31 Ocak 2020 Cuma

KORKUTAN 2020 PİYASA ANALİZİ VE GÜVENLİ LİMANLARA KAÇIŞ



2020 yılı maalesef çok kötü başladı. Dünya üzerinde meydana gelen jeo-politik risklerin ve gerilimlerin yükselişi, doğal afetler, depremler, salgın hastalıklar, ticari anlaşmazlıklar ve daha birçok enteresan olayın yaşandığı 2020 yılının ocak ayı şimdiden küresel ekonomiyi oluşturan temel göstergeleri derinden sarstı.
Son yıllarda dünya üzerinde etkisini gösteren ekonomik durgunluk yeni yılda da varlığını sürdürecek gibi gözüküyor. Tüm piyasalarda ciddi anlamda bir belirsizlik mevcut, risklerle dolu sonu kestirilemeyen birçok ekonomik aktivite gerçekleştirilirken yeni yılla birlikte yaşanan tüm olaylar ise piyasayı oluşturan tüm aktörleri kara kara düşündürüyor.

Yeni yılın başlaması ile birlikte ABD-İran gerilimine şahit olduk. ABD’nin İran Devrim Muhafızlarından Kasım Süleymani’yi öldürmesi iki ülke arasında olan gerginliği ciddi derecede arttırdı. İntikam yeminlerinin havada uçuştuğu ocak ayının ilk haftalarında İran büyük bir hata yaparak Tahran’dan Kiev’e giden Ukrayna uçağının füze zannederek düşürdü ve bu hatası 176 kişinin hayatına mal oldu.

İki ülke arasındaki bu gerginlik küresel piyasaları derinden etkileyerek yüksek derecede bir volatiliteye neden oldu. Özellikle döviz kurlarında ve altın fiyatlarında meydana gelen dalgalanma göstergeler üzerindeki rekor seviyeleri tek tek egale etti. 3 Ocak tarihinde rekor seviyeleri gören altın fiyatları gram olarak 300 TL’yi aşarken çeyrek altın ise fiyat olarak 500 TL’yi gördü.
İki ülke arasındaki gerginlik şuanda ilk zamanlarda ki olmasa da bu konu ile ilgili belirsizlik hala sürmekte ve ülkelerin birbirlerine karşı yapacağı hamleler merakla beklenmektedir.

Yeni yılla birlikte dünyanın yakından takip ettiği bir başka konu ise Çin’de ortaya çıkan KORONA Virüsü oldu. Çin’in Vuhan kentinde kendini gösteren ve ülkede büyük bir paniğe neden olan hastalık Çin olmak üzere Hong Kong, Amerika, Kanada ve Suudi Arabistan’a sıçradı. 2002 yılında meydana çıkan SARS virüsünün bir mutasyonu olan bu virüs çok daha tehlikeli bir hale gelerek Çin’de tüm hayatı alt üst etti. Şuanda hem Çin’de hem de tüm dünyada ciddi bir panik ve endişe yaşanıyor.
Çin ve ABD arasında geçen yıl yaşanan ticaret savaşları jeo-politik riskleri yükseltmiş ve birçok ülkeyi ekonomik olarak etkisi altına alan bir sorun haline gelmişti. İki ülke ticari faaliyetleri bakımından yeni yılda ilk kez anlaşma yoluna gittiler ama söz konusu korona virüsünün etkileri piyasaları da önemli ölçüde etkiliyor.

Hastalıktan dolayı sınırlandırılan seyahatler ve hastalıkla mücadele için harcanan miktarlar Çin’i büyük bir ekonomik maliyete sürüklemekte ve ilerleyen zamanlarda hastalık daha ciddi boyutlara ulaşırsa dünyanın en büyük 2. Ekonomisine sahip Çin’i zor günler bekliyor demektir. Piyasaların söz konusu hastalığa vermiş olduğu tepki ise özellikle petrol fiyatlarında yaşandı brent petrolün 65 dolar seviyelerinde olan fiyatı şuanda talebin azalması endişeleri ile birlikte 57-58 dolar seviyelerine kadar düştü.

Ülkemiz ise şuanda depremlerle uğraşıyor 28 Ocakta Manisa’da meydana gelen 5.1 şiddetindeki ve Elazığ’da meydana gelen can ve mal kayıplarının yaşandığı 6.7 şiddetindeki iki deprem bizleri derinden etkiledi. Öncelikle bu üzücü olayda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da Allah'tan rahmet diliyorum.

Deprem konusu Türkiye'nin her zaman düşünmesi, planlı ve hazırlıklı olması gereken önemli bir konudur. Ülkemiz ciddi anlamda fay hatları üzerinde bulunuyorken hala birçok kentsel dönüşümün gerçekleşmediğini ve yeterli önlemlerin alınmadığını ne yazık ki görüyoruz. Bu konuda yeterli çalışmaların yapılmaması durumunda tüm uzmanların gerçekleşmesini beklediği büyük İstanbul depreminde yaşanması ihtimal maddi ve manevi yıkımın gözlerimizin önünde her an canlandırarak ve yaşananlardan ders alarak depreme karşı hazırlıklarımızı gerçekleştirmeliyiz.

Depremin manevi kayıpları olduğu kadar maddi kayıpları da mevcuttur. Bu maddi kayıplar ise mevcut ekonomik düzeni temelden sarsabilir. Örnek olarak daha önceden ülkemizde yaşanan büyük depremlerin Türkiye ekonomisine olan maliyeti rakamlarla birlikte ilgili tüm kaynaklarda mevcuttur.

2020 Yılında Piyasalarda ki Mevcut Durum Nedir?

Yeni yılın başlaması ile birlikte ilk haftalarda hem Türkiye’de hem de dünya borsalarında rallilere şahit olduk. Birçok hisse senedi ani yükselişler yaşadı. Ülkemizde Borsa İstanbul 124 Bin seviyesini görerek iyi bir yükseliş yaşadı. Şuanda ise yaşanan tüm olaylar doğrultusunda meydana gelen düşüşlerle 119 Bin seviyelerinde işlem görüyor.

Döviz kurlarına baktığımız zaman ise 2019 yılında ABD-Türkiye arasında yaşanan gerginlikler yeni yılda da zaman zaman kendini göstermeye devam ediyor iki ülke arasında gündeme gelen yaptırım kararları tansiyonun yükselmesine neden olabiliyor. Yaşanan son jeo-politik risklerle de USD-TR kuru 5.94-5.96 seviyelerinde dalgalanıyor olası risk artışları ile 5.96 sonrası her ani çıkış 5.98- 6.00 ve üstü direnç noktalarını görebilir. Kurdaki eğilim aşağı yönlü hareket edecek olursa eğer destek seviyeleri 5.90-5.87 seviyelerini görmek mümkün olabilir.

