokunun aşırı derecede artması ile paranın değerini düşürmüş ve ciddi enflasyona neden olmuştur. Ticari faaliyetlerde de sürekli tek bir tarafın zenginleşmesi yüzünden ticari partnerler yoksullaşmaya başlamış ve ticaretin işleyişine ve rekabet ortamına da zarar vermiştir. 

Merkantilizmin Türk İktisat tarihinde ki yerine baktığımızda ise bu sistemin dönemin Osmanlı İmparatorluğunda uygulanmasının çok zor olduğunu görmekteyiz çünkü Osmanlı Devletinin iktisadi anlayışı Anti-Merkantilist bir zihniyeti barındırdığını görüyoruz. Osmanlı devletinin iktisadi yapısı üç temel ilke üzerine oturtulmuştur. 

Osmanlı ekonomisi üç temel ana ilkesi vardı.  Bunlar İaşe ilkesi,gelenekçilik ve maliyecilikti.

İAŞE İLKESİ:

Bu ilkenin en temel esası Osmanlı vatandaşlarının ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanması,vatandaşların yaşadığı bir ortamda açlık,kıtlık ve yoksulluk gibi sorunları ortadan kaldırılması anlayışına sahiptir.Bununla birlikte temel ihtiyaçların dışarıya çıkmaması içinde ihracata Yönelik politikalar çok sıkıdır ve genelde ithalata önem verilmektedir.  

GELENEKÇİLİK:

Osmanlı tebaasında ki tüm sosyal yapıların kültürel iktisadi yapıların korunması (lonca teşkilatı gibi)

MALİYECİLİK:

Osmanlı ne olursa olsun her zaman hazinenin dolu olmasını istemiştir. Harcamaları minimum seviyeye indirmek hazineyi altınla dolu tutmak temel amaç edinilmiştir.

Bu üç ana ilkeden çıkardığımız sonuca göre özellikle İaşe ilkesinin ihracat üzerinde çok büyük bir etkisi vardır. Osmanlı devletinin ihracat ile birlikte ülkeden kaynak çıkması ile Osmanlı tebaasının temel ihtiyaçlarında bir eksilme ve kıtlığa yol açacak bir anlayışa sahip olması ihracatın önüne engel teşkil etmiştir. Ve merkantilist sistemin en temel özelliği olan X>M (İhracat>İthalat)diye adlandırılan düzenin önüne engeldir. Her ne kadar Osmanlı Devleti Mutlak Monarşi ile yönetilsede,devlet iktidarını sınırlayan bir sistemin olmaması güçlü devlet,güçlü ordu anlayışını gösterip merkantilizmin ilkelerinden birine uyum sağlasada bu sistemin en temel ilkelerinden biri olan bazı özelliklere devletin iktisadi sistemi engel olduğu için Osmanlı Devletinin Anti-Merkantilist bir düşünceye sahip olduğunu söylemeliyiz. 

GÜRKAN DANIK

27 Eylül 2015 Pazar

MERKEZ BANKALARI KARARLARINI AÇIKLADI


Ekonominin gidişatında son haftalara baktığımızda dolar kurunun yükselmeye devam edip tepe noktası olarak kabul edilen 3.07'nin üstüne çıkarak direnç noktasını kırması ve Amerika merkez bankası FED'in ve TCMB'nın PPK toplantısı sonucunda ki faiz kararları gündemin en önemli konuları idi. 

Amerika Merkez Bankası FED beklenildiği gibi faiz oranlarına gene dokunmadı ve sabit tuttu bu karardan sonra her ne kadar dolar 2.97 seviyelerine kadar düşsede bu düşüş görünümü çok kısa sürdü özellikle kurban bayramının ve FED kararı sonrasında FED başkanı Yellenin bu yıl içerisinde faiz oranlarını yükselteceklerine dair öngörüleri konuşması dolara tekrar bir hareketlilik sağladı. TCMB ise geçen aylarda FED kararlarının etkili olacağını bekle-gör uygula sistemini kullanacağından bahsetmişti. Ve o da PPK toplantısında almış olduğu kararla  gecelik marjinal fonlama oranını (faiz koridorunun üst bandı) yüzde 10,75 ve Merkez Bankası borçlanma faiz oranını yüzde 7,25'te sabit bıraktı. 
PPK, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) yüzde 7,50'de tuttu.Bu oranları sabit tutması ile birlikte ise 
Sıkı para politikası duruşunun ve alınan makro ihtiyati önlemlerin etkisiyle kredi büyüme hızlarının makul düzeylerde seyrettiği vurgulanan duyuruda, dış ticaret hadlerindeki olumlu gelişmeler ve tüketici kredilerinin ılımlı seyrinin cari dengedeki iyileşmeyi desteklediği belirtildi.
FED Başkan'ının yakın zamanda yapmış olduğu bir sunumda ise faiz arttırımını bu sene içinde arttırmayı öngördüğünü ABD'nin iş gücü piyasasında iyileşmenin olduğunu ama tam istihdamın sağlanamadığını ABD'nin ekonomik görünüşünün iyi olduğunu ve güçlü iş piyasasının ise hedeflenen %2 lik enflasyona destek olacağını söyledi. 

