19 Nisan 2022 Salı

ZEKÂTIN SOSYAL VE EKONOMİK YAŞAMA KATKISI

 


“Bize dünyada da âhirette de iyi ve güzel olanı takdir buyur. Şüphesiz biz sana yöneldik, senin yolunu tuttuk.” Allah şöyle buyurdu: “Azabım var, onu kimi dilersem onun başına dolarım. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Fakat rahmetimi özellikle bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize iman edenlere nasip edeceğim.”

                                                     A'raf 156


Rahmetinden sual olunmayacak 11 ayın Sultan'ı Ramazan'ı Şerif-i iftarı ile, sahuru ile, orucu ve zekatı ile ardımızda bırakıyoruz. Allah daha nice Ramazan aylarını ve Ramazan Bayramlarını bizlere nasip eylesin.

Ramazan ayı her ne kadar toplumun manevi yaşantısında çok önemli bir yere sahip olduğu gibi toplumun maddi yaşantısına da çok büyük bir katkısı vardır. Ramazan aylarında insanların gelenek ve göreneklerini hatırlamaları sosyal yardımlaşmaya ve aile hayatına ve aile ilişkilerini sağlamlaştırma çabaları bunun en güzel örneklerini teşkil etmektedir.

Ramazan ayında tutmuş olduğumuz oruçlar hem bizlere kulluk görevimizi Allah(C.C) rızasını kazanma isteğimizi ön plana koymakla birlikte dünyanın birçok köşesinde açlıkla ve yoklukla mücadele eden insanların halini bir nebze anlayabilmeyi de öğretiyor.

Yüce dinimiz İslam ve yol rehberimiz İlahi Kadim Kuran'ı Kerim bizlere hem şahsi hem de içinde yaşadığımız toplumda nasıl örnek bir insan olmamız gerektiğini çoğu Ayeti Kerim'de bize anlatmaktadır. Sosyal, Hukuk, İdare alanında birçok bilgi ve yaşanmışlıklar içeren Kadim Kitabımız ekonomi ve iktisadi hayatta da bize yol göstermektedir.  Şüphesiz bu Ramazan ayında ve normal zamanlarda da vermiş olduğumuz zekâtlar hem toplumsal dayanışma açısından hem manevi yönden insanlık değeri anlayışından hem de iktisadi yaşama katkısı bakımından çok önemli bir yeri teşkil ediyor. 

Zekât vermek öncelikle İslam’ın en önemli beş temel esası olmak ile birlikte hem Allah rızasını kazanmak hem de zor durumda kalan insanlara bu mübarek Ramazan ayında yardımcı olmak ile birlikte iktisadi yaşamada katkı sağlamaktadır.

İktisadi düzene vermiş olduğu katkıyı en basitinden şu şekilde özetleyecek olursak yoksul sınıfa verilecek olan zekât öncelikle bu yoksul kesimin gelirlerini arttıracaktır. Geliri artan bu sınıf ihtiyaçlarını karşılamak için öncelikle tasarruf yapmaktan daha öncelikli olarak harcama yapacaktırlar tabi ki harcamaların artması ile birlikte fabrikaların üretim stokları azalma durumunda olacağı için fabrikalar üretim düğmesine basacaktırlar ve verilen Zekâtlar hem kişilerin ihtiyaçlarını karşılarken hem de ekonomiye katkı sağlanacaktır ama zekâtlar yoksul olmayan insanlara verilecek olsaydı o zaman bu paralar tasarruf da duracak ve ekonomiye katkı sağlamayıp yastık altında duracaktı. Zekâtında bu yüzden sadece yoksul kesime verilmesi gerekliliği dinimizce de üstünde durulmuştur.

Kur’an-ı Kerim, iman esasları üzerinde duran ilk âyetlerden itibaren zekâtla aynı çerçevede değerlendirilebilecek noktaların altını çizmiştir. Yoksulu doyurmak, yetime kol kanat germek, köle âzat etmek bunlardan bazılarıdır (Müddessir 74/44). Bütün bunları, toplumda varlık ve gelir düzeyi bakımından dezavantajlı kesimlerin kollanması ve eşitsizliklerin giderilmesi olarak değerlendirmek mümkündür (Kahf, 2001: 1).

Mekke’nin ilk döneminde başlayan bu vurgunun ilerleyen dönemlerde sistematik bir şekilde arttığı görülür. Öncelikle yetimin veya yoksulun doyurulması emredilirken ikinci aşama olarak müminlerin mallarında fakirlerin haklarının bulunduğu belirtilmiştir (Meâric 70/24-25). Son aşama olarak ise zekât, hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır. Zekâtın farz kılınmasına giden bu sürecin inanç esaslarının vurgulandığı ilk âyetlerden itibaren yoğunluk kazanması, zekâtın toplumda birliği ve dengeyi sağlayan, eşitsizlikleri ortadan kaldıran yönü göz önünde bulundurulduğunda daha iyi anlaşılmaktadır (Yılmaz&Sırım, 2017).

