24 Temmuz 2021 Cumartesi

Gençlik Üzerine "Çamda bizim kozalakta"


 Tarihin altın sayfalarından bize kalan miras, sinemizde bir ateş, demiri terbiye edenler, yurt için bozkırlarda yağız atlarını sürenler...


Pir-i Türkistan Yesevi'nin himmeti,

Dedem Korkutun sözü,

Şehitlerimin emaneti toprağım,

Ve her sabah beni selamlayan sancağım,

Adriyatikten, Balkanlara ordan Anadolu ve Kafkasyaya ve Çin Seddine kadar karış karış gönül coğrafyam...


Tarifsiz ve belki de delice yaşadığımız bu sevgi ve bize maya olup bizi ayakta tutan irademize harç olan bu sevda...


21. Yüzyılın dünyası, bana nasip olan ömür çizgisi,

günümün dünyası, kaderimin alın yazısı, yeni nesiller doğuyor eski nesiller tecrübeleri ile dar-ı bekaya göç ediyor. Bize bıraktıkları mirasa sahip çıkan ve çıkmaya çalışan belkide çıkamayan biz... 



X ve Y derken karşımızda şimdi bir Z nesli, kimi tarihin altın sayfalarında geçmişin izlerini arıyor kimi ise tam tersi uçlarda teknoloji ile kendisini yapılandırıyor... 


Avantajlarla dolu bir yüzyıl, tuşlarla bize gelen nice bilgi ve birikim ile küçük bir ekranda gözlerimizin önünde 


Yinede olanaklar arasında kendini bulamayan kendinin farkında olmayan bir nesil, teknolojinin gereksiz olan ve faydasız olan her alanında kendini yok eden Türk gençleri...


Geçmişini bilmeyen, aramayan, ideali olmayan, hayal kurmayan, adım atamayan, fikri olmayan bir nesil degildir  düşlerimdeki gençlik... 


Yeni dünyaya düşmanlıkta değildir niyetim imkanlar arasında yine kendini bulamayan nesiledir şikayetim.  


Derdim, hayalim ve isteğim şudur ki yeni imkanlarla  donanmış teknoloji çağının  çocuklarının geçmişini bu imkanlarla en iyi şekilde öğrenmesi buna zaman ayırması öğrenmeye niyet etmesi....


 Madem tozlu sayfaları karıştırmanın zevkini, kitap kokusunu çoktan unuttuk 

 

 Ey gençlik 

  

Niyet et ve çık o saatlerini çalan sanal dünyadan geçmişinin adını yaz o bağlı olduğun tarayıcının sayfalarına...


Mete Handan, Alparslana, Ertuğruldan, Fatihe ve daha nice içinde farkında olmadığın o gücün kaynağını oluşturan isimleri araştır ve kendine var...

  

Gönül coğrafyamızın diyarlarına hakim ol ve yola çık sırrı anla... 


Yola çıktığında göreceksin ki Oğuz Atanın Hayat Ağacı nasıl kök salmış şu dünyaya bitti dediklerinde o ağaç Osman'ın yüreğinde nasıl tekrardan can bulup tekrar cihanı sarmış 

Çamlar bitse de kozalaklar nasıl hayat bulmuş. Gör, şahit ol ve anla...


Kızılelma'nın izinde denizleri aşanlar, çağ açıp çağ kapatanlar, Güzel Nebi'nin izinde geçilmez çölleri diyarları aşanları...


Ve yine bitti dediklerinde can bulup bir karış toprağı terk etmeyen şüheda ile sana bu topraklari emanet bırakanları...


Göreceksin, şahit olacaksın 


Ve dar gelecek sana o zaman sınırlar içindeki gücü hissedeceksin kutlu rüyalar göreceksin, bir zamanlar sana burası sizin ebedi yurdunuz diyen Alparslan misali Kızılelmaya hey Kızılelmaya diyeceksin o kutlu ülkeyi o kutlu beraberliği ve birliği kuracağız seninle yeter ki sen niyet et.


Çok değil senden istediklerim sadece kendini bil, farkına var, 


Bilgi berekettir. Bu bereketle piş, yan ve çık yola asla unutma...


"Çamda bizim kozalakta"


Gürkan DANIK

23 Eylül 2020 Çarşamba

Doğu Akdeniz'den Mavi Vatan'a Mavi Vatandan Kızılelmaya



    500 yıl önce Barbaros Hayrettin Paşanın "Denizlere Hakim Olan Tüm Cihana Hakim Olur" sözünün günümüzde ne kadar değerli olduğunu ve bu sözün sadece ülkemiz için değil tüm dünya için ne büyük bir strateji kaynağı olduğunu son yaşanan gelişmelerle daha iyi bir şekilde idrak ediyoruz.

    Akdeniz geçmişte olduğu gibi günümüzde de en önemli jeo-stratejik bölge konumundadır. Tarih boyunca bu bereketli sulardan istifade etmek isteyen ülkeler Akdeniz'de ve etrafındaki Bereketli Hilâl bölgesinde mekik dokumuşlardır. 

    Bölgenin katma değerinin farkında olan birçok ülke günümüzde bu bereketli sularda adeta birbirleri ile yarışmakta ve Akdeniz'i bir devlet politikası haline getirmektedirler.  Örneğin Rusya tarih boyunca Akdeniz'e (sıcak denizlere) inebilmenin yollarını aramış ve adeta bu konuyu milli bir ülkü haline getirmiştir. Yine aynı şekilde ABD Ortadoğu'daki müdahalelerinde Akdeniz'i kullanmıştır. Keza Yunanistan, Fransa, İspanya, İngiltere gibi birçok ülke gözünü Akdeniz'den ayırmamıştır. 

    Akdeniz'in bu denli önemli olmasının nedeni şüphesiz bölgenin hem tarihsel hemde ekonomik kaynaklar bakımından olabildiğince zengin olmasıdır. Üç kıtanın arasında bulunan Akdeniz, Bereketli Hilal bölgesinin en önemli bir parçasıdır. 

    Bereketli Hilal bölgesi birçok medeniyete ev sahipliği yapmış önemli bir bölgedir. Batı ve Ortadoğu uygarlıkları bu bölgede doğmuştur. Akdeniz'den başlayarak Toros Dağlarına, oradan Basra Körfezine, Fırat ve Dicle'ye uzanır. Daha geniş kapsamıyla Bereketli Hilal, Eski Ahit'in Tekvin bölümünde ağırlıklı yeri olan bölgeyle örtüşür; Eski Yunan ve Roma uygarlıklarına kaynaklık eden Babil, Asur, Fenike gibi ülkeleri de içine alır (Şeyhanlıoğlu,2020)

    Son günlerde Türkiye'nin enerji alanında yapmış olduğu çalışmalar ülke gündeminde olmak ile birlikte tüm uluslararası camianın da takibindedir. Özellikle son günlerde Yunanistan tarafının Türkiye'nin enerji faaliyetlerine olan bu tepkisi ve diğer ülkelerinde bu olaya müdahil olma nedenlerinin arkasında ne yatmaktadır. 