Enflasyon konusunda TCMB Erdem Başçıda bazı açıklamalarda bulundu özellikle son zamanlarda her ne kadar enerji mallarında ki fiyatlardan dolayı maliyet avantajı iyi bir görünüm sergilesede dolar kurunda meydana gelen artışlardan kaynaklanan enflasyon artışının eylül ayı enflasyon rakamlarına yansıyabileceğini çekirdek enflasyonun oranında bir negatif etkinin olabileceğinden bahsetti. 

Sonuç olarak bu hafta merkez bankalarının faiz ile ilgili vermiş oldukları kararlara bakarsak FED'in ABD kendini tam olarak garantiye alsın ekonomik kuşkular kalmasın düşüncesine sahip olduğunu TCMB'nin ise bakalım görelim neler olacak zihniyetine sahip olduğunu söyleyebiliriz. 

Kaynak:Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası,
NTVpara

17 Eylül 2015 Perşembe

SON BÜYÜME ORANLARININ EKONOMİK ANALİZİ

Son açıklanan büyüme oranları ile Türkiye ekonomisi %3.8 büyüme oranları ile 2. çeyrektede büyümesini sürdürdü ve 23 çeyrektir büyümeye devam ediyor öncelikle bu büyümenin ekonomik analizini yapacak olursak şunları söyleyebiliriz.  Türkiye'nin enerji ve emtia mallarının büyük bir kısmı dışarıdan sağlanıyor ve üretim aşamasına giren bu ürünlerin ham maddesi ithalat ile temin ediliyor özellikle son dönemlerde petrol ve emtia fiyatlarında ki düşüş İran'a uygulanan yaptırımların kalkması sonucu arz artışından dolayı brent petrol fiyatlarındaki küresel çaptaki düşüşün Türkiye'ye yaradığını söyleyebiliriz bu fiyat düşüşleri Türkiye'ye hem maliyet avantajı sağlamak ile birlikte hem arz yönlü hemde gelir yönlü bir avantaj sağladı. Ve bu çeyrekte açıklanan büyüme oranları beklentilerin üzerinde seyretti. 

Büyüme rakamları ile Temmuz ayı cari açık oranlarıda açıklandı ve bir önceki yılın aynı ayına göre cari açıkta bir artış gözlemlendi.  Bununda en büyük nedeni ise özellikle ABD merkez bankası FED'in faiz oranlarını arttırma yönlü spekülasyonları ve küresel çapta doların değerinin yükselmesi ve Yurtiçinde siyasi istikrardaki son 4 aydaki dalgalanmalar ve artan terör faaliyetlerinin ekonomi üzerinde dezavantajları söylenebilir bu sorunların ayrıca sadece cari açık oranlarında değil bazı makro ekonomik göstergeler üzerinde de etkisi olduğunu söyleyebiliriz. 

Özellikle son açıklanan büyüme oranları ile Türkiye G20 ülkeleri arasında da en fazla büyüyen üçüncü ülke olduğunu görüyoruz. Türkiye'nin  küresel gelişmelerden nasıl yararlandığını ve fırsatları değerlendirip gelişmeleri kendi lehine çevirdiğini görmekteyiz. 
Ama tabiki küresel düzeydeki bu gelişmelerden daha iyi bir şekilde yararlanılabilinirdi. Özellikle son zamanlarda Türkiye'nin gerçekten eline çok güzel fırsatlar geçti Rusya ile yapılan enerji anlaşmaları Türk akımı projesi,küresel çapta emtia ve petrol fiyatlarının düşmesi,Avrupa ülkelerinde ki ekonomik durgunluk tüm bu gelişmeler bazı yönleri ile Türkiye'nin lehine de olsa Türkiye'nin özellikle 7 Haziran seçimlerinden sonra siyasi istikrarında meydana gelen bir kırılma ve Temmuz ayından itibaren artan terör ve şiddet olayları bu küresel gelişmelerden almamız gereken ve kendi çıkarlarımızı maksimum edecek hamleler yapacak iken tüm bu yurtiçinde ki olumsuzluklar Türkiye'nin önüne geçici bir zamanda olsa engel teşkil etti. 