                                                                                                  

                                                                                                             GÜRKAN DANIK

12 Şubat 2022 Cumartesi

21. Yüzyılın En Büyük Tembellik Bahanesi; “Coğrafya Kaderdir (!)”

 

21. Yüzyılın en büyük tembellik bahanesi nedir diye sorsalar şüphesiz bu cümleyi söylerim. Coğrafya Kaderdir (!)

Üstünde nefes aldığımız ve kısacık bir ömür çetelesinde hayatlarımızı sürdürürken yaşamış olduğumuz tüm talihsizlikleri, içinden çıkılmaz sandığımız durumların hıncını ve cezasını yine ayak bastığımız topraklardan çıkarmanın acizliği içerisindeyiz...

Birçok sosyal bilimcinin, analistlerin, stratejistlerin, tarihçilerin, sosyologların, psikologların ve daha nice araştırmacının üzerinde tartıştığı bu kavram bir bahane metaforudur.

Dünyanın en güçlü kabul edilen devletleri coğrafi konumları sayesinde mi güçlüdür? Yoksa yer altı zenginlikleri midir onları gerçekten büyük ve güçlü yapan? Sınır komşusu olmayan devlet mi avantajlı yoksa sınırları ateş çemberi içerisinde olanlar mı dezavantajlı?

Şüphesiz doğduğumuz, üzerinde yaşadığımız ve hatta son nefesimizi vereceğimiz toprakları seçme fırsatı bizlere verilmemiştir. Milli kimliğimizi, ırkımızı, cinsiyetimizi de kendimiz seçmedik. Bu konuda tabiri caizse bir alın yazısını yaşadığımız doğrudur.

Ama bu söz konusu "Coğrafya Kaderdir" diye sloganlaştırılan bahane metaforu ülkeleri gerçek anlamda güçlü kılan bir olgu değildir.

Dünya üzerindeki gelişmiş ve kalkınmış ülkeler yer altı ve yer üstü zenginlikleri ile sayesinde bulundukları seviyeye gelmemişlerdir. Sahip olmuş oldukları kaynaklar kendilerine belli avantajlar sağlamıştır ama asıl gelişmişlik ve kalkınma fikirlerde başlamıştır. İnsan inşa eden, üreten, harekete geçen ve her şeyden önemlisi çalışmaktan ve asla geri dönmemek büyümenin parolası olmuştur.

17. Yüzyılda Sanayi Devriminin ilk aşamasında İngiltere'yi geliştiren ve kalkındıran kömür değildir. Kömürden elde edilen buhar ile fabrikaları seri üretime geçiren makinaların sistemli çalışmasıdır. Bu sistemi düşünüp üretimde uygulayan makinalara hareket veren James Watt'ın fikri asıl zenginliğin kaynağıdır.

Petro-Kimya endüstrisi geliştiğinde bu kaynağı otomobillerde kullanan Almanya'da üretim süreçlerini hızlandıran yürüyen bantlar yardımıyla üretim sürecini yenilikçi fikirlerle kat ve kat arttıran Henry Ford'un fikirleri zamanın Almanya’sı için gerçek bir zenginlik kaynağıdır.

Kısacası dünya üzerindeki hiçbir kaynak işlenmiş bir şekilde insanoğluna sunulmamıştır. Bu kaynakları işleyen üretim sürecine sokan ve bu aşamalara gelirken saatlerce çalışan, sabreden ve vazgeçmeyen insanlar gerçek zenginliğin kaynağı olmuşlardır.

Dünya üzerinde her ülkenin farklı alanlarda farklı kaynaklarda avantajı vardır. Önemli olan onu arayıp, arayıp bulduktan sonra ona katma değer kazandırmaktır. Bunu yapabilmek için ise bahaneleri bir kenara bırakıp fikir ortaya atmak, mücadele etmek, vazgeçmeyerek, sabrederek bir daha denemek gerekir.

İnsanlığın var olduğu süreç zarfından bugüne dek bir-çok toplum için de bulunmuş olduğu şartların değişkenliği doğrultusunda sosyal, ekonomik, siyasi ve toplumsal etkenlerle bulunmuş oldukları coğrafyalardan başka coğrafyalara göç etmişlerdir.

Türk Milleti Kızılelma'sı uğruna Ata toprakları Anadolu'dan Orta Asya'ya ve sonra yine Anadolu'dan tüm dünyaya bozkırlarda, ovalarda, uçsuz bucaksız çöllerde ve daha nice çetin coğrafya şartlarında mücadele ederken bir kere bile olsun "Coğrafya Kaderdir" dememiştir.

Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V) tebliğ için o kutlu vazifeyi aldığında için de bulunmuş olduğu coğrafyanın şartlarını dikkate almış ama vazifesini yaparken bu coğrafyanın kaderi cahil kalmaktır. Bu devrin kaderi cahiliye devri olmaktır diye bir düşünceye asla kapılmamıştır. Nice zorluklarla karşı karşıya kalmış, sabretmiş doğru, güzel ve hak olanı anlatmaktan bir kere bile olsun vazgeçmemiştir.