    Bu sorunun cevabi şüphesiz az önce anlattığımız gibi bölgenin öneminden ve Türkiye'ye eskiden olduğu gibi bu bölgeden yararlandırmama niyetlerinin tekrar tecelli etmesidir. 

    Türkiye enerji alanında hem Akdeniz'de hem de Karadeniz'de ummalı bir çalışma gerçekleştirmekte ve çalışmalarının da karşılığını almaktadır. En son FATİH gemisinin Karadeniz'de keşfettiği doğal gaz rezervi bunun en güzel örneğidir. 

    Ülkelerin artık piyon olmaktan daha ziyade her birinin şah olmaya niyetlendiği yeni küresel satranç oyununda Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de enerji kaynaklarına yönelik yapmış olduğu çalışmalar birçok ülkenin olabildiğince zoruna gitti. 

    Oruç Reis sondaj gemimizden oradan da dolaylı olarak ülkemize yönelik gerçekleştirilen tehditkar tavırlar Türkiye'yi Akdeniz'deki haklarından noksan bırakmayı, Bereketli Hilal'den uzak tutarak bizleri sadece Antalya Körfezine hapsetmeyi planlamaktadır. 

    Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması (MEB) ve uluslararası tezlere göre Coğrafyanın üstünlüğü prensibine ile, ana karadan 200 mil öteye kadar olup, denizdeki kaynakları, “Mavi Vatan” olarak kapsamaktadır. Buna göre Akdeniz’de Türkiye’nin 180 bin kilometrekare "Mavi Vatanı" varken uluslararası anlaşmaları kabul etmeyen bir grup azınlık Türkiye'ye sadece 40 bin kilometrekareyi (Antalya Körfezini) reva görmektedirler. Bu hazımsızlığın nedeni ise Doğu Akdeniz'in altında yatan, üstünde varolan kaynaklar ve avantajlardır.

Yeraltı kaynaklarina baktığımız zaman ABD Jeoloji Araştırmaları Merkezi’ne göre Levant Havzası’nda (Kıbrıs, Suriye, Lübnan ve İsrail) 3,45 trilyon metreküp doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol bulunmaktadır. Sadece Kıbrıs civarında 400 milyar dolar değerinde petrol bulunmaktadır. Bu da dünyanın en büyük enerji yataklarından biri demektir ve Türkiye’nin 500 yıllık gaz ihtiyacını karşılayacak miktar anlamına gelmektedir (Şeyhanlıoğlu, 2020)

    Akdeniz'in deniz üstü avantajı ise deniz ulaşımında dünyanın en önemli güzergahları olan İstanbul, Süveyş ve Cebelitarık gibi önemli boğazlara sahip olmasıdır. 

    Türkiye Tarih boyunca çeşitli hilekâr oyunlarla enerji kaynaklarından uzak tutulmaya çalışıldı. Sanayi Devrimlerin dönemsel gelişimlerinde petrolü işleyip enerji alanında kullanan ülkeler kendi GSYH'larıni arttırmak için ya kendi kaynaklarını kullandılar kaynakları az geldiği zaman ise sömürü politikalarını devreye sokarak emperyalist güçler birçok ülkeye doğrudan yada dolaylı olarak müdahalede bulundular. 

    Türkiye artık geçmişte olduğu gibi enerji alanında geri planda duran bir ülke değildir. Olmayacaktır olmamalıdır da...

    Tarihte Akdeniz'i bir Türk gölü haline getiren ecdadımıza yakışır bir nesil olabilmek ve 21. Yüzyılda muhasır medeniyetler yolunda ilerlemek için Mavi Vatanımız Akdeniz'deki haklarımızdan asla taviz vermemeliyiz. 

    Yıllarca ekonomide enerji kaynaklarından kaynaklanan ve bize coğrafyamızda ki haklarımızdan uzaklaştırıp bizleri cari açık makasına mahkum edenlere yönelik mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir. Devletimizin Barbaros Hayrettin Paşa'nın abisinin adı olan ismi ile manidar Oruç Reis gemisi ile yapmış olduğu çalışmalar geleceğin büyük Türkiye'si için atılan büyük adımlardır. 

    Rusların sıcak denizlere inme politikası, ABD'nin Ortadoğu'ya müdahaleleri, İsrail'in Süveyş'ten başlayıp Kuzey Kapadokya Dağlarına kadar dayandırdığı Arz-ı Mevud ülküsünün karsısında bu Asil Milletin üzerine yemin ettiği Ahd-i Millisi vardır. 

    Kendi topraklarımızda, kendi coğrafyamızda ve ecdad emaneti denizlerimizdeki haklarımızdan kimse bizi mahrum edemeyecektir. 

Barbaros Hayrettin Paşa'nın dediği gibi "Denizlere Hakim Olan Tüm Cihana Hakim Olur "

Doğu Akdeniz Mavi Vatandır. Mavi Vatan Kızılelmadır...

18 Ağustos 2020 Salı

Türk'ün Gönül Coğrafyası Türk'ün Mefkuresi








    Tarihin tanımı literatürde geçtiği gibi geçmiş ve gelecek arasında neden-sonuç ilişkisi kurmak değildir. Batılılar, diğer ülkeler ve milletler için bu tabir kabul edilebilir ama Türk için bu tabir geçerli değildir.


    Türk, tarihin ta kendisidir. Türk, tarihin en merkezi noktasıdır. Türk'e göre tarih geçmiş ve gelecek arasında neden sonuç ilişkisi kurmak kadar sığ düşünmek değildir. Türk'e göre tarih geçmişinden gelen şanlı mazisi ile geleceğine yön vermektir. Türk'e göre tarih Ertuğrul Gazi'nin Hayme Anaya dediği gibi "Denizleri Aşacağız Devlet Olacağız" nidasıyla geleceğe seslenmesidir. Öyle bir sesleniştir ki bu, yüzyıllar sonra İstanbul'un surlarına dikilen Fatih'in kulağına gelen ve onu harekete geçiren haykırıştır.


    Tarih, Türk'e nokta koymaz, geçmişten bu yana canla, kanla tarihin altın sayfalarına yazılan bu destanın son cümlesi olamaz anca virgül olur ki o da bir Anka Kuşu'nun küllerinde yeniden doğup yükselmesi ya da bir Kurt'un ayağa kalkıp yol göstermesi ile son bulur. Destan devam eder Türk yurdu abad olur.

Ve Vatan Türkiye,

    Türkiye koca bir kaledir. Öyle bir kaledir ki sınırlarını ancak bu aziz milletin düşleri şekillendirebilir. Bu kalenin sınırları Edirne'den Kars'a kadar değildir. Türk'ün Mefkuresi gün doğumundan gün batımına kadar, Adriyatikten Çin Seddi'ne 3 kıtadan 7 denize kadardır.