Küresel piyasalara baktığımızda ABD verileri istenilen düzeylerde gelsede Çin'in Piyasalardaki bulanıklığı ABD merkez bankası FED'in faiz ile ilgili bu ay içerisinde alacağı kararda etkili olacak gibi gözüküyor. Dolar üzerinde ki spekülasyonlar da devam ediyor FED'in faiz arttırımı beklentilerinin devam etmesi kesin bir kararın her toplantıda çıkmaması ve maalesef ülkemiz içerisinde yandık-bittik-mahvolduk felsefesini benimseyenler ekonomi üzerinde olumsuz senaryolar yazmaya devam ediyor. Tüm dünyada bir çok ülke para birimi karşısında değerlenen dolar ülkemizde ki spekülasyon,manipülasyonlarla besleniyor ve TL karşısında değer kazanmaya devam ediyor
 Doğu'ya gittiğimiz de ise İran'ın hisseleri değerlendiriyor İran,üzerinden kalkan yaptırımların kalkması ile arz artışı neticesinde petrol fiyatlarının düşüşü artık küresel anlamda uzun bir süre kalıcı olacak izlenimi veriyor emtia fiyatlarının düşüşü ise hem hammadde hemde enerji ithalatçılarının yüzünü güldürüyor. 

Yaşanan tüm bu süreçte artık Türkiye ekonomisini eleştiri yağmuruna tutmak ülkemize yapılacak en büyük haksızlık olacağını düşünüyorum ülke ekonomisinin 23 çeyrektir büyümeye devam etmesi hem G20 hemde OECD ülkeleri arasında en yüksek büyüme oranlarına sahip bir Türkiye'nin küresel Piyasanın vazgeçilmez bir aktörü olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin şuanda yapması gereken hamle ise siyasi istikrarını tam manası ile sağlamlaştırmak,yurtiçi sorunlarını çözmek ve global hamleleri iyi tespit edip ona göre hareket etmek ve bu olumlu trendi devam ettirmek olacaktır. 


10 Eylül 2015 Perşembe

YANLIŞ BATILILAŞMA VE FARKLI ANLAMDA MODERNLEŞME

Kendi kendinize sorun Batılılaşma dediğimiz kavram nasıl oldu da bu şekilde yaygınlaştı nasıl oldu da İslam coğrafyası olarak adlandırdığımız Ortadoğu, Arabistan Yarımadası ve Orta Asya’da Batılılaşma ,Batı'nın kültürünü geleneğini yaşam biçimini alma isteği neden bu şekilde yaygınlaştı. 

Bu soruların cevabı basittir sömürgelerle hileli oyunlarla sağladığı zenginliği ve cafcaflı yaşantısı ile Batı önce sizin gözünüzü boyar sonra onlar gibi olmak istersiniz ve onlar gibi olabilmek içinde onların sosyal ve kültürel yaşantılarından tutunda siyasal düzenlerini yönetim biçimlerini ve iktisadi yaşamlarını tamamen olduğu gibi örnek alır ve kabul edersiniz ve onlar gibi olabilmek içinde onlardan yardım istersiniz ve işte bundan sonra ise Batı'nın kıskacı altına girer ve artık onlara teslim olursunuz. 
Peki bu nasıl mı gerçekleşir en kısa örneğini şöyle açıklayalım öncelikle bir ülke kendisine batılı bir ülke gibi izlenim verebilmek için tüm enerji,altyapı,telekomünikasyon sistemleri yenilenir ve bunların yatırımı için yabancı uyruklu şirketler seçilir çevre düzenlemeleri yapılır,cafcaflı yüksek binalar heryere dikilir,alışveriş merkezleri kurulur,ithalat serbestleşir,gümrük vergileri düşürülür,ülke yabancı sermayeye açık hale gelir. Kısaca tüm bunlarla birlikte milli geliriniz artar bunlar aslında çok kötü şeyler değildir çoğuda ülke için faydalıdır ama tüm bunlar yapılırken yabancı devletlerden finansman sağlanır ve borç stoğu arttıkça işte o zaman bu Batılı Ülkelere borçlarınızı ödemek için ülkenizin en stratejik noktalarını,enerji kaynaklarınızın yönetimini,yer altı kaynaklarınızın yönetimini yabancı devletlerin Kontrolü altına bırakır ve artık onların borusu öttükçe siz siz olmaktan çıkarsınız. 