Küçücük bir beylikken 3 kıta 7 denize hükmeden ecdadımız küçücük bir beyliğin zor şartlarını kaynakların eksikliğini kabullenip kendi sınırları içerisinde kalarak bu coğrafya bizim kaderimizdir dememiştir.

Gönlümüzün bam teline her daim dokunan gönül eri Yunus Emre "Kader Gayrete Aşıktır" sözü ile insanların kendilerine olan inançlarını asla kaybetmemelerini ve her zaman mücadele etmelerini öğütlemiştir.

Sırrın sahibi İlâhi Kelimetullahta İsrâ suresi 13.ayette "Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık" der. Bu ilahi emir bizlere sunulmuş iken gelecek için kutlu mefkûremizin yolunda nasıl yaşadığımız, ayak bastığımız yer için “Coğrafya Kaderdir” diyebiliriz.

Ekonomik süreçler bizleri bazen çok yorabilir şartlar her zaman istenildiği gibi olmayabilir her bir ülkenin ekonomik rotasının dümeni o ülke de yaşayan toplumun elindedir ekonomi, aynı denizde yüzen bir gemi gibidir bazen bu gemi durgun sularda yüzer bazen de hırçın dalgaların içinde...

Önemli olan geminin içinde ki mürettebattır eğer kaptan usta bir denizci ise bu gemiyi kurtarır. Yine aynı şekilde bu söylediklerimiz geminin içinde ki tüm elemanlar içinde geçerlidir herkes üstüne düşen vazifeyi en iyi şekilde yerine getirirse gemi varacağı istikamete güvenli bir şekilde gider. Ülke ekonomileri de böyledir her zaman süt liman sorunsuz ve problemsiz bir ortam düşünemeyiz o ancak ütopik bir dünya olur gerek küresel, dışsal ve içsel olarak zikzaklı ve dalgalı süreçlerden geçebiliriz. İşte burada ülke sınırları içerisinde yaşayan insan topluluklarına çok iş düşer bir toplumun üretim, tüketim, harcama alışkanlıkları bu sürece çok büyük etki eder hesabını bilen, mütevazi, çalışkan ve disiplinli bireylerden oluşan toplum olası bir ekonomik krizi kolayca atlatabilir ama züppe, bencil, snop tüketimin bayrak sallayanları ve 21.Yüzyılın Oblomov karakterlerinin özelliklerini taşıyan üretmeyen ve ilimden uzak olan bir toplum krizin en ağır darbesini yer.

Sonuç olarak 21. Yüzyılın bu tembellik bahanesi olan iğneyi kendisine değil çuvaldızı "Coğrafya Kaderdir" diyerek yaşadığı toprağa batıran zihniyeti reddediyorum.

Kutlu Mefkûremiz Kızılelma'nın yolunda bahaneleri bir kenara bırakarak her daim çabalayan, zorluklara karşı mücadele eden, sabreden, fikir üreten ve en önemlisi asla vazgeçmeyen insanlara ihtiyaç vardır. Bu süreçte eğitim, ilim ve boş hevesler pesinden koşmayan, günlük ve aylık planlar ile bir ömürlük değil kendini aşan ve nesiller ötesi hedeflerle düşünen gençlik ile olacaktır.

Sözlerimi Cemil Meriç üstadın "Bu Ülke" kitabında geçen şu ifadeleri ile bitirmek istiyorum.

Her dudakta aynı rezil şikayet: Yaşanmaz bu memlekette!

Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu bu lağım kokusu bu insan ve makine uğultusu mu?

 Onlar Türkiye'nin insanından şikayetçi. İnsanından yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok.

Vatanlarını yaşanmaz bulanlar vatanlarını "yaşanmaz"laştıranlardır.

Bu firar bir Kabil kompleksi.



6 Aralık 2021 Pazartesi

Gençlik Üzerine "Çamda bizim kozalakta"


Tarihin altın sayfalarından bize kalan miras, sinemizde bir ateş, demiri terbiye edenler, yurt için bozkırlarda yağız atlarını sürenler...


Pir-i Türkistan Yesevi'nin himmeti,

Dedem Korkutun sözü,

Şehitlerimin emaneti toprağım,

Ve her sabah beni selamlayan sancağım,


Adriyatik'ten, Balkanlara oradan Anadolu ve Kafkasya'ya ve Çin Seddi'ne kadar karış karış gönül coğrafyam...

Tarifsiz ve belki de delice yaşadığımız bu sevgi ve bize maya olup bizi ayakta tutan irademize harç olan bu sevda...

21. Yüzyılın dünyası, bana nasip olan ömür çizgisi,

Günümün dünyası, kaderimin alın yazısı, yeni nesiller doğuyor eski nesiller tecrübeleri ile dar-ı bekaya göç ediyor. Bize bıraktıkları mirasa sahip çıkan ve çıkmaya çalışan belkide çıkamayan biz... 