    Bu koca kalenin en yüksek burcunda dalgalanan Ay Yıldızlı Al Bayrak ise dünya üzerindeki tüm mazlumlara gölgedir.

    Bu uçsuz bucaksız kalenin mimarları her dönemde bu yapıyı ölümsüzleştirmişlerdir. Oğuz Ata'nın attığı temel ile başlayarak asırlarca süren ve devam eden bu yapıya tarihin belli zamanlarında herkes bir tuğla bir taş koymuştur. Defalarca kez bu kalenin toprakları şehit kanları ile sulanmıştır.

    Şüphesiz bu kutlu kaleyi kuranlar bu aziz milletin gönlünde hiç bitmeyen vatan sevgisinin mayasını kullanmışlardır. Bu kalenin Anadolu temellerini atan Sultan Alparslan'ın içinde olan iman ve vatan sevgisi bu ölümsüz kalenin harcıdır.

    Melikşah'tan, Ertuğrul Gazi'ye, Osman Gazi'den Fatih' e , Yavuz'dan, Kanuni'ye, Abdülhamid Han'dan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e kadar tüm ecdad bu aziz vatanın kalesini güçlendirip sınırlarını daha ileri noktalara taşımak için mücadele etmiştir.

    Şanlı tarihimizdeki her bireyin bu kaleye küçük yada büyük katkısı vardır. Bu katkıların hepsi bir araya geldiğinde ortaya büyük ve ölümsüz bir yapı çıkmıştır.

    Evet zaman zaman bu kutlu kalenin duvarları yıkılmış, surları delinmiş belki kimi kollarından hiçbir eserde kalmamış olabilir ama hala o kalenin delinen surlarında yıkılan kollarında ve duvarlarında hala Türk'ün ölümsüz izleri ve düşleri bulunmaktadır. Ve en önemlisi Al Sancağın dalgalandığı o kutlu kalenin merkezi Türkiye ebediyen ayakta kalacaktır.

    Türk'ün bu ölümsüz izinden ve hayallerinden korkan münferitler bu izleri ortadan kaldırmak için bu kutlu kalenin mimarlarını hedef alan cümleler ve faaliyetler yürütmektedirler bu aziz milletin yüreğinde bulunan ve bu kalenin özü, harcı ve mayası olan kardeşliği, birlikteliği, hoşgörüyü ve vatan sevgisini hedef almaktadırlar.

    Unutmayın daha düne kadar insanlarımızı ideolojik olarak, mezhepsel olarak bölmeye çalışanların en temel amacı son kaleyi yıkmaktır. Tarihimize şekil veren kutlu kalemizi büyütmek uğruna canlarını veren ecdadımız ile aramızı açarak onlar arasında ikilik çıkararak bu kutlu kalenin taşlarını yine bizlere oydurmak istemektedirler

    Ama bu beyhude çabalar hiçbir zaman amacına ulaşamayacaktır. Türk'ün gönül coğrafyasının yerleşim merkezleri gün gelecek bir daha kurulacaktır. Yıkılan kalelerin duvarlarındaki, surlarındaki ölümsüz düşler yeniden canlanacaktır. Bir zamanlar Çeğen Tepesi'nde Türk'ün ölümsüz düşleri uğruna şehadete eren Enver misali daha nice kutlu kaleyi büyüyecek kutlu mimarlar yine bu aziz milletin bünyesinden doğacaktır.

    Ziya Gökalp'in dediği gibi Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne Türkistan Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir. Türklere Turan...


Gürkan DANIK


15 Mayıs 2020 Cuma

Covid-19 Salgınına Yönelik Ekonomide Yeni Çözümler Pozitif Beklenti ve Olumlu Yönlendirme

Cümlelerime meşhur iktisatçı John Maynard Keynes'in sözleri ile başlayacağım Keynes'e göre "Usta bir iktisatçı…bir dereceye kadar matematikçi, tarihçi, devlet adamı ve filozof olmalı…Geçmişin ışığında, geleceği amaçlayarak bugünü çalışmalı. İnsan doğasının hiçbir parçasını, dikkatinin dışına atmamalı…Bir sanatçı kadar soğuk ve dürüst, buna karşılık bazen bir siyasetçi kadar dünyaya yakın olmalıdır.”

Keynes'in yıllar önce ortaya atmış olduğu teori kesinlikle her kelimesine kadar doğru ve tartışılmazdır. Bu düşünce açısından dolayı ki Keynes, düşünceleri ve teorileri ile 1929 Buhranına çözümler üretmiş ve başarılı olmuştur. Zamanın kapitalizmini uçurumdan kurtaran o dur. Bu yüzden sosyalistler ile Keynes'in arası çok iyi değildir. 



Konumuza başlamadan önce böyle bir giriş yapmayı uygun gördüm. Çünkü günümüzde de içinde bulunmuş olduğumuz bu sancılı süreçten çıkış anahtarları da bu teorilerin içinde gizli, sadece ülkeler bu teorileri kendi milli şuurları ile güncellemelidirler...

Evet iyi bir iktisatci olmak iktisadın tüm prensiplerini öğrenmekten geçmez. iktisatçı olmak aynı zamanda iyi bir matematikçi, sosyolog, psikolog, coğrafyacı ve birçok sosyal ve feni bilimlerle uğraşmayı gerekmektedir...

Bu konunun üzerinde niye bu kadar çok durduğumu şimdi anlatıcaklarımla daha iyi anlayacaksınız. Dünya 2020 yılının başından itibaren Covid-19 diye tabir edilen bir biyolojik varlıkla, bir virüsle mücadele ediyor Çinden başlayarak kısa zamanda tüm dünyayı etkisi altına alan bu pandemi birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiyi derinden sarstı. 

Biyolojik bir virüsün önce insanları evlerine hapsetmesi ile birlikte büyük bir kelebek etkisi kendisini gösterdi. Önce tüketim azlığı ve talep düşüşü ile üretim sistemi çöktü, sonra düşük talep petrolü vurdu. Sonra ise ticareti ilgilendiren tüm ihracaat ve ithalat kalemlerinin ülke ülke dengesi bozuldu. Sonra giriş çıkış yasakları ile turizm sektörü zarar gördü sonra ise beklentilerin olumsuz gelişimi ile tüm finansal piyasalar, döviz kurları ve hisse senetleri olmak üzere birçok sektör derinden etkilendi. 

İşte görüyorsunuz küresel dünyada tüm ülkelerin demir bir zincirle adeta ayaklarından birbirine bağlı olduğu bir süreçte bir ufak virüs domino etkisi yarattı. Biyolojinin iktisatı nasıl etkilediğini gördünüz değil mi? 