Dünya merkez bankaları ise faiz konusunda şimdilik sabit veya indirime giden hamleler gerçekleştiriyor. Küresel ekonomide ki resesyon devam etmekte ve büyüme oranları istenilen seviyede gerçekleşmemektedir. Bu yüzden parasal sıkılaşma şimdilik gündemde olmayıp parasal gevşemeye devam edilmektedir. Hem ABD Merkez Bankası FED, hem de Avrupa Merkez Bankası faizlerini uzunca bir zaman yükseliş pozisyonuna almaları beklenmemektedir.

Güvenli Limanlara Kaçış Gündem de !

2020 yılının başlaması ile birlikte yaşanan olaylar sonucunda cazibesini arttıran en önemli yatırım aracı ise Altın oldu. Özellikle ABD-İran gerginliği sonrasında ki risk artışı ile birlikte Altın fiyatları son zamanların en büyük yükselişini yaşadı. Altının dolar cinsinden ifadesi olan ons göstergesi 1.610 doları görerek Mart 2013 yılından itibaren ki en yüksek seviyesini test etti.
Ülkemizde ocak ayının ilk haftasında gram olarak 309 Tl’yi gören altın fiyatları yatırımcısına büyük kazançlar sağladı şuanda ise gerek jeo-politik risklerin ve korona virüsünün piyasalarda vermiş olduğu rahatsızlıklar yatırımcıları güvenli liman olarak bilinen altına yönlendirmektedir.

Sonuç olarak dünya genelinde yaşanan tüm bu gerginlikler ve ekstrem olaylar varlığını devam ettirecek gibi gözüküyor. Özellikle Orta Doğu’da jeo-politik riskler son derece artış göstermektedir. ABD'nin Kudüs'ü İsrail’in başkenti ilan eden raporları bölgedeki çatışmayı ateşlendirmektedir. Özellikle Türkiye bu kararı ölü doğmuş bir anlaşma olarak nitelendirmektedir.

Tüm bu gelişmeler doğrultusunda dünya ve Türkiye ekonomisi üzerinde net bir ifade ile açıklayacak olursak görülen durum büyük bir BELİRSİZLİKTİR. Ekonomik kriz veya ekonomik bollukta sonuçlar her zaman kesindir. Ya batmışsınızdır ya da ülke büyük bir ivme kazanmıştır. Ama belirsizlik anında ne olacağı belli değildir. Böyle durumlarda tüm yatırımcıların olabildiğince dikkatli davranmaları ve yaşanabilecek her yeni ekonomik dalgalanmaya hazır olmaları gerekmektedir.

Gürkan DANIK
Ekonomist

25 Kasım 2019 Pazartesi

İSRAİL- TÜRKİYE / ARZ-I MEVUD- MİSAK-İ MİLLİ SAVAŞI



Orta Doğu son zamanlarda olabildiğinden çok daha fazla hareketli özellikle son aylarda yaşananlar bize gösteriyor ki yeni dünya düzeninin ayak sesleri artık çok daha net bir şekilde duyuluyor. Artık hiç bir ülke bulunduğu coğrafyada rahat değil herkes her an bir hedef noktası, sadece bu hedeflerin yeri ve zamanı kim ya da kimler tarafından vurulacağı ya da vurulmaya çalışılacağı belli değil.  

Mazlumların kan ve gözyaşı ile yoğrulmuş ve şehitlerin kanı ile şereflenmiş Müslüman coğrafyasının toprakları ise yüzyıllardır açık bir şekilde hedef olmaya devam ediyor ve hedefe acımasızca saldıranlar ise kendini açık bir şekilde gösteriyor. 

Kudüs'ü biliyorsunuz İlahi dinlerin en büyük mekanı O kutlu Nebi'nin (S.A.V) miraçta ki en güzel durağı olan Mescidi Aksanın bulunduğu o mukaddes şehir, Müslümanların ilk kıblesi ve yine Hz. İsa'nın tebliğe başladığı ve göklere yükseldiği, Hz. Davud'un, Hz. Süleyman'ın ve daha birçok peygamberin övgü ile bahsettiği şehirdir Kudüs, ama şimdi o Kudüs boynu bükük ve zalim hükmü altında o mukaddes beldeye yakışan inanca dayalı her şey şuan ayaklar altına alınıyor ve son Nebi'nin (S.A.V) mübarek ayaklarının değdiği o yerleri şuan maalesef Müslümanlara zulmeden ve inanca ve ibadete saygısı olmayan İsrail postalları çiğniyor bu maalesef acı bir gerçek...

Evet gerçekleri, zulmü, haksızlığı açık bir şekilde görüyorken tabi ki sessiz kalamayız bizlerde bir şeyleri artık söylemeyi değil bizzat artık icraata geçme boyutunda olmalıyız karşımızda ki güç maalesef kendi amaçlarına doğru hızlı bir şekilde gidiyor bu çok açık, artık bazı şeyleri daha açık bir şekilde belirtmeyi önlemleri de bu doğrultuda almak mecburiyetindeyiz. Şimdi şu zamana kadar yapmış olduğumuz ve kendi kendimizi rahatlatmaya çalıştığımız aslında kimseye faydası olmayan hareketlerden vazgeçmeliyiz evet bir tepki ortaya koyacağım ama benim tepkim eline üstünde "Kahrol İsrail", "İsrail Terörist" diyen kartonları alıp avazı çıktığı kadar bağırmakta olmayacak çünkü bu hareketin hiç bir faydası yok ve meydanlarda toplanan sadece eline bir A4 kağıdı alıp açıklama yapan STK temsilcileri ve değerli başkanlar, kusura bakmayın yaptığınız açıklamalarında bir anlamı ve faydası yoktur. Şimdi bazılarınız o klasik cümleyi kurabilir zalime karşı sessiz mi olalım, dilsiz şeytan mı olalım diye kesinlikle olmayacağız her zaman mücadele edeceğiz ama inanın ki mücadele yöntemi bu değil şimdi gelin sizinle farklı bir yol deneyelim ve görelim şuana kadar aslında yapmış olduğumuz her şeyin baştan aşağı yanlış olduğunu. 