X ve Y derken karşımızda şimdi bir Z nesli, kimi tarihin altın sayfalarında geçmişin izlerini arıyor kimi ise tam tersi uçlarda teknoloji ile kendisini yapılandırıyor... 

Avantajlarla dolu bir yüzyıl, tuşlarla bize gelen nice bilgi ve birikim ile küçük bir ekranda gözlerimizin önünde 

Yinede olanaklar arasında kendini bulamayan kendinin farkında olmayan bir nesil, teknolojinin gereksiz olan ve faydasız olan her alanında kendini yok eden Türk gençleri...


Geçmişini bilmeyen, aramayan, ideali olmayan, hayal kurmayan, adım atamayan, fikri olmayan bir nesil degildir  düşlerimdeki gençlik... 


Yeni dünyaya düşmanlıkta değildir niyetim imkanlar arasında yine kendini bulamayan nesiledir şikayetim.  


Derdim, hayalim ve isteğim şudur ki yeni imkanlarla  donanmış teknoloji çağının  çocuklarının geçmişini bu imkanlarla en iyi şekilde öğrenmesi buna zaman ayırması öğrenmeye niyet etmesi....


 Madem tozlu sayfaları karıştırmanın zevkini, kitap kokusunu çoktan unuttuk 

 Ey gençlik 

Niyet et ve çık o saatlerini çalan sanal dünyadan geçmişinin adını yaz o bağlı olduğun tarayıcının sayfalarına...

Mete Handan, Alparslan'a, Ertuğrul'dan, Fatih'e ve daha nice içinde farkında olmadığın o gücün kaynağını oluşturan isimleri araştır ve kendine var...

Gönül coğrafyamızın diyarlarına hakim ol ve yola çık sırrı anla... 

Yola çıktığında göreceksin ki Oğuz Atanın Hayat Ağacı nasıl kök salmış şu dünyaya bitti dediklerinde o ağaç Osman'ın yüreğinde nasıl tekrardan can bulup tekrar cihanı sarmış 

Çamlar bitse de kozalaklar nasıl hayat bulmuş. Gör, şahit ol ve anla...

Kızılelma'nın izinde denizleri aşanlar, çağ açıp çağ kapatanlar, Güzel Nebi'nin izinde geçilmez çölleri diyarları aşanları...

Ve yine bitti dediklerinde can bulup bir karış toprağı terk etmeyen şüheda ile sana bu toprakları emanet bırakanları...

Göreceksin, şahit olacaksın 

Ve dar gelecek sana o zaman sınırlar içindeki gücü hissedeceksin kutlu rüyalar göreceksin, bir zamanlar sana burası sizin ebedi yurdunuz diyen Alparslan misali Kızılelma'ya hey Kızılelma'ya diyeceksin o kutlu ülkeyi o kutlu beraberliği ve birliği kuracağız seninle yeter ki sen niyet et.


Çok değil senden istediklerim sadece kendini bil, farkına var, 


Bilgi berekettir. Bu bereketle piş, yan ve çık yola asla unutma...


"Çamda bizim kozalakta"


Gürkan DANIK

26 Ağustos 2021 Perşembe

DÜNYANIN KALBİ ANADOLU'YA ANADOLU'DAN KIZILELMA'YA (KUTLU ZAFER MALAZGİRT)

 Yiğitler kan döker, bayrak solmaya, 

Anadolu başlar, vatan olmaya... 

Kızılelma'ya hey... Kızılelma'ya!!! 



Sonda söyleyenecek o kutlu sözleri başta söyleyeceğim. Anadolu dünyanın kalbidir. Bu kalp sonsuza dek atacak ve bir an olsun durmayacak..


Kızılelma'mız baki varlığımız daim olacaktır.


Kadim tarihimizin en kutlu günü bugün; 950 yıl önce Anadolu kapılarını açan Sultan Alparslan ve kutlu neferi bizlere öyle bir vatan aldı ki ebediyen bizim olacak, 


Yerle gök şahit oldu. Ötelerden doğan güneş Türke yar oldu. Göğü çadır güneşi bayrak edenlerin kutlu sancağı dünya mazlumları üzerine gölge oldu. 



Anadolu topraklarında var oluşumuzdan bu zamana dek adaletin timsali olan şanlı ecdadımız Malazgirt Zaferi ile düşmanına sadece savaştaki hünerlerini değil yüreğinde taşımış olduğu merhametide göstermiştir. 