Bu sürecin yaşanabileceğini tabi ki ülkeler tahmin edebilir miydi edemez miydi bu konulara girmiyorum çünkü bu cümleden bile bir sürü komple teorisi ortaya atılabilir. Benim amacım bu sarsılan süreçte ülkemizi toparlayabilecek bir yol bulabilmek...

İlk başta dediğim gibi çözümü aslında iktisadi düzenin sarsıldığı bu süreçte iktisadi ilgilendiren ve onu etkileyen bilim dallarının etkisi ile bulmaya çalışacağım. Mesela bir önceki cümlelerimde "Beklenti" ifadesini kullandım. İşte aslında ekonominin en hassas noktalarından birine değindim burada...

Beklentiler şüphesiz bir ekonomik düzenin nasıl işleyeceğini ve ne yöne gidebileceğini bizlere gösteren en önemli gelişmeler bütünüdür. Önemli olan ekonomi içerisinde, daha doğrusu piyasayı oluşturan ekonomik birimler içerisinde beklentileri pozitif tutmak en büyük amaç olmalıdır. Ekonomi ağızdan çıkabilecek tek bir sözden bile nem kapabilecek kadar hassas bir bilim dalıdır. İşte bu noktada piyasa içerisinde bulunan tüm aktörlerin çok dikkatli olması gerekmektedir. 

Küçük bir örnek verelim Covid-19 salgının başlaması ile piyasadaki tüm ekonomik birimlerin ilk günkü  beklentileri şu şekilde idi; "Salgın devam edecek bizler varlıklarımızı güvenli liman olan altına yönlendirelim varlıklarımız orda kalsın" ilk günlerde bu beklenti içerisinde olanlar varlıklarını altına döndürmüşler ve gram altın fiyatları rekor seviyeleri görmüştü. Sonra ne oldu ilerleyen zamanlarda birkaç aşı ile ilgili söylentilerin yayılması ve biraz da hisse senetlerinden zarar görenlerin altın bozması ile birlikte de herkes nakite dönmeye başlayıp altın azda olsa bir düşme eğilimi göstermişti. 

İşte tüm bu yukarıda anlatılan süreçler ekonomik birimlerin beklentileri ile ilgilidir ve ekonominin birçok alanında kullanılır. Burada da iktisadın psikoloji ile ilişkisinin önemini görüyoruz. Bu yüzden yakın zamanda davranışsal iktisat bu kadar popüler olmuştur. 

Türkiye peki bu süreçte ne yapabilir. Ülkemiz Covid-19 nedeniyle tüm dünyada olduğu gibi ekonomi piyasalarında doğal olarak sıkıntılar yaşayabiliyor. Bu süreci atlatabilmenin en güzel yolu piyasa beklentilerini olabildiğince pozitif tutup yeni bir olumlu kelebek etkisi ile tüm ekonomiye dokunabilmektir. Tabi bunu yapmak o kadar kolay değildir. 

Bunu yapabilmek için öncelikle cümlelerimin başında belirttiğim gibi tüm piyasası okuyabilecek, analiz edebilecek, piyasa aktörleri piyasadan neyi bekliyor ise onları sunabilecek kişilerin varlığı gereklidir. 

Milletin psikolojisine inebilecek toplumun sosyal tutumunu okuyabilecek yıkıcı eleştiri değil yapıcı eleştiriler yapıp çözüm önerileri sunacak ekonomistlerin varlığı gerekmektedir. Maalesef günümüzde youtube dan yayın açıp yandık bittik edebiyatı yaparak spekülasyon ve manipülasyon yapan kendine iktisatçı diyen ama kendine yatırımcı olan birçok şahsiyet vardır. Bunların maalesef Türkiye Ekonomisine zerre kadar katkısı yoktur. 

Siyasiler açısından baktığımız zaman ise hangi partiden olursa olsun bir siyasetçi ekonomi ile ilgili konuşurken kılı kırk yarmalı ve net konuşmalıdır. Ekonomilerinin en büyük baş belası olan "Belirsizlik" kavramını körükleyecek konuşmalar yapılmamalıdır. 

Sonuç olarak bu zor günlerde ekonomiyi ayakta tutmanın en önemli yolu tüm piyasayı pozitif yönlendirebilmek ve bunu yaparken de iktisat ile birlikte diğer sosyal ve fen bilgileri ile uzmanlaşabilmektir. 

(Unutmadan da beklentiler ile ilgili göstergeler olan CDP primi, derecelendirme kuruluşları ve rayting notlarını da görmezden gelmeyelim)

5 Mart 2020 Perşembe

Göç Meselesi Şımarık Yunanistan Kendi Tarihini Unutmasın





Ülkemiz son haftalarda birçok duyguyu kendi bünyesinde yaşıyor. Üzüntüyü, kederi, insanlığı, kahramanlığı ve şehadeti...
Türkiye tüm bu duyguları en içten düzeyde yaşıyor iken Şanlı Türk Ordusu sınır ötesinde başlattığı Bahar Kalkanı Harekâtı ile emsalsiz bir kahramanlık örneği göstermektedir. Bununla birlikte Türkiye son günlerde Avrupa’ya hareket eden göçmenleri unutmayıp, sınırda Yunan kolluk kuvvetlerinin tüm zulmüne ve zalimliklerine gözlerini kapayamıyor ve adeta tüm dünyaya insanlığı öğretiyor.
Yukarıda bahsettiğimiz tüm bu gelişmeler yaşanırken Avrupa’nın şımarık çocukları (Yunanistan-Bulgaristan) ise tarihsel karakterleri doğrultusunda aynı saldırganlıklarını icra ediyorlar.
27 Şubat’ta İdlib’de 34 askerimizin şehit olmasına neden olan alçak saldırı sonrası hem güvenliğimizi tehdit eden rejim unsurlarına karşı harekâtımız başlamış hem de Türkiye’de bulunan mültecilere sınır kapıları açılmış ve “Açık Kapı Politikası” devreye sokulmuştur. Sınır kapılarının açılması, 18 Mart 2016 mutabakatına 5 yıldır sadık kalmayan AB’ye karşı, mülteciler için tampon bölge konumuna son vererek mültecilerin artık zorla ülkede tutulamayacağını, halihazırda İdlip’ten gelmekte/gelecek olan akın ile tek başına mücadele edemeyeceğini deklare etmiştir.
Yunanistan üzerinden Avrupa’ya geçmek isteyen 100 bine yakın göçmen sınırı geçmiş ve binlerce göçmen Edine sınır kapısından Yunanistan’a dayanmıştır. Birçok sivili haksız yere darp ederek, binmiş oldukları botları şişleyerek, üzerlerine gaz bombası, biber gazı ve hatta ve hatta sivillerin üzerine gerçek mermilerle ateş edenlerin insanlık namına konuşabilecekleri tek bir kelime dahi yoktur.
Türkiye’nin şanlı tarihinden gelen muhacirlere ensar olma anlayışını bu kuduruk zihniyete anlatmamız mümkün değildir. Bizler 10 yılı aşkın süredir ülkelerinden zorla alıkoyulan ve zulme uğrayan mültecileri ağırlıyoruz. Bu zamana kadar göç faaliyetlerinden doğal kaynaklanan sosyal, kültürel, toplumsal ve ekonomik çatışmalar ve zorluklar yaşadık ama asla bize sığınan hiç kimseyi yarı yolda bırakmadık, zulmetmedik.
Yunanistan kendi tarihini sık sık unutuyor ya da hatırlamak istemiyor, hafıza noksanlığı olan bu topluluğun avare hareketler yapması şüphesiz geçmişin yaşattığı derin izlerdir. Daha düne kadar kendini bilmez deni ruhlu bir serserinin yunan meclisinde ŞANLI TÜRK BAYRAĞIMIZI yırtması hiç şüphesiz 9 Eylül’ün zihinlerde bıraktığı hazmedemeyiştir.
Edirne kapılarında sivil halka her türlü şiddeti uygulayanlar 1942 yılında Alman Nazilerinden kaçıp döneminde Suriye Mülteci Kamplarına sığındıklarını asla unutmasınlar. İkinci Dünya Savaşı yıllarında şuanda şiddet uyguladıkları o insanların topraklarında mülteci kamplarına sığınıp yiyecek ve giyecek yardımı aldıklarını da asla unutmasınlar.
Yunanistan eğer insanlık namına bir şey yapmak istiyorsa sınırlarını açmalı sivillere uyguladığı sert müdahaleye son vermeli ve onların güvenli bir şekilde Avrupa’ya intikallerini sağlamalıdır.   Yunanistan ülkesine gelen mültecilerin Uluslararası Koruma Başvurularını alarak onlar hakkında taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri yerine getirmelidir.