ÖNCE RAKİBİNİ TANI VE PLANI ÖĞREN

Yıllarca toplum olarak belki de yaptığımız en büyük yanlış, eleştirdiğimiz, kınadığımız ve hatta ve hatta sövüp saydığımız her şeyin anlamını tam olarak bilmememiz evet kızıyoruz ama kime kızıyoruz kimi kınıyoruz kime lanet okuyoruz işte bunlara cevap veremiyoruz önce bu sorunu çözmeliyiz evet herkesin ağzında tek slogan "İsrail Terörist" peki kim bu İsrail tamam düşman o, ama bu düşman kimin nesi, neyin nesi, nereden gelmiş nereye gidiyor hepsi toplumun kafasında ne kadar yer ediniyor burası meçhul kimmiş bu İsrail hadi biz açıklayalım.

İsrail kuruluş amacı olarak diğer ülkelere kıyasla çok daha farklı bir boyutta, çünkü bu devlet hem dini bir kimlik taşırken hem de katı bir ideoloji üzerine kurulmuştur. İsrail'i oluşturan Yahudi kesimi dünyada öyle çok kalabalık bir topluluk değil taş çatlasın en fazla 15 milyon kişi, bu sayınında belli bir kesimi İsrail'de bulunuyor. Yahudi kesiminin yani özelliklede İsrail'in bu sayıyı arttırma gibi bir hamlesi şuana kadar mevcut değil ki İsrail yurttaş=dindaş gözü ile bakıyor ve ülkesinde yaşayan yahudileri de safkan olarak kendisine ait özel sınıflandırma şekilleri ile sınıflandırıyor ve museviler yahudilerle bir tutulmuyor

Kuruluş macerası ilk olarak 1897 yılında I.Basel kongresi ile başlayıp resmi olarak ise 1948 yılında kuruluyor en büyük kurucu liderleri ise Siyonizmin izinden bağlılık ile giden Theodore Herzl'dir. Araştırmacı gazeteci olan Herzl 1890'lı yıllardan itibaren İsrail'in kurulması için dünyanın dört bir yanındaki yahudileri tek çatı altında toplamaya çalışıp kendi amaçları doğrultusunda İsrail'in kurulması için her yolu denemiştir. Cennet Mekân Sultan Abdülhamid Han ile Filistin konusundaki tartışması ve Ulu Hakan'dan almış olduğu red cevabı tarihin baş sayfalarında yerini almaktadır.  

Ülkelerin kuruluş amaçları olduğu gibi ileri ki nesiller içinde düşünmüş olduğu uzun vadeli planları her zaman vardır. Türkiye'nin nasıl ki kurtuluş mücadelesinde Misak-i Milli sınırları var ise İsrail'in de kendisine yönelik hem kuruluş amacını hemde uzun vadeli planları içeren bir Arzı Mevud (Kutsal Topraklara giriş ) amacı bulunmaktadır. Theodore Herzl'in İsrail'in kurulma konferansında kendi ülkesi için şunları söylemiştir. "Topraklarımızın kuzey sınırları Kapadokya Dağları Güney sınırları ise Süveyş Kanalıdır" işte bu sınırları göz önüne aldığımız zaman İsrailoğullarının göz diktiği topraklar sadece Kudüs değil Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesi, Doğu Anadolu bölgesi, Akdeniz'in bir kısmı ve İç Anadolu'da Nevşehir ve çevresine kadar bölgeler İsrail'in Arz-ı Mevudu’nun içinde yer almaktadır. İsrail'in göz diktiği topraklarında tarih boyunca hem Anadolu'da hem de Ortadoğu da bulunan zengin kaynakların hemen üstünde yer alması sömürü zihniyetini çok açık bir şekilde bize gösteriyor. 

Osmanlı döneminde devleti parçalamak için 1800'lü yıllarda yapılan uzun soluklu parçalama planını oluşturan devletler (ki bunun başında en büyük aktör İngiltere) Ortadoğu'yu keskin bir kılıç gibi kesip atacak bir taşeron devlet gereksinimi duydular. Hem dini hemde ideolojik amaçlarını saplantı haline getiren İsrail ve İsrailoğulları aslında parasal ve finansal güç olarak Osmanlı Devletini parçalamayı düşünen devletlerin en büyük efendisi idiler. 

EKONOMİK VE FİNANS DÜNYASINDA Kİ GÜÇ 

Yahudiler Sanayi Devrimine kadar yoksul ve orta gelirli olarak yaşadılar ve dağınıktılar tüm dünyayı ekonomik olarak değiştiren Sanayi Devrimi ile Yahudiler birikim yapıp orta sınıfta olan tüccarlara borç verdiler ve bu borçları verirken uyguladıkları faiz sistemi ile Yahudilerin elde etmiş oldukları kazanç katlanarak arttı. İlerleyen zamanlarda ise zenginleşen Yahudiler artık devlet adamlarına, politikacılara, krallara ve imparatorlara ve dünyadaki ülkelere borç verir duruma geldiler ve zamanlada bu ülkelerin uyguladıkları politikalarda söz sahibi oldular ve büyüdükçe büyüdüler Abdülhamit Han zamanında 20.Yüzyılda Köleliğin Borçlanmak olduğunu söylerken yanılmadığını bu örneklerle açıklıyoruz. Dünyada yahudi ailelerinin yönettiği para tüm dünyada ki ülkelerin milli hasılasının neredeyse yarısı örnek olarak en büyük yahudi ailelerden Rotshildler'in yönettiği para tahminen 40 trilyon dolar belki de daha da fazlası bu miktar birçok ülkenin GSMH'nin çok çok üzerinde, üretim ve temel tüketim-gereksinim mallarının en büyük sağlayıcısı yahudi kesimi, dünyada kapitalizmin başlangıcı ve ekonomik sistemlerin kurucularının Klasik İktisat sisteminin kurucularının (Adam Smith) yahudi oluşu ve hatta sistem çıkarlara ters düşerse mevcut sistemi eleştirenlerin bile yahudi oluşu (Karl Marks -Sosyalist Sistem) ekonomide ki güçlerini bize açık bir şekilde gösteriyor kontrollü kaoslar, borçlandırılan ülkeler, IMF politikaları ve politikalarda sunulan kurtarma paketi altında size böyle böyle yapacaksınız yoksa para yok demeleri herşeyin bir sistem halinde yürütüldüğünün açık kanıtı. 