Sultan Alparaslan ve kutlu neferi gaza meydanında sadece düşmanı değil ümitsizliği ve imkansızlık kavramını da yenmiştir. Kendi ordusundan kat ve kat fazla olan bir selin karşısında Sultan Alparslan kadim Türk-İslam gelenekleri doğrultusunda ak kefenden kıyafetini giymiş atının kuyruğunu bağlamış ve yüreğimdeki sarsılmaz iman ile şanlı bir zafer kazanmıştır. Sancaktaki hilâli savaş meydanlarında çizerek kazandık diyen düşmanın hayallerini yıkmıştır 


Zaferin rehavetine kapılmadan yenilgiye uğrattığı komutan İmparator Romen Diyojen,  huzuruna çıkarılınca,   aralarında şu diyalog gerçekleşmiştir:

Alp Arslan: "Eğer ben senin önüne esir olarak getirilseydim ne yapardın?" Romanos: "Ya öldürürdüm ya da zincire vurup Konstantinopolis sokaklarında gezdirtirdim." Alp Arslan: "Benim vereceğim ceza çok daha ağır. Seni affediyorum, ve serbest bırakıyorum." diyerek sadece Diyojene değil tüm dünyaya insanlık dersini vermiştir.


Anadolu'da Malazgirt Zaferi ile yeşillenen filiz gelecekte Osmanlı Imparatorluğu ile koca bir çınara döneceği günü beklemeye başladı. 


Yurt edindiğimiz kadim topraklar üzerinde vâkıf olduğumuz sırrımız sonsuzluğa dek yüreklerimiz de özünü korumaktadır. Özümüze dokunup benliğimize saldıranlar tarih boyunca var olduğu gibi aynı şer faaliyetleri yine kararlılıkla yürütmektedirler 


Anadolu coğrafyası dünyanın kalbidir. Dünya üzerinde bir sır kilimi serilse bu kilim dürülüp saklanır ve bu topraklarda kilitlenir. Gönül coğrafyamızdaki tüm zenginliklerin ve dünya tarihinin uygarlıklarının izleri bu topraklardadır.


Bereketli hilâl bu topraklardan geçer, sıcak denizler bu toprakları besler, Doğu Akdeniz'i Mavi Vatan'ı ve Istanbul'u dünya izler.


Asya ile Avrupa'yı bağlayan ülkemizin üzerinde son günlerde oynanan senaryolar her gün değişiklik gösteriyor yanıbaşımızda ve gönül coğrafyalarımızda yaşanan tüm karışıklıklar, iç savaşlar ve zulüm ile abad olup dünya zenginliklerini sömürenlerin hatıralarında hala Sultan Alparslan'ın keskin bakışları dün gibi durmaktadır. Bizlerinde en büyük görevi aynı bakışı ve dirayeti günümüzün yeni Romen Diyojenlerin üzerinden eksik etmemektir. 



Gönül coğrafyamızın her köşesine ulaşan kollarımız dünya mazlumlarını sarar


İşte bu yüzden Dünya yıkılsa Anadolu'ya sığar Anadolu yıkılsa dünya ne yapar

24 Temmuz 2021 Cumartesi

Gençlik Üzerine "Çamda bizim kozalakta"


 Tarihin altın sayfalarından bize kalan miras, sinemizde bir ateş, demiri terbiye edenler, yurt için bozkırlarda yağız atlarını sürenler...


Pir-i Türkistan Yesevi'nin himmeti,

Dedem Korkutun sözü,

Şehitlerimin emaneti toprağım,

Ve her sabah beni selamlayan sancağım,

Adriyatikten, Balkanlara ordan Anadolu ve Kafkasyaya ve Çin Seddine kadar karış karış gönül coğrafyam...


Tarifsiz ve belki de delice yaşadığımız bu sevgi ve bize maya olup bizi ayakta tutan irademize harç olan bu sevda...


21. Yüzyılın dünyası, bana nasip olan ömür çizgisi,

günümün dünyası, kaderimin alın yazısı, yeni nesiller doğuyor eski nesiller tecrübeleri ile dar-ı bekaya göç ediyor. Bize bıraktıkları mirasa sahip çıkan ve çıkmaya çalışan belkide çıkamayan biz... 



X ve Y derken karşımızda şimdi bir Z nesli, kimi tarihin altın sayfalarında geçmişin izlerini arıyor kimi ise tam tersi uçlarda teknoloji ile kendisini yapılandırıyor... 


Avantajlarla dolu bir yüzyıl, tuşlarla bize gelen nice bilgi ve birikim ile küçük bir ekranda gözlerimizin önünde 


Yinede olanaklar arasında kendini bulamayan kendinin farkında olmayan bir nesil, teknolojinin gereksiz olan ve faydasız olan her alanında kendini yok eden Türk gençleri...


Geçmişini bilmeyen, aramayan, ideali olmayan, hayal kurmayan, adım atamayan, fikri olmayan bir nesil degildir  düşlerimdeki gençlik... 


Yeni dünyaya düşmanlıkta değildir niyetim imkanlar arasında yine kendini bulamayan nesiledir şikayetim.  


Derdim, hayalim ve isteğim şudur ki yeni imkanlarla  donanmış teknoloji çağının  çocuklarının geçmişini bu imkanlarla en iyi şekilde öğrenmesi buna zaman ayırması öğrenmeye niyet etmesi....


 Madem tozlu sayfaları karıştırmanın zevkini, kitap kokusunu çoktan unuttuk 

 

 Ey gençlik 

  

Niyet et ve çık o saatlerini çalan sanal dünyadan geçmişinin adını yaz o bağlı olduğun tarayıcının sayfalarına...