Sınırda mültecilere uygulanan tüm şiddet ve zulüm 1951 Cenevre Sözleşmesini askıya alınmasını ve Avrupa İnsan Haklarının İhlali anlamına gelir. Batının insan haklarını sözde ve kâğıtta göstermelik olarak kullandığı dönemler artık geride kalmıştır. Ortadoğu’da bir insanlık dramı yaşanırken herkes elini taşın altına koymalı ve sorumluluklarını yerine getirmelidir.
Sözlerime son verirken Milletimizin kadim ruhunu ve Devletimizin sonsuz bekasını korumak uğruna en büyük mertebeye yükselen aziz şehitlerimizi rahmet ve minnet ile anıyorum…

31 Ocak 2020 Cuma

KORKUTAN 2020 PİYASA ANALİZİ VE GÜVENLİ LİMANLARA KAÇIŞ



2020 yılı maalesef çok kötü başladı. Dünya üzerinde meydana gelen jeo-politik risklerin ve gerilimlerin yükselişi, doğal afetler, depremler, salgın hastalıklar, ticari anlaşmazlıklar ve daha birçok enteresan olayın yaşandığı 2020 yılının ocak ayı şimdiden küresel ekonomiyi oluşturan temel göstergeleri derinden sarstı.
Son yıllarda dünya üzerinde etkisini gösteren ekonomik durgunluk yeni yılda da varlığını sürdürecek gibi gözüküyor. Tüm piyasalarda ciddi anlamda bir belirsizlik mevcut, risklerle dolu sonu kestirilemeyen birçok ekonomik aktivite gerçekleştirilirken yeni yılla birlikte yaşanan tüm olaylar ise piyasayı oluşturan tüm aktörleri kara kara düşündürüyor.

Yeni yılın başlaması ile birlikte ABD-İran gerilimine şahit olduk. ABD’nin İran Devrim Muhafızlarından Kasım Süleymani’yi öldürmesi iki ülke arasında olan gerginliği ciddi derecede arttırdı. İntikam yeminlerinin havada uçuştuğu ocak ayının ilk haftalarında İran büyük bir hata yaparak Tahran’dan Kiev’e giden Ukrayna uçağının füze zannederek düşürdü ve bu hatası 176 kişinin hayatına mal oldu.

İki ülke arasındaki bu gerginlik küresel piyasaları derinden etkileyerek yüksek derecede bir volatiliteye neden oldu. Özellikle döviz kurlarında ve altın fiyatlarında meydana gelen dalgalanma göstergeler üzerindeki rekor seviyeleri tek tek egale etti. 3 Ocak tarihinde rekor seviyeleri gören altın fiyatları gram olarak 300 TL’yi aşarken çeyrek altın ise fiyat olarak 500 TL’yi gördü.
İki ülke arasındaki gerginlik şuanda ilk zamanlarda ki olmasa da bu konu ile ilgili belirsizlik hala sürmekte ve ülkelerin birbirlerine karşı yapacağı hamleler merakla beklenmektedir.

Yeni yılla birlikte dünyanın yakından takip ettiği bir başka konu ise Çin’de ortaya çıkan KORONA Virüsü oldu. Çin’in Vuhan kentinde kendini gösteren ve ülkede büyük bir paniğe neden olan hastalık Çin olmak üzere Hong Kong, Amerika, Kanada ve Suudi Arabistan’a sıçradı. 2002 yılında meydana çıkan SARS virüsünün bir mutasyonu olan bu virüs çok daha tehlikeli bir hale gelerek Çin’de tüm hayatı alt üst etti. Şuanda hem Çin’de hem de tüm dünyada ciddi bir panik ve endişe yaşanıyor.
Çin ve ABD arasında geçen yıl yaşanan ticaret savaşları jeo-politik riskleri yükseltmiş ve birçok ülkeyi ekonomik olarak etkisi altına alan bir sorun haline gelmişti. İki ülke ticari faaliyetleri bakımından yeni yılda ilk kez anlaşma yoluna gittiler ama söz konusu korona virüsünün etkileri piyasaları da önemli ölçüde etkiliyor.

Hastalıktan dolayı sınırlandırılan seyahatler ve hastalıkla mücadele için harcanan miktarlar Çin’i büyük bir ekonomik maliyete sürüklemekte ve ilerleyen zamanlarda hastalık daha ciddi boyutlara ulaşırsa dünyanın en büyük 2. Ekonomisine sahip Çin’i zor günler bekliyor demektir. Piyasaların söz konusu hastalığa vermiş olduğu tepki ise özellikle petrol fiyatlarında yaşandı brent petrolün 65 dolar seviyelerinde olan fiyatı şuanda talebin azalması endişeleri ile birlikte 57-58 dolar seviyelerine kadar düştü.

Ülkemiz ise şuanda depremlerle uğraşıyor 28 Ocakta Manisa’da meydana gelen 5.1 şiddetindeki ve Elazığ’da meydana gelen can ve mal kayıplarının yaşandığı 6.7 şiddetindeki iki deprem bizleri derinden etkiledi. Öncelikle bu üzücü olayda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da Allah'tan rahmet diliyorum.