ARZ-I MEVUD'UN KAYNAĞI

İsrail'in kutsal topraklara giriş olarak adlandırdığı serüvenin başlangıcı Hz. Musa'ya kadar gitmektedir. Ama İsrailoğulları tarih boyunca kendisine gönderilmiş Peygamber'lerin sözünü dinlemeyen bir topluluk olarak bilinmesinin en önemli kanıtı Kuran'ı Kerim'de yer almaktadır. Kuran'ı Kerim'in en önemli suresi olarak bilinen Maide süresinde Hz. Musa ve Kavmi ile geçen konuşmada Hz. Musa'nın kavmime toprakları için mücadele etmelerini öğütlerlerken kavminin Hz. Musa'yı dinlememelerinden sonra Hz. Musa Allah'a dua ederek "Ey Rabbim! Ben kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fasık kavmin arasını ayır" dedi. Maide süresinin 20-26 ayetleri bu konuşmanın tamamını vermektedir. İsrail kendi amaçlarını (Arzı Mevud) kendisinin oluşturmuş olduğu bozulmuş ve Hz. Davut'a inen Tevrat'tan çok daha farklı anlayışlarla sahip kaidelerle hareket etmektedir. Hz. Davut'a inen Tevrat'ın söyledikleri ile İsrail'in yaptıkları ve uyguladıkları tamamen bir birine zıttır. İsrail ise Theodore Herzl'in belirlediği sınırlara ulaşmak için hiçbir zaman durmayacak ve amaçları doğrultusunda hem askeri hemde ekonomik gücünü siyonist ideoloji ile kullanmaya devam edecektir. 

TÜRKİYE'NİN MİSAK-I MİLLİSİ VE YERLİ EKONOMİK GÜÇ

Kudüs İsrail'in sadece en büyük amaçlarından biridir. Kudüs'te Mescidi Aksa'nın yerine inşa etmek istedikleri Süleyman Mabedi ile Kudüs'ü merkez yönetim olarak kabul edip geri kalan planları bu kutlu beldede yapmak istemektedirler. Bu kutlu beldedeki tüm kutsal emanetleri ise kendi kirli amaçları doğrultusunda kullanmak istemektedirler tüm amaçlara karşı Türkiye asla Kudüs'ü unutmamak ve unutturmamak ile yükümlüdür çünkü Müslümanların tek umudu Türkiye'dir.
 Türkiye'nin Misakı Milli sınırları Anadolu toprakları ile Kerkük, Musul ve diğer bölgeler bulunmaktadır. Türkiye hala bu bölgelerin tamamına hâkim değildir. Özellikle Kerkük ve Musul Türkiye'nin en büyük Kızılelması olmak ile birlikte İsrail'in de Arzı Mevud'una girmektedir. Türkiye İsrail ile sadece Kudüs ile değil Kerkük, Musul içinde çatışacaktır. İsrail'in göz diktiği bu topraklar onlara yar olmayacaktır. Biz bu inanca sahibiz ama yapılması gereken şeyleri de unutmamalıyız. 

Öncelikle Türkiye'nin alacağı en büyük önlem ekonomik olarak tam bağımsız hale gelip finans siteminde derinlemesine yer almaktır. Günümüz dünyasında artık saldırılar ve fetihler silahlar üzerinden değil teknoloji, siber ve finans sistemi üzerinden olmaktadır. Yahudi kesimi ise krizler ve kontrollü kaoslarla bu saldırıları kullanmakta ekonomik krizler çıkarmaktadır. Türkiye'de üretim ve tüketim malları yerli hale gelmelidir. Toplumunda bilinçlenip kendi cebinden çıkan parasının aslında kimlere finansman kaynağı olduğunu bilmek mecburiyetindedir çünkü yahudi kesimi satmış olduğu her malın parası ile kendi amaçlarını finanse etmektedir. Ekonomik düzende son 15 yılda gelişmeler mevcuttur ama tam anlamı ile her şey yerli yerinde değildir. Ekonomik sistem tekrar güçlendirilmelidir. Cari açık problemi ve başta diğer tüm makroekonomik göstergeler Türkiye lehinde tutulmalıdır. Kuranı Kerim'de ki KARUN meselesinde olduğu gibi Karun'unda serveti çok büyüktü ve servetinin büyük bir topluluk tarafından bile taşınması zor olduğu söylenir Karun bahsinde olduğu gibi Karun servetinin ihtişamına kapılıp kibirlendiği için Allah tarafından cezalandırıldı. Yahudi kesiminin yönettiği bu sistemin yani yeni yüzyılın Karun'ları ile mücadelenin başlangıcı temel tüketim mallarını yerli hale getirip teknolojik üretime ve özellikle de son zamanlarda önem kazanan siber ortama ayak uydurmak ile birlikte ekonomik sistemin çarklarını Türkiye lehine çevirmek zorundayız. 

Sonuç olarak İsrail ve Türkiye yüzyıl öncede karşı karşıya olduğu gibi yine farklı zamanlarda farklı konularda karşı karşıya geleceklerdir. Kudüs sadece bu karşılaşmanın ilk ayağı, ilerde bu karşılaşma farklı bölgelerde cereyan edecek Türkiye'nin yapması gereken önce rakibi tanımak amaçları bilmek, ekonomik ve finans sisteminde söz sahibi olmak ve kendi Misak-i Milli sınırlarını koruyup genişletmektir. Mesele sadece Kudüs değil perde arkasında ki oyun çok geniş çaplı ve İsrail'in göz diktiği topraklar Türkiye sınırlarının içine kadar gitmektedir. Türk milletinin yapacağı topyekun bir toplum olarak daha yeni hamlelerle mücadele etmektir. 

Gürkan DANIK



3 Ağustos 2018 Cuma

Türkiye-ABD Gerilimi ve Türkiye Ekonomisi İçin Yeni Fikirler ve Çözüm Önerileri

SON GÜNLERDE YAŞANAN ABD-TÜRKİYE GERİLİMİ VE TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN YENİ FİKİRLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Türkiye, son iki haftadır ekonomi ve siyasette meydana gelen ani gelişmelerle adeta bir beşik gibi sallanıyor. Temmuz ayı şüphesiz ülkemiz için çok zor geçti gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında meydana gelen tüm olaylar bizi yazın kavurucu sıcağından daha da bunaltan bir süreç yaşattı.