Mete Handan, Alparslana, Ertuğruldan, Fatihe ve daha nice içinde farkında olmadığın o gücün kaynağını oluşturan isimleri araştır ve kendine var...

  

Gönül coğrafyamızın diyarlarına hakim ol ve yola çık sırrı anla... 


Yola çıktığında göreceksin ki Oğuz Atanın Hayat Ağacı nasıl kök salmış şu dünyaya bitti dediklerinde o ağaç Osman'ın yüreğinde nasıl tekrardan can bulup tekrar cihanı sarmış 

Çamlar bitse de kozalaklar nasıl hayat bulmuş. Gör, şahit ol ve anla...


Kızılelma'nın izinde denizleri aşanlar, çağ açıp çağ kapatanlar, Güzel Nebi'nin izinde geçilmez çölleri diyarları aşanları...


Ve yine bitti dediklerinde can bulup bir karış toprağı terk etmeyen şüheda ile sana bu topraklari emanet bırakanları...


Göreceksin, şahit olacaksın 


Ve dar gelecek sana o zaman sınırlar içindeki gücü hissedeceksin kutlu rüyalar göreceksin, bir zamanlar sana burası sizin ebedi yurdunuz diyen Alparslan misali Kızılelmaya hey Kızılelmaya diyeceksin o kutlu ülkeyi o kutlu beraberliği ve birliği kuracağız seninle yeter ki sen niyet et.


Çok değil senden istediklerim sadece kendini bil, farkına var, 


Bilgi berekettir. Bu bereketle piş, yan ve çık yola asla unutma...


"Çamda bizim kozalakta"


Gürkan DANIK

23 Eylül 2020 Çarşamba

Doğu Akdeniz'den Mavi Vatan'a Mavi Vatandan Kızılelmaya



    500 yıl önce Barbaros Hayrettin Paşanın "Denizlere Hakim Olan Tüm Cihana Hakim Olur" sözünün günümüzde ne kadar değerli olduğunu ve bu sözün sadece ülkemiz için değil tüm dünya için ne büyük bir strateji kaynağı olduğunu son yaşanan gelişmelerle daha iyi bir şekilde idrak ediyoruz.

    Akdeniz geçmişte olduğu gibi günümüzde de en önemli jeo-stratejik bölge konumundadır. Tarih boyunca bu bereketli sulardan istifade etmek isteyen ülkeler Akdeniz'de ve etrafındaki Bereketli Hilâl bölgesinde mekik dokumuşlardır. 

    Bölgenin katma değerinin farkında olan birçok ülke günümüzde bu bereketli sularda adeta birbirleri ile yarışmakta ve Akdeniz'i bir devlet politikası haline getirmektedirler.  Örneğin Rusya tarih boyunca Akdeniz'e (sıcak denizlere) inebilmenin yollarını aramış ve adeta bu konuyu milli bir ülkü haline getirmiştir. Yine aynı şekilde ABD Ortadoğu'daki müdahalelerinde Akdeniz'i kullanmıştır. Keza Yunanistan, Fransa, İspanya, İngiltere gibi birçok ülke gözünü Akdeniz'den ayırmamıştır. 

    Akdeniz'in bu denli önemli olmasının nedeni şüphesiz bölgenin hem tarihsel hemde ekonomik kaynaklar bakımından olabildiğince zengin olmasıdır. Üç kıtanın arasında bulunan Akdeniz, Bereketli Hilal bölgesinin en önemli bir parçasıdır. 

    Bereketli Hilal bölgesi birçok medeniyete ev sahipliği yapmış önemli bir bölgedir. Batı ve Ortadoğu uygarlıkları bu bölgede doğmuştur. Akdeniz'den başlayarak Toros Dağlarına, oradan Basra Körfezine, Fırat ve Dicle'ye uzanır. Daha geniş kapsamıyla Bereketli Hilal, Eski Ahit'in Tekvin bölümünde ağırlıklı yeri olan bölgeyle örtüşür; Eski Yunan ve Roma uygarlıklarına kaynaklık eden Babil, Asur, Fenike gibi ülkeleri de içine alır (Şeyhanlıoğlu,2020)

    Son günlerde Türkiye'nin enerji alanında yapmış olduğu çalışmalar ülke gündeminde olmak ile birlikte tüm uluslararası camianın da takibindedir. Özellikle son günlerde Yunanistan tarafının Türkiye'nin enerji faaliyetlerine olan bu tepkisi ve diğer ülkelerinde bu olaya müdahil olma nedenlerinin arkasında ne yatmaktadır. 

    Bu sorunun cevabi şüphesiz az önce anlattığımız gibi bölgenin öneminden ve Türkiye'ye eskiden olduğu gibi bu bölgeden yararlandırmama niyetlerinin tekrar tecelli etmesidir. 