Bazı kişiler ise batılılaşma ve modernleşmeyi farklı anlıyor Modernleşme Dediğimiz kavram herşeyden önce tamamen batılılaşmadan farklıdır ama maalesef bu zamana kadar Modernleşme ve Batılılaşma hep eş anlamlıymış gibi insanlara empoze edilmeye çalışıldı dünyada sadece ama sadece Batı toplumu mu modern cihazlar,teknik çalışmalar,teknolojik icraatlar ve keşiflere imza atmıştır tabiki bu sorunun cevabı hayır özellikle Doğu medeniyetleri Batı toplumlarından önce çok ama çok eskiye dayanan ve hala izleri silinmeyen bilimsel çalışmalara imza atmış ve hepsi batı medeniyetinin gelişmesine öncülük etmiştir.
Bunun örnekleri tarihte çoktur fen,edebiyat,astronomi,matematik,fizik,coğrafya gibi dallarda kendinden söz ettiren bir çok Doğulu bilim insanı vardır 

Batı ise modern yaşama ancak 15. yy dan itibaren Coğrafi Keşifler ,rönesans ve reform hareketleri ile başlamışlardır ve 17 yy'ın sonlarına doğru İngiltere'de başlayan Sanayi Devrimi ile de hız kazanmıştır. Bahsetmiş olduğumuz bu tarihlerden önce Batı'nın medeniyetten yoksun olduğunu gösteren çok çarpıcı örnekler vardır kendini medeniyetin beşiği zannedenler daha düne kadar tuvalet adabından bile yoksundu Sanayi devriminden önce İngiltere sokaklarında çürümüş insan cesetleri ile kedi ve köpek cesetlerini ayırt etmek bile zordu şimdi bazı kadın hakları savunucularının örnek aldığı Batılı toplumlar daha 200 yıl öncesine kadar boynunda tasmalarla Kadınları Köle olarak kullanıyor eşya olarak satıyordu 
Modernleşmeye kapalı bir toplum olamayız tabiki Batı'nın faydalı yönleri alınması gerekir ama asla modernleşme çabası içerisinde iken bir millet kendi Kültür'ünü geleneklerini yaşam biçimini,manevi değerlerini unutmamalıdır. Modernleşme kendi örf adet geleneklerimiz ve kültürel birikimimizin süzgecinden geçerek oluşturulmalıdır ve bu konu çok önemlidir. Maalesef özellikle 18.yy'dan itibaren ve Cumhuriyetin ilanından sonra hız kazanan batılılaşma çabaları yanlış stratejik bir harekettir. Bu hareket Modernleşme hareketi değil olduğu gibi Batıyı örnek almak olmuştur. Özellikle 18.yy da Osmanlı eğitim sistemi ile yoğrulmamış Batı'nın cafcaflı Okulları'nda eğitim görmüş kendi kültüründen ve geleneklerinden uzak yaşamış olanların(Jön Türk'lerin) başlattığı bu geleneksel yaşamın dışındaki hamleler bir imparatorluğun sonunu getirmiştir. Bir anda toplumun alışık olmadığı yönetim modelleri,sosyal yaşam biçimleri çok hızlı gelişmiş ve maalesef bir toplum yeri geldiğinde bir günde yozlaştırılmış ve asimile edilmiştir.

Ülkelerin yapması gereken kendi öz şuuru ile milli duygularını kaybetmeden öz kimliğini kaybetmeden modern yaşama şekil vermektir bu sistem uygulandığında Batıya muhtaç olunmayacaktır. Devletler kendilerine ait yönetim şekillerini,üretim tarzlarını,iktisadi ve sosyal yaşamlarını oluşturacak hem öz değerler korunacak hemde küresel dünya takip edilecek ve yeri geldiğinde oluşturulacak her yeni ürün şuan isimlendirilen modern dünyaya katkı sağlayacaktır. 

GÜRKAN DANIK