24 Haziran seçim sonuçlarından sonra Cumhurbaşkanlığı kabinesi belli olmuş ve özellikle ekonomi alanında kabinede sürpriz isimler ile karşılaşmıştık. Tüm bu süreçlerden sonra ise ABD ve Türkiye arasında yaşanan gerginlik hepimizin odak noktası oldu. Türkiye ‘nin yıllardır başına bela olan terör örgütlerine maddi, manevi ve fiziki yardımda bulunan Amerikalı rahip, daha doğrusu misyoner Andrew Brunson’ın tutukluluk kararının devamı ve hemen akabinde ev hapsi süreci ABD'yi oldukça rahatsız etti. Bölgedeki planlarını mevcut piyonları ile organize etmeye çalışan ABD ve onun kendini bilmez başkanı Donald Trump söz konusu misyonerin ABD’ye iadesini istedi. Türk yargısının bağımsız olduğunu vurgulayan Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cevabı ile Trumpın başkan yardımcısı Mike Pice, İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanlarımıza yaptırım kararı aldıklarını açıkladı ve iki ülke arasındaki siyasi gerilim üst seviyeye çıktı.

İki ülkenin bu restleşmesi sonucunda dolar tarihi bir rekor kırarak 5.10 seviyesine kadar yükseldi. Ekonomi alanında meydana gelen değişimleri  aslında Temmuz Ayı’nın başından itibaren başladığını söyleyebiliriz. Özellikle yeni kabinede ekonomi kurmaylarının piyasanın beklemediği isimlerden oluşması, TCMB’nın bağımsızlığına yönelik şüpheler, yurtdışı gelişmelerle birlikte özellikle Dolar-TL Kuru ciddi bir volatilite yaşamış ve yönünü yukarıya doğru çevirmiştir. Bununla birlikte enflasyon rakamlarının haziran ayında 15 seviyesini aşması, TCMB’nin 24 Temmuz PPK toplantısında faizler ile ilgili aldığı kararın piyasa beklentilerine uymaması dolar kurunu daha da ateşlemiş ve son gelişmelerle de Türkiye-ABD gerginliği bu ateşe benzin dökmüş ve kur son yılların rekor seviyesi olan 5.10 düzeyini görmüştür.

Peki tüm bu gelişmelerden sonra yapılması gerekenler nedir? Ülke olarak, Millet olarak ne yapmalıyız nasıl bir tavır içerisinde olmalıyız işte tüm bu soruların cevabını şahsen uzun uzun düşündüm ve şu sonuçlara ulaştım.

1. Mevcut Türkiye Ekonomisi Hala Ciddi Anlamda Bağımlı Bir Ekonomidir.

Bu yargıyı ortaya atmanın en büyük kanıtlayıcı sebepleri yurtdışında meydana gelen veya yurtdışından bir kişiye ani bir müdahalede bile ekonomik göstergelerimiz saniyesinde etkileniyor, kurlar kontrolden çıkıyorsa bu konuda ciddi problemler var demektir. Türkiye son 15 yılda ekonomik anlamda çok ciddi ilerlemeler kaydetti ama hala önemli sektörlerde pazar konumundan, tüketici konumundan üretici alanına geçemedik. Özellikle sanayi ürünlerimizin %60-65’i ithal mallara dayanıyor ve bu malların çoğunun menşei ABD, işte bu nedenden dolayı ani kararlarda çok ani ve düzensiz seviyelerde volatilite yaşıyoruz. Cari açık seviyemiz ise neredeyse 50 milyar dolar civarında olup ekonomimiz için ciddi bir sorun olarak varlığını devam ettirmektedir.

2. Ekonomi Kurumları ve Kurmayları Maalesef Etkin Davranamıyor

Ekonomi kurumlarını ele aldığımızda TCMB’sı para politikalarını maalesef etkin bir şekilde kullanamamaktadır.
En basit örneği TCMB 24 Temmuz PPK toplantısında faiz ile ilgili kararını piyasaların beklentisi dışında kullanmıştır. Faizi yükseltmek tabi ki her zaman başvurulacak bir yol değildir ama kurun ateşini alabilmek zaman kazanabilmek için faiz silahını bazen yerinde kullanmak şarttır. Ekonomi kurmaylarına geldiğimiz zaman maalesef ekonomi alanında ki şahıslar yine piyasanın beklentisi dışında sürpriz isimlerden oluşmuştur. Teknokrat ve alanında uzman kişilerin varlığı maalesef şuanda gözükmemektedir.

3. ABD'yi Gerçekten Tanıyor muyuz?

ABD şüphesiz küresel dünyanın en büyük ekonomisi peki bu küresel gücün başkanları nasıl karakterde insanlar, bu insanların karekteristik yapısı yapacakları faaliyetlere yansıyor mu ? Şüphesiz yansıyor çünkü başkanlık yapacak kişinin hamlelerini sezebilmek için daha önceden uğraşmış olduğu alanlarda ki söylemleri faaliyetleri bizim geleceği okumamız için iyi bir argümandır.Diyelim ki Trump yerine Hillary Clinton yada Obama tekrar başkan olsaydı biz Clinton'un Dış İlişkiler Başkanlığı görevlerindeki söylemlerine, Obama olsaydı Obama’nın başkan iken yapmaya çalıştığı faaliyetlere bakıp tahminde bulunacaktık.

Peki Donald Trump'ı Nasıl Anlamalıyız

Trump’ın diğer başkanlarda olduğu gibi geçmişe ait bir siyasi yaşantısı çok yoktur. AMA Trump'ı anlamamıza yardımcı olacak en önemli faktör onun ABD'de İş dünyasında sergilediği hal, hareket, tavırlar ve faaliyetlerdir. Donald Trump Ülkesini adeta zamanın da kendi yönettiği şirketlerde uyguladığı metotlarla yönetmektedir. Bu metodun adı İngilizce tabiri ile FEAR (KORKU) metodudur. Trump’ın uyguladığı bu strateji söz konusu diğer ülkelere güç faktörünü ön plana koyarak korku, tehdit unsurlarını kullanıp baskı yöntemi ile istediğini elde etmektir.

Trump’ın 18 aylık başkanlık sürecinde Meksika sınırına duvar örmesi, Kuzey Kore ile savaşın eşiğine gelmesi, Kanada ile kavga etmesi, Çine ek gümrük vergileri koyup ticaret savaşları başlatması , demokratları hükümeti kapatma ile tehdit edip yasama kararlarına zora dayalı kabul ettirmeye çalışması , Kudüsü Israil’in başkenti ilan etmesi ve Türkiye'ye yaptırım kararları alması yukarıda saydığımız korku, tehdit ve baskı stratejilerinin en açık örneklerini oluşturmaktadır.