Deprem konusu Türkiye'nin her zaman düşünmesi, planlı ve hazırlıklı olması gereken önemli bir konudur. Ülkemiz ciddi anlamda fay hatları üzerinde bulunuyorken hala birçok kentsel dönüşümün gerçekleşmediğini ve yeterli önlemlerin alınmadığını ne yazık ki görüyoruz. Bu konuda yeterli çalışmaların yapılmaması durumunda tüm uzmanların gerçekleşmesini beklediği büyük İstanbul depreminde yaşanması ihtimal maddi ve manevi yıkımın gözlerimizin önünde her an canlandırarak ve yaşananlardan ders alarak depreme karşı hazırlıklarımızı gerçekleştirmeliyiz.

Depremin manevi kayıpları olduğu kadar maddi kayıpları da mevcuttur. Bu maddi kayıplar ise mevcut ekonomik düzeni temelden sarsabilir. Örnek olarak daha önceden ülkemizde yaşanan büyük depremlerin Türkiye ekonomisine olan maliyeti rakamlarla birlikte ilgili tüm kaynaklarda mevcuttur.

2020 Yılında Piyasalarda ki Mevcut Durum Nedir?

Yeni yılın başlaması ile birlikte ilk haftalarda hem Türkiye’de hem de dünya borsalarında rallilere şahit olduk. Birçok hisse senedi ani yükselişler yaşadı. Ülkemizde Borsa İstanbul 124 Bin seviyesini görerek iyi bir yükseliş yaşadı. Şuanda ise yaşanan tüm olaylar doğrultusunda meydana gelen düşüşlerle 119 Bin seviyelerinde işlem görüyor.

Döviz kurlarına baktığımız zaman ise 2019 yılında ABD-Türkiye arasında yaşanan gerginlikler yeni yılda da zaman zaman kendini göstermeye devam ediyor iki ülke arasında gündeme gelen yaptırım kararları tansiyonun yükselmesine neden olabiliyor. Yaşanan son jeo-politik risklerle de USD-TR kuru 5.94-5.96 seviyelerinde dalgalanıyor olası risk artışları ile 5.96 sonrası her ani çıkış 5.98- 6.00 ve üstü direnç noktalarını görebilir. Kurdaki eğilim aşağı yönlü hareket edecek olursa eğer destek seviyeleri 5.90-5.87 seviyelerini görmek mümkün olabilir.

Dünya merkez bankaları ise faiz konusunda şimdilik sabit veya indirime giden hamleler gerçekleştiriyor. Küresel ekonomide ki resesyon devam etmekte ve büyüme oranları istenilen seviyede gerçekleşmemektedir. Bu yüzden parasal sıkılaşma şimdilik gündemde olmayıp parasal gevşemeye devam edilmektedir. Hem ABD Merkez Bankası FED, hem de Avrupa Merkez Bankası faizlerini uzunca bir zaman yükseliş pozisyonuna almaları beklenmemektedir.

Güvenli Limanlara Kaçış Gündem de !

2020 yılının başlaması ile birlikte yaşanan olaylar sonucunda cazibesini arttıran en önemli yatırım aracı ise Altın oldu. Özellikle ABD-İran gerginliği sonrasında ki risk artışı ile birlikte Altın fiyatları son zamanların en büyük yükselişini yaşadı. Altının dolar cinsinden ifadesi olan ons göstergesi 1.610 doları görerek Mart 2013 yılından itibaren ki en yüksek seviyesini test etti.
Ülkemizde ocak ayının ilk haftasında gram olarak 309 Tl’yi gören altın fiyatları yatırımcısına büyük kazançlar sağladı şuanda ise gerek jeo-politik risklerin ve korona virüsünün piyasalarda vermiş olduğu rahatsızlıklar yatırımcıları güvenli liman olarak bilinen altına yönlendirmektedir.

Sonuç olarak dünya genelinde yaşanan tüm bu gerginlikler ve ekstrem olaylar varlığını devam ettirecek gibi gözüküyor. Özellikle Orta Doğu’da jeo-politik riskler son derece artış göstermektedir. ABD'nin Kudüs'ü İsrail’in başkenti ilan eden raporları bölgedeki çatışmayı ateşlendirmektedir. Özellikle Türkiye bu kararı ölü doğmuş bir anlaşma olarak nitelendirmektedir.

Tüm bu gelişmeler doğrultusunda dünya ve Türkiye ekonomisi üzerinde net bir ifade ile açıklayacak olursak görülen durum büyük bir BELİRSİZLİKTİR. Ekonomik kriz veya ekonomik bollukta sonuçlar her zaman kesindir. Ya batmışsınızdır ya da ülke büyük bir ivme kazanmıştır. Ama belirsizlik anında ne olacağı belli değildir. Böyle durumlarda tüm yatırımcıların olabildiğince dikkatli davranmaları ve yaşanabilecek her yeni ekonomik dalgalanmaya hazır olmaları gerekmektedir.

Gürkan DANIK
Ekonomist

25 Kasım 2019 Pazartesi

İSRAİL- TÜRKİYE / ARZ-I MEVUD- MİSAK-İ MİLLİ SAVAŞI



Orta Doğu son zamanlarda olabildiğinden çok daha fazla hareketli özellikle son aylarda yaşananlar bize gösteriyor ki yeni dünya düzeninin ayak sesleri artık çok daha net bir şekilde duyuluyor. Artık hiç bir ülke bulunduğu coğrafyada rahat değil herkes her an bir hedef noktası, sadece bu hedeflerin yeri ve zamanı kim ya da kimler tarafından vurulacağı ya da vurulmaya çalışılacağı belli değil.  

Mazlumların kan ve gözyaşı ile yoğrulmuş ve şehitlerin kanı ile şereflenmiş Müslüman coğrafyasının toprakları ise yüzyıllardır açık bir şekilde hedef olmaya devam ediyor ve hedefe acımasızca saldıranlar ise kendini açık bir şekilde gösteriyor. 

Kudüs'ü biliyorsunuz İlahi dinlerin en büyük mekanı O kutlu Nebi'nin (S.A.V) miraçta ki en güzel durağı olan Mescidi Aksanın bulunduğu o mukaddes şehir, Müslümanların ilk kıblesi ve yine Hz. İsa'nın tebliğe başladığı ve göklere yükseldiği, Hz. Davud'un, Hz. Süleyman'ın ve daha birçok peygamberin övgü ile bahsettiği şehirdir Kudüs, ama şimdi o Kudüs boynu bükük ve zalim hükmü altında o mukaddes beldeye yakışan inanca dayalı her şey şuan ayaklar altına alınıyor ve son Nebi'nin (S.A.V) mübarek ayaklarının değdiği o yerleri şuan maalesef Müslümanlara zulmeden ve inanca ve ibadete saygısı olmayan İsrail postalları çiğniyor bu maalesef acı bir gerçek...