    Türkiye enerji alanında hem Akdeniz'de hem de Karadeniz'de ummalı bir çalışma gerçekleştirmekte ve çalışmalarının da karşılığını almaktadır. En son FATİH gemisinin Karadeniz'de keşfettiği doğal gaz rezervi bunun en güzel örneğidir. 

    Ülkelerin artık piyon olmaktan daha ziyade her birinin şah olmaya niyetlendiği yeni küresel satranç oyununda Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de enerji kaynaklarına yönelik yapmış olduğu çalışmalar birçok ülkenin olabildiğince zoruna gitti. 

    Oruç Reis sondaj gemimizden oradan da dolaylı olarak ülkemize yönelik gerçekleştirilen tehditkar tavırlar Türkiye'yi Akdeniz'deki haklarından noksan bırakmayı, Bereketli Hilal'den uzak tutarak bizleri sadece Antalya Körfezine hapsetmeyi planlamaktadır. 

    Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması (MEB) ve uluslararası tezlere göre Coğrafyanın üstünlüğü prensibine ile, ana karadan 200 mil öteye kadar olup, denizdeki kaynakları, “Mavi Vatan” olarak kapsamaktadır. Buna göre Akdeniz’de Türkiye’nin 180 bin kilometrekare "Mavi Vatanı" varken uluslararası anlaşmaları kabul etmeyen bir grup azınlık Türkiye'ye sadece 40 bin kilometrekareyi (Antalya Körfezini) reva görmektedirler. Bu hazımsızlığın nedeni ise Doğu Akdeniz'in altında yatan, üstünde varolan kaynaklar ve avantajlardır.

Yeraltı kaynaklarina baktığımız zaman ABD Jeoloji Araştırmaları Merkezi’ne göre Levant Havzası’nda (Kıbrıs, Suriye, Lübnan ve İsrail) 3,45 trilyon metreküp doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol bulunmaktadır. Sadece Kıbrıs civarında 400 milyar dolar değerinde petrol bulunmaktadır. Bu da dünyanın en büyük enerji yataklarından biri demektir ve Türkiye’nin 500 yıllık gaz ihtiyacını karşılayacak miktar anlamına gelmektedir (Şeyhanlıoğlu, 2020)

    Akdeniz'in deniz üstü avantajı ise deniz ulaşımında dünyanın en önemli güzergahları olan İstanbul, Süveyş ve Cebelitarık gibi önemli boğazlara sahip olmasıdır. 

    Türkiye Tarih boyunca çeşitli hilekâr oyunlarla enerji kaynaklarından uzak tutulmaya çalışıldı. Sanayi Devrimlerin dönemsel gelişimlerinde petrolü işleyip enerji alanında kullanan ülkeler kendi GSYH'larıni arttırmak için ya kendi kaynaklarını kullandılar kaynakları az geldiği zaman ise sömürü politikalarını devreye sokarak emperyalist güçler birçok ülkeye doğrudan yada dolaylı olarak müdahalede bulundular. 

    Türkiye artık geçmişte olduğu gibi enerji alanında geri planda duran bir ülke değildir. Olmayacaktır olmamalıdır da...

    Tarihte Akdeniz'i bir Türk gölü haline getiren ecdadımıza yakışır bir nesil olabilmek ve 21. Yüzyılda muhasır medeniyetler yolunda ilerlemek için Mavi Vatanımız Akdeniz'deki haklarımızdan asla taviz vermemeliyiz. 

    Yıllarca ekonomide enerji kaynaklarından kaynaklanan ve bize coğrafyamızda ki haklarımızdan uzaklaştırıp bizleri cari açık makasına mahkum edenlere yönelik mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir. Devletimizin Barbaros Hayrettin Paşa'nın abisinin adı olan ismi ile manidar Oruç Reis gemisi ile yapmış olduğu çalışmalar geleceğin büyük Türkiye'si için atılan büyük adımlardır. 

    Rusların sıcak denizlere inme politikası, ABD'nin Ortadoğu'ya müdahaleleri, İsrail'in Süveyş'ten başlayıp Kuzey Kapadokya Dağlarına kadar dayandırdığı Arz-ı Mevud ülküsünün karsısında bu Asil Milletin üzerine yemin ettiği Ahd-i Millisi vardır. 

    Kendi topraklarımızda, kendi coğrafyamızda ve ecdad emaneti denizlerimizdeki haklarımızdan kimse bizi mahrum edemeyecektir. 

Barbaros Hayrettin Paşa'nın dediği gibi "Denizlere Hakim Olan Tüm Cihana Hakim Olur "

Doğu Akdeniz Mavi Vatandır. Mavi Vatan Kızılelmadır...

18 Ağustos 2020 Salı

Türk'ün Gönül Coğrafyası Türk'ün Mefkuresi








    Tarihin tanımı literatürde geçtiği gibi geçmiş ve gelecek arasında neden-sonuç ilişkisi kurmak değildir. Batılılar, diğer ülkeler ve milletler için bu tabir kabul edilebilir ama Türk için bu tabir geçerli değildir.