ÇÖZÜMLER:

1. Türkiye Ekonomisinin ihtiyacı olan tek şey uzun vadeli bir yapısal reform planı ve planın uygulanmasıdır. Ülke ekonomisi için öncelikle bizi dışa bağlayan faktörler belirlenmeli ve bu faktörler acilen minimum seviyeye getirilmelidir. Sanayi, AR-GE, Teknoloji, Endüstri 4.0 ve Yeni Nesil Tarım Uygulamaları ve Üretimi derhal hayata geçirilmelidir. İthalata konu olan ürünlerin üretimine hız verilmelidir. Özellikle enerji alanında yeni kaynakların bulunmasına önem verilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti denildiği zaman bu ülke şu enerji kaynağı ile (belki bor belki de başka bir kaynak ile ) lider ülkedir izlenimi ve algısı yaratılmalıdır. Cari ve Bütçe açıklarını önleyici yeni stratejiler hayata geçirilmelidir.

2. Ekonomi Kurumlarının işlevi etkili hale getirilmelidir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası BAĞIMSIZDIR. Bu söylem defalarca kez tekrar edilmelidir. Beklentiler iyi yönlendirilmelidir. Çünkü ekonomi algısal ve kırılgan bir olgudur. Beklentiler olumlu yönlendirilirse Ekonomik göstergeler otomatikman düzene girecektir.

3. Uzun vadeli planlar ha deyince gerçekleşmediği için gerçekleşme sürecine kadar kısa vadeli önlemler uzun vadeli planların önünü açacak şekilde yürütülmelidir. TCMB para politikası araçlarını ekonomi gidişatını iyi bir şekilde gözlemleyerek olumlu bir beklenti yaratacak şekilde kullanmalıdır.

4. ABD Başkanı Trump yerinde durmayacaktır. Bu onun karakteristik özelliğidir. O yüzden Trump’a karşı sağlam tavır korunmalı uyguladığı korku, tehdit ve baskı politikalarına karşı geri adım atılmamalıdır. 

Sonuç olarak tüm bu gelişmelere doğrultusunda bizim üzerimize düşen ve yapılması gereken birçok faktör bulunmaktadır. Ben sadece birkaçını saymak ve çözüm üretmek ile yetindim.
Her zaman yaptığımız gibi Ülke olarak bazı şeyleri iyi düşünüyoruz bazen güzel fikirler, projeler yeni uygulamalar ve stratejiler aklımıza geliyor niyetleniyoruz ve bir TÜRK gibi işe başlıyoruz ama aynı heyecan ile işi bitiremiyoruz yarım yamalak kalıyor bazı şeyler o yüzden kendimize gelelim YARIM KALMASIN HERŞEY TÜRKİYEM...

Gürkan DANIK/ EKONOMİST
03.08.2018
Kızılelmaya Selam Olsun...


23 Temmuz 2018 Pazartesi

Temmuz Ayı Dolar-TL Kuru Analizi ve İleriki Süreçlerde Gerçekleşebilecek Senaryolar




Döviz kurlarının bol volatilite yaşadığı bir ayı geride bırakıyoruz özellikle 24 Haziran seçimleri sonrasında temmuz ayının başlarında ani yükselişler gerçekleştiren dolar/tl kuru şuanda yurtiçi ve yurtdışı gelişmelere bağlı olarak düşüş trendinde gerçekleşiyor.
Temmuz ayının başlarında Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni kabinesinin açıklanması ile birlikte ekonomi alanına bakacak bakanların sürpriz isimlerden oluşması ile birlikte ilk kurlarda ilk yukarı doğru hareketlenmeler başladı. Piyasaların beklemediği sürpriz isimlere ek olarak TCMB’nın bağımsızlığına yönelik endişeler ve doların gelişen ülke ekonomileri üzerinde yükseliş trendine geçmesi, ülkemizde dolar/tl kurunun 4.97 olarak gerçekleşmesine ve yeni bir rekorun elde edilmesine neden oldu.
Temmuz ayının ikinci haftasında ise Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın piyasalara yönelik yapmış olduğu açıklamalar yükselen kurun ateşini bir nebze olsun alarak dolar/tl kurunun 4,78 seviyesine geri çekilmesi ile sonuçlandı.
Belirli bir süre 4.80- 4.85 arası dalgalanan dolar kuru yurtdışında meydana gelen gelişmelerle TL’nin değer kazanmasına ve dolar/tl kurunun 4.78 aşağı yönlü direnç noktasını kırmasına neden oldu şuanda da kur 4,75 ve altı seviyesinde gerçekleşiyor.
Yurtdışında meydana gelen olaylar ise ABD Başkanı Donald Trump’ın FED’in faiz politikalarını eleştirmesi, ABD-İran arasında yaşanan gerginlik, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Putin görüşmesinin bazı çevreler ve kurumlarca hoş karşılanmaması, ABD-Çin arasında yaşanan ticaret savaşları vb, diğer tüm etkenler doların tüm ülke piyasalarında değerinin düşmesine neden oldu.
Türkiye ekonomisinin en makroekonomik göstergeleri de temmuz ayında açıklandı. Son verilere göre 2018 de haziran ayının enflasyon rakamları aylık bazda %2.61 artış gösterirken yıllık enflasyon ise %15.39’a çıktı. Bu seviye son yılların en yüksek seviyesi olarak karşımıza çıktı.
Şimdi gelelim temmuz ayının son haftasında yaşanması muhtemel olaylara, bugün tüketici güven endeksi açıklandı ve endeks %3 oranında bir artışla 73,1 seviyesine çıktı. Bu güzel bir haber ama asıl önemli gelişmeler yarın toplanacak olan TCMB’nın PPK toplantısından çıkacak faiz kararları olacaktır. Piyasaların beklentileri ise 100bp oranın da gerçekleşmesi beklenen faiz artışı kararı, eğer faiz artışı kararı çıkarsa TL’nin dolar karşısında ki değer artışı devam edip, dolar/tl kurunun ise 4.60 seviyelerine kadar inmesi düşünülmektedir.
Gerçekleşebilecek Senaryolar:
TCMB’nın faiz kararları ile birlikte faiz artışı kararı verilirse dolar kuru düşüş trendine devam edip 4.74 alt seviye direnç noktasını kırıp 4.70 ve altı seviyesine kadar düşebilecektir.
TCMB eğer faiz artışı kararı vermezse 4.80 üst direnç noktasına yönelik ani artış hareketleri oluşma ihtimali yüksektir. 4.80 seviyesini geçen kur seviyesi günlük değişimlerle rekor seviyeleri zorlayabilir.