Evet gerçekleri, zulmü, haksızlığı açık bir şekilde görüyorken tabi ki sessiz kalamayız bizlerde bir şeyleri artık söylemeyi değil bizzat artık icraata geçme boyutunda olmalıyız karşımızda ki güç maalesef kendi amaçlarına doğru hızlı bir şekilde gidiyor bu çok açık, artık bazı şeyleri daha açık bir şekilde belirtmeyi önlemleri de bu doğrultuda almak mecburiyetindeyiz. Şimdi şu zamana kadar yapmış olduğumuz ve kendi kendimizi rahatlatmaya çalıştığımız aslında kimseye faydası olmayan hareketlerden vazgeçmeliyiz evet bir tepki ortaya koyacağım ama benim tepkim eline üstünde "Kahrol İsrail", "İsrail Terörist" diyen kartonları alıp avazı çıktığı kadar bağırmakta olmayacak çünkü bu hareketin hiç bir faydası yok ve meydanlarda toplanan sadece eline bir A4 kağıdı alıp açıklama yapan STK temsilcileri ve değerli başkanlar, kusura bakmayın yaptığınız açıklamalarında bir anlamı ve faydası yoktur. Şimdi bazılarınız o klasik cümleyi kurabilir zalime karşı sessiz mi olalım, dilsiz şeytan mı olalım diye kesinlikle olmayacağız her zaman mücadele edeceğiz ama inanın ki mücadele yöntemi bu değil şimdi gelin sizinle farklı bir yol deneyelim ve görelim şuana kadar aslında yapmış olduğumuz her şeyin baştan aşağı yanlış olduğunu. 

ÖNCE RAKİBİNİ TANI VE PLANI ÖĞREN

Yıllarca toplum olarak belki de yaptığımız en büyük yanlış, eleştirdiğimiz, kınadığımız ve hatta ve hatta sövüp saydığımız her şeyin anlamını tam olarak bilmememiz evet kızıyoruz ama kime kızıyoruz kimi kınıyoruz kime lanet okuyoruz işte bunlara cevap veremiyoruz önce bu sorunu çözmeliyiz evet herkesin ağzında tek slogan "İsrail Terörist" peki kim bu İsrail tamam düşman o, ama bu düşman kimin nesi, neyin nesi, nereden gelmiş nereye gidiyor hepsi toplumun kafasında ne kadar yer ediniyor burası meçhul kimmiş bu İsrail hadi biz açıklayalım.

İsrail kuruluş amacı olarak diğer ülkelere kıyasla çok daha farklı bir boyutta, çünkü bu devlet hem dini bir kimlik taşırken hem de katı bir ideoloji üzerine kurulmuştur. İsrail'i oluşturan Yahudi kesimi dünyada öyle çok kalabalık bir topluluk değil taş çatlasın en fazla 15 milyon kişi, bu sayınında belli bir kesimi İsrail'de bulunuyor. Yahudi kesiminin yani özelliklede İsrail'in bu sayıyı arttırma gibi bir hamlesi şuana kadar mevcut değil ki İsrail yurttaş=dindaş gözü ile bakıyor ve ülkesinde yaşayan yahudileri de safkan olarak kendisine ait özel sınıflandırma şekilleri ile sınıflandırıyor ve museviler yahudilerle bir tutulmuyor

Kuruluş macerası ilk olarak 1897 yılında I.Basel kongresi ile başlayıp resmi olarak ise 1948 yılında kuruluyor en büyük kurucu liderleri ise Siyonizmin izinden bağlılık ile giden Theodore Herzl'dir. Araştırmacı gazeteci olan Herzl 1890'lı yıllardan itibaren İsrail'in kurulması için dünyanın dört bir yanındaki yahudileri tek çatı altında toplamaya çalışıp kendi amaçları doğrultusunda İsrail'in kurulması için her yolu denemiştir. Cennet Mekân Sultan Abdülhamid Han ile Filistin konusundaki tartışması ve Ulu Hakan'dan almış olduğu red cevabı tarihin baş sayfalarında yerini almaktadır.  

Ülkelerin kuruluş amaçları olduğu gibi ileri ki nesiller içinde düşünmüş olduğu uzun vadeli planları her zaman vardır. Türkiye'nin nasıl ki kurtuluş mücadelesinde Misak-i Milli sınırları var ise İsrail'in de kendisine yönelik hem kuruluş amacını hemde uzun vadeli planları içeren bir Arzı Mevud (Kutsal Topraklara giriş ) amacı bulunmaktadır. Theodore Herzl'in İsrail'in kurulma konferansında kendi ülkesi için şunları söylemiştir. "Topraklarımızın kuzey sınırları Kapadokya Dağları Güney sınırları ise Süveyş Kanalıdır" işte bu sınırları göz önüne aldığımız zaman İsrailoğullarının göz diktiği topraklar sadece Kudüs değil Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesi, Doğu Anadolu bölgesi, Akdeniz'in bir kısmı ve İç Anadolu'da Nevşehir ve çevresine kadar bölgeler İsrail'in Arz-ı Mevudu’nun içinde yer almaktadır. İsrail'in göz diktiği topraklarında tarih boyunca hem Anadolu'da hem de Ortadoğu da bulunan zengin kaynakların hemen üstünde yer alması sömürü zihniyetini çok açık bir şekilde bize gösteriyor. 

Osmanlı döneminde devleti parçalamak için 1800'lü yıllarda yapılan uzun soluklu parçalama planını oluşturan devletler (ki bunun başında en büyük aktör İngiltere) Ortadoğu'yu keskin bir kılıç gibi kesip atacak bir taşeron devlet gereksinimi duydular. Hem dini hemde ideolojik amaçlarını saplantı haline getiren İsrail ve İsrailoğulları aslında parasal ve finansal güç olarak Osmanlı Devletini parçalamayı düşünen devletlerin en büyük efendisi idiler. 