    Türk, tarihin ta kendisidir. Türk, tarihin en merkezi noktasıdır. Türk'e göre tarih geçmiş ve gelecek arasında neden sonuç ilişkisi kurmak kadar sığ düşünmek değildir. Türk'e göre tarih geçmişinden gelen şanlı mazisi ile geleceğine yön vermektir. Türk'e göre tarih Ertuğrul Gazi'nin Hayme Anaya dediği gibi "Denizleri Aşacağız Devlet Olacağız" nidasıyla geleceğe seslenmesidir. Öyle bir sesleniştir ki bu, yüzyıllar sonra İstanbul'un surlarına dikilen Fatih'in kulağına gelen ve onu harekete geçiren haykırıştır.


    Tarih, Türk'e nokta koymaz, geçmişten bu yana canla, kanla tarihin altın sayfalarına yazılan bu destanın son cümlesi olamaz anca virgül olur ki o da bir Anka Kuşu'nun küllerinde yeniden doğup yükselmesi ya da bir Kurt'un ayağa kalkıp yol göstermesi ile son bulur. Destan devam eder Türk yurdu abad olur.

Ve Vatan Türkiye,

    Türkiye koca bir kaledir. Öyle bir kaledir ki sınırlarını ancak bu aziz milletin düşleri şekillendirebilir. Bu kalenin sınırları Edirne'den Kars'a kadar değildir. Türk'ün Mefkuresi gün doğumundan gün batımına kadar, Adriyatikten Çin Seddi'ne 3 kıtadan 7 denize kadardır.

    Bu koca kalenin en yüksek burcunda dalgalanan Ay Yıldızlı Al Bayrak ise dünya üzerindeki tüm mazlumlara gölgedir.

    Bu uçsuz bucaksız kalenin mimarları her dönemde bu yapıyı ölümsüzleştirmişlerdir. Oğuz Ata'nın attığı temel ile başlayarak asırlarca süren ve devam eden bu yapıya tarihin belli zamanlarında herkes bir tuğla bir taş koymuştur. Defalarca kez bu kalenin toprakları şehit kanları ile sulanmıştır.

    Şüphesiz bu kutlu kaleyi kuranlar bu aziz milletin gönlünde hiç bitmeyen vatan sevgisinin mayasını kullanmışlardır. Bu kalenin Anadolu temellerini atan Sultan Alparslan'ın içinde olan iman ve vatan sevgisi bu ölümsüz kalenin harcıdır.

    Melikşah'tan, Ertuğrul Gazi'ye, Osman Gazi'den Fatih' e , Yavuz'dan, Kanuni'ye, Abdülhamid Han'dan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e kadar tüm ecdad bu aziz vatanın kalesini güçlendirip sınırlarını daha ileri noktalara taşımak için mücadele etmiştir.

    Şanlı tarihimizdeki her bireyin bu kaleye küçük yada büyük katkısı vardır. Bu katkıların hepsi bir araya geldiğinde ortaya büyük ve ölümsüz bir yapı çıkmıştır.

    Evet zaman zaman bu kutlu kalenin duvarları yıkılmış, surları delinmiş belki kimi kollarından hiçbir eserde kalmamış olabilir ama hala o kalenin delinen surlarında yıkılan kollarında ve duvarlarında hala Türk'ün ölümsüz izleri ve düşleri bulunmaktadır. Ve en önemlisi Al Sancağın dalgalandığı o kutlu kalenin merkezi Türkiye ebediyen ayakta kalacaktır.

    Türk'ün bu ölümsüz izinden ve hayallerinden korkan münferitler bu izleri ortadan kaldırmak için bu kutlu kalenin mimarlarını hedef alan cümleler ve faaliyetler yürütmektedirler bu aziz milletin yüreğinde bulunan ve bu kalenin özü, harcı ve mayası olan kardeşliği, birlikteliği, hoşgörüyü ve vatan sevgisini hedef almaktadırlar.

    Unutmayın daha düne kadar insanlarımızı ideolojik olarak, mezhepsel olarak bölmeye çalışanların en temel amacı son kaleyi yıkmaktır. Tarihimize şekil veren kutlu kalemizi büyütmek uğruna canlarını veren ecdadımız ile aramızı açarak onlar arasında ikilik çıkararak bu kutlu kalenin taşlarını yine bizlere oydurmak istemektedirler

    Ama bu beyhude çabalar hiçbir zaman amacına ulaşamayacaktır. Türk'ün gönül coğrafyasının yerleşim merkezleri gün gelecek bir daha kurulacaktır. Yıkılan kalelerin duvarlarındaki, surlarındaki ölümsüz düşler yeniden canlanacaktır. Bir zamanlar Çeğen Tepesi'nde Türk'ün ölümsüz düşleri uğruna şehadete eren Enver misali daha nice kutlu kaleyi büyüyecek kutlu mimarlar yine bu aziz milletin bünyesinden doğacaktır.

    Ziya Gökalp'in dediği gibi Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne Türkistan Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir. Türklere Turan...


Gürkan DANIK