Gürkan Danık/ Ekonomist

13 Temmuz 2018 Cuma

DOLAR KURU İLE İLGİLİ YORUMUM




Evet değerli arkadaşlar bugün gerek sosyal medyadan gerekde özelden döviz kurlarına yönelik birçok mesaj aldım bazılarını cevaplayabildim bazılarını cevaplayamadım cevap veremediklerimden ise özür diliyorum şimdi sizler için 2 grafik bir tanede teknik analiz paylaşıyorum bunun üzerinden sizlere açıklama yapmaya çalışacağım
Değerli dostlar takip ettiğiniz gibi Türkiye Cumhuriyetinin yeni sisteme geçişi ve hemen akabinde açıklanan yeni kabine ile birlikte piyasalarda oldukça hareketli günler yaşıyoruz yeni kabine açıklanmadan önce 4,54 seviyesinde olan dolar kuru kabinenin açıklanması ve ekonomi yönetiminde süpriz isimlerin çıkması ile ani ve sert yükselişlerle 4,90 seviyesine çıkmış ve dün gecede yeni bir rekor ile 4,97 seviyelerini görmüştür.

Tabi ki bu yükselişin nedenini ve yükseliş trendinin devam edip etmeyeceğini yatırımcılar olarak merak ediyorsunuzdur. Şimdi kısa bir özetle ve paylaşacağım grafikler üzerinden anlatmaya çalışacağım

Kur yükselişlerinin nedenleri.
1. Yeni kabinenin açıklanması ile birlikte ekonomi yönetimine gelen isimlerin piyasaların beklemediği isimler olması hazineden sorumlu bakanın eski enerji bakanı Berat Albayrak'ın olması piyasalara süpriz etki yarattı. Uzmanlara göre piyasalar Naci Ağbal, Mehmet Şimşek,Nihat Zeybekçi gibi tanıdık ısimleri bekliyordu. 
2. Kabine açıklandıktan sonra Sayın Başkanımız Recep Tayyip Erdoğanın basın mensuplarına yapmış olduğu açıklamalarda faiz ile ilgili söylemlerinin piyasa tarafından yanlış anlaşılması Sayın Başkanımızın banka faizlerinden bahsetmişti ama piyasalar TCMB Faizlerini anladı.
3. TCMB'nın bağımsızlığına yönelik endişeler
4. Yurtdışı etkenler ABD- Çin Ticaret Savaşı söylemleri ve doların Trumpın NATO üyeliğine yönelik keskin ve politik söylemleri ile dalgalanması
5. ABD Merkez Bankası FED'in önümüzde ki süreçlerde 2 defa daha faiz artışı yapması beklentisi

Tüm bu nedenler dolar-tl kuru üzerinde baskılar oluşmasının en önemli nedenleridir. Yatırım yapacak arkadaşlarıma, abilerime,amcalarıma şunları öneriyorum

Grafiklerden yola çıkarak ilk iki grafiği bugün kendi FOREX uygulamam Meta Trader 5 uygulamasından aldım doların seyrini dalgalanmaların gidişatını çizgi ve mum grafiklerini tam 10 saat kesintisiz takip ettim dolar kuru enteresan bir şekilde 4,85-4,88 arasında gitti geldi defalarca kez dalgalanan kur istediğim sabit bir noktada durmadı. Buradan anlaşılacağı üzere piyasalarda saatlerce alım ve satımlar gerçekleşti. Bugün yaptığım tüm yatırım emirlerinde sadece dakikalık ve saatler kazançlar elde edebildim

Yani buradan şunu söyleyebilirim dolara yatırım yapmak önümüzde ki 2 hafta boyunca tehlikeli bu vakitlerde yatırım yapmayın 24 Temmuzda TCMB PPK'yı toplayacak bu toplantıdan büyük ihtimalle faiz arttırımı kararı gelecek bu tarihten itibarende kur ani politik gelişmeler olmazsa düşüş trendine geçecektir. FED'in faiz kararları da tabiki gözden kaçırılmamalı

Diğer grafik ise fiyat karşılaştırmaları sonucu elde edilen teknik analiz 5-30 dk 1 saatlik ve günlük olarak yatırımlara yön veren teknik analiz şuanda dolar alımı yapmayı güçlü olarak görüyor bu analiz gün boyunca defalarca kez değişti o yüzden yanılmayın ama teknik analizlerde gözünüzün önünde bulunsun

Kısaca diyorum ki dolara yatırım yapalım mı diyen değerli dostlar siz doları bir iki hafta daha takip edin ama yatırım yapmaya yanaşmayın kendinize şunu sorun dalgası fazla bir denizde mi yüzmek güvenlidir yoksa durgun bir denizde mi?

Gürkan DANIK/ Ekonomist

DOLAR KURU İLE İLGİLİ YORUMUM


























Evet değerli arkadaşlar bugün gerek sosyal medyadan gerekde özelden döviz kurlarına yönelik birçok mesaj aldım bazılarını cevaplayabildim bazılarını cevaplayamadım cevap veremediklerimden ise özür diliyorum şimdi sizler için 2 grafik bir tanede teknik analiz paylaşıyorum bunun üzerinden sizlere açıklama yapmaya çalışacağım
Değerli dostlar takip ettiğiniz gibi Türkiye Cumhuriyetinin yeni sisteme geçişi ve hemen akabinde açıklanan yeni kabine ile birlikte piyasalarda oldukça hareketli günler yaşıyoruz yeni kabine açıklanmadan önce 4,54 seviyesinde olan dolar kuru kabinenin açıklanması ve ekonomi yönetiminde süpriz isimlerin çıkması ile ani ve sert yükselişlerle 4,90 seviyesine çıkmış ve dün gecede yeni bir rekor ile 4,97 seviyelerini görmüştür.