EKONOMİK VE FİNANS DÜNYASINDA Kİ GÜÇ 

Yahudiler Sanayi Devrimine kadar yoksul ve orta gelirli olarak yaşadılar ve dağınıktılar tüm dünyayı ekonomik olarak değiştiren Sanayi Devrimi ile Yahudiler birikim yapıp orta sınıfta olan tüccarlara borç verdiler ve bu borçları verirken uyguladıkları faiz sistemi ile Yahudilerin elde etmiş oldukları kazanç katlanarak arttı. İlerleyen zamanlarda ise zenginleşen Yahudiler artık devlet adamlarına, politikacılara, krallara ve imparatorlara ve dünyadaki ülkelere borç verir duruma geldiler ve zamanlada bu ülkelerin uyguladıkları politikalarda söz sahibi oldular ve büyüdükçe büyüdüler Abdülhamit Han zamanında 20.Yüzyılda Köleliğin Borçlanmak olduğunu söylerken yanılmadığını bu örneklerle açıklıyoruz. Dünyada yahudi ailelerinin yönettiği para tüm dünyada ki ülkelerin milli hasılasının neredeyse yarısı örnek olarak en büyük yahudi ailelerden Rotshildler'in yönettiği para tahminen 40 trilyon dolar belki de daha da fazlası bu miktar birçok ülkenin GSMH'nin çok çok üzerinde, üretim ve temel tüketim-gereksinim mallarının en büyük sağlayıcısı yahudi kesimi, dünyada kapitalizmin başlangıcı ve ekonomik sistemlerin kurucularının Klasik İktisat sisteminin kurucularının (Adam Smith) yahudi oluşu ve hatta sistem çıkarlara ters düşerse mevcut sistemi eleştirenlerin bile yahudi oluşu (Karl Marks -Sosyalist Sistem) ekonomide ki güçlerini bize açık bir şekilde gösteriyor kontrollü kaoslar, borçlandırılan ülkeler, IMF politikaları ve politikalarda sunulan kurtarma paketi altında size böyle böyle yapacaksınız yoksa para yok demeleri herşeyin bir sistem halinde yürütüldüğünün açık kanıtı. 

ARZ-I MEVUD'UN KAYNAĞI

İsrail'in kutsal topraklara giriş olarak adlandırdığı serüvenin başlangıcı Hz. Musa'ya kadar gitmektedir. Ama İsrailoğulları tarih boyunca kendisine gönderilmiş Peygamber'lerin sözünü dinlemeyen bir topluluk olarak bilinmesinin en önemli kanıtı Kuran'ı Kerim'de yer almaktadır. Kuran'ı Kerim'in en önemli suresi olarak bilinen Maide süresinde Hz. Musa ve Kavmi ile geçen konuşmada Hz. Musa'nın kavmime toprakları için mücadele etmelerini öğütlerlerken kavminin Hz. Musa'yı dinlememelerinden sonra Hz. Musa Allah'a dua ederek "Ey Rabbim! Ben kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fasık kavmin arasını ayır" dedi. Maide süresinin 20-26 ayetleri bu konuşmanın tamamını vermektedir. İsrail kendi amaçlarını (Arzı Mevud) kendisinin oluşturmuş olduğu bozulmuş ve Hz. Davut'a inen Tevrat'tan çok daha farklı anlayışlarla sahip kaidelerle hareket etmektedir. Hz. Davut'a inen Tevrat'ın söyledikleri ile İsrail'in yaptıkları ve uyguladıkları tamamen bir birine zıttır. İsrail ise Theodore Herzl'in belirlediği sınırlara ulaşmak için hiçbir zaman durmayacak ve amaçları doğrultusunda hem askeri hemde ekonomik gücünü siyonist ideoloji ile kullanmaya devam edecektir. 

TÜRKİYE'NİN MİSAK-I MİLLİSİ VE YERLİ EKONOMİK GÜÇ

Kudüs İsrail'in sadece en büyük amaçlarından biridir. Kudüs'te Mescidi Aksa'nın yerine inşa etmek istedikleri Süleyman Mabedi ile Kudüs'ü merkez yönetim olarak kabul edip geri kalan planları bu kutlu beldede yapmak istemektedirler. Bu kutlu beldedeki tüm kutsal emanetleri ise kendi kirli amaçları doğrultusunda kullanmak istemektedirler tüm amaçlara karşı Türkiye asla Kudüs'ü unutmamak ve unutturmamak ile yükümlüdür çünkü Müslümanların tek umudu Türkiye'dir.
 Türkiye'nin Misakı Milli sınırları Anadolu toprakları ile Kerkük, Musul ve diğer bölgeler bulunmaktadır. Türkiye hala bu bölgelerin tamamına hâkim değildir. Özellikle Kerkük ve Musul Türkiye'nin en büyük Kızılelması olmak ile birlikte İsrail'in de Arzı Mevud'una girmektedir. Türkiye İsrail ile sadece Kudüs ile değil Kerkük, Musul içinde çatışacaktır. İsrail'in göz diktiği bu topraklar onlara yar olmayacaktır. Biz bu inanca sahibiz ama yapılması gereken şeyleri de unutmamalıyız. 

Öncelikle Türkiye'nin alacağı en büyük önlem ekonomik olarak tam bağımsız hale gelip finans siteminde derinlemesine yer almaktır. Günümüz dünyasında artık saldırılar ve fetihler silahlar üzerinden değil teknoloji, siber ve finans sistemi üzerinden olmaktadır. Yahudi kesimi ise krizler ve kontrollü kaoslarla bu saldırıları kullanmakta ekonomik krizler çıkarmaktadır. Türkiye'de üretim ve tüketim malları yerli hale gelmelidir. Toplumunda bilinçlenip kendi cebinden çıkan parasının aslında kimlere finansman kaynağı olduğunu bilmek mecburiyetindedir çünkü yahudi kesimi satmış olduğu her malın parası ile kendi amaçlarını finanse etmektedir. Ekonomik düzende son 15 yılda gelişmeler mevcuttur ama tam anlamı ile her şey yerli yerinde değildir. Ekonomik sistem tekrar güçlendirilmelidir. Cari açık problemi ve başta diğer tüm makroekonomik göstergeler Türkiye lehinde tutulmalıdır. Kuranı Kerim'de ki KARUN meselesinde olduğu gibi Karun'unda serveti çok büyüktü ve servetinin büyük bir topluluk tarafından bile taşınması zor olduğu söylenir Karun bahsinde olduğu gibi Karun servetinin ihtişamına kapılıp kibirlendiği için Allah tarafından cezalandırıldı. Yahudi kesiminin yönettiği bu sistemin yani yeni yüzyılın Karun'ları ile mücadelenin başlangıcı temel tüketim mallarını yerli hale getirip teknolojik üretime ve özellikle de son zamanlarda önem kazanan siber ortama ayak uydurmak ile birlikte ekonomik sistemin çarklarını Türkiye lehine çevirmek zorundayız. 

Sonuç olarak İsrail ve Türkiye yüzyıl öncede karşı karşıya olduğu gibi yine farklı zamanlarda farklı konularda karşı karşıya geleceklerdir. Kudüs sadece bu karşılaşmanın ilk ayağı, ilerde bu karşılaşma farklı bölgelerde cereyan edecek Türkiye'nin yapması gereken önce rakibi tanımak amaçları bilmek, ekonomik ve finans sisteminde söz sahibi olmak ve kendi Misak-i Milli sınırlarını koruyup genişletmektir. Mesele sadece Kudüs değil perde arkasında ki oyun çok geniş çaplı ve İsrail'in göz diktiği topraklar Türkiye sınırlarının içine kadar gitmektedir. Türk milletinin yapacağı topyekun bir toplum olarak daha yeni hamlelerle mücadele etmektir. 

Gürkan DANIK