Tabi ki bu yükselişin nedenini ve yükseliş trendinin devam edip etmeyeceğini yatırımcılar olarak merak ediyorsunuzdur. Şimdi kısa bir özetle ve paylaşacağım grafikler üzerinden anlatmaya çalışacağım

Kur yükselişlerinin nedenleri.
1. Yeni kabinenin açıklanması ile birlikte ekonomi yönetimine gelen isimlerin piyasaların beklemediği isimler olması hazineden sorumlu bakanın eski enerji bakanı Berat Albayrak'ın olması piyasalara süpriz etki yarattı. Uzmanlara göre piyasalar Naci Ağbal, Mehmet Şimşek,Nihat Zeybekçi gibi tanıdık ısimleri bekliyordu. 
2. Kabine açıklandıktan sonra Sayın Başkanımız Recep Tayyip Erdoğanın basın mensuplarına yapmış olduğu açıklamalarda faiz ile ilgili söylemlerinin piyasa tarafından yanlış anlaşılması Sayın Başkanımızın banka faizlerinden bahsetmişti ama piyasalar TCMB Faizlerini anladı.
3. TCMB'nın bağımsızlığına yönelik endişeler
4. Yurtdışı etkenler ABD- Çin Ticaret Savaşı söylemleri ve doların Trumpın NATO üyeliğine yönelik keskin ve politik söylemleri ile dalgalanması
5. ABD Merkez Bankası FED'in önümüzde ki süreçlerde 2 defa daha faiz artışı yapması beklentisi

Tüm bu nedenler dolar-tl kuru üzerinde baskılar oluşmasının en önemli nedenleridir. Yatırım yapacak arkadaşlarıma, abilerime,amcalarıma şunları öneriyorum

Grafiklerden yola çıkarak ilk iki grafiği bugün kendi FOREX uygulamam Meta Trader 5 uygulamasından aldım doların seyrini dalgalanmaların gidişatını çizgi ve mum grafiklerini tam 10 saat kesintisiz takip ettim dolar kuru enteresan bir şekilde 4,85-4,88 arasında gitti geldi defalarca kez dalgalanan kur istediğim sabit bir noktada durmadı. Buradan anlaşılacağı üzere piyasalarda saatlerce alım ve satımlar gerçekleşti. Bugün yaptığım tüm yatırım emirlerinde sadece dakikalık ve saatler kazançlar elde edebildim

Yani buradan şunu söyleyebilirim dolara yatırım yapmak önümüzde ki 2 hafta boyunca tehlikeli bu vakitlerde yatırım yapmayın 24 Temmuzda TCMB PPK'yı toplayacak bu toplantıdan büyük ihtimalle faiz arttırımı kararı gelecek bu tarihten itibarende kur ani politik gelişmeler olmazsa düşüş trendine geçecektir. FED'in faiz kararları da tabiki gözden kaçırılmamalı

Diğer grafik ise fiyat karşılaştırmaları sonucu elde edilen teknik analiz 5-30 dk 1 saatlik ve günlük olarak yatırımlara yön veren teknik analiz şuanda dolar alımı yapmayı güçlü olarak görüyor bu analiz gün boyunca defalarca kez değişti o yüzden yanılmayın ama teknik analizlerde gözünüzün önünde bulunsun

Kısaca diyorum ki dolara yatırım yapalım mı diyen değerli dostlar siz doları bir iki hafta daha takip edin ama yatırım yapmaya yanaşmayın kendinize şunu sorun dalgası fazla bir denizde mi yüzmek güvenlidir yoksa durgun bir denizde mi?

Gürkan DANIK/ Ekonomist


27 Mayıs 2018 Pazar

DÖVİZ KURLARININ SEYRİ VE DOLARIN SON DURUMU



Türkiye'nin son bir haftada şüphesiz en güncel konusu döviz kurlarındaki artış, daha doğrusu kurlar içerisinde dolar kurunda meydana gelen artışlar, gencinden yaşlısına hatta daha önce eline dolar bile almamış olan bir çocuğun bahsettiği ağzından düşürmediği bir konu ve akıllarda yer edinen bir soru "Ne olacak bu doların hali ?"

Bu soruya kendimce cevap vermeden önce küçük bir sitem ile başlayayım cümlelerime bir hafta boyunca herkesin adeta bir ekonomist (!) olduğu bir ortamda çok güzel bir gözlem yapma fırsatı buldum ve tekrar kendi kendime şu sözleri söyledim bu ülkenin gelecek nesilleri için erken yaşta eğitim müfredatına finans eğitimi koymak şarttır. Biz iktisadi bilgileri sadece üniversite çağında bireylere verince bu bilgi bazı beyinlere çok ağır geliyor ve aynı bu haftada olduğu gibi boş boş yorumlar, gerçeklik ile alakası olmayan teoriler ve onca şehir efsanesi etrafta kol geziyor.

Şimdi ekonomi ilmine 6 yılını vermiş bu işin üniversitesini okumuş ve yüksek lisansını yapmış ve ekonomi alanında ulusal ve uluslararası anlamda çalışmalar sunmuş bir birey olarak düşüncelerimi kaleme almaya başlıyorum.

Son aylarda her şeyin üst üste bindiği çok farklı bir dönem yaşıyoruz ekonomik konjonktürde meydana gelen değişimler ülkemizde tekrar bir seçim atmosferine girmesi ile ekonomik değişkenlerin dip ve zirve noktalarını belirleyen yeni dalgalanmalara neden oldu. Nitekim bu süreçte dolar kuru 4,90 seviyelerini görmüş Türkiye Cumhuriyet Merkez bankasının yapmış olduğu hamleler ile 4,65 seviyelerine geri dönmüştür. 

Döviz kurları ülkemizin ekonomik durumu için son derece önemli bir gösterge dış ticaretin seyrini, paranın değerini, fiyat istikrarını ve makro ekonomik göstergelerin seyrini çok kolay etkileyen bir faktör dür. Dolar kurunu son bir haftada etkileyen ana faktörler yurtiçi ve yurtdışında meydana gelen ani ve keskin değişimlerdir. Kurlarda meydana gelen bu değişim TL'nin değeri üzerindeki etkisi de büyük olmaktadır. 

YURTİÇİ NEDENLER

Doların yükselmesine etki eden yurtiçi nedenleri şöyle sıralayabiliriz. Birinci etken Türkiye'nin 2018 yılında Şubat ayından Aralık ayı dönemine kadar yapması gereken dış borç geri ödeme tutarının 93,5 milyar doları bulması bu dış borç ödeme işlemlerinin Nisan ve Mayıs aylarında toplanması ile döviz talebinin yükselmesi kurları yükseltmektedir. (İlgili tabloyu Hazine Müsteşarlığı kaynaklarından veriyorum Tablo 1)



Tablo.1

2018 ( Şubat-Aralık)
GENEL TOPLAM
93.501
KAMU SEKTÖRÜ
19.804
ANAPARA
15.181
FAİZ
4.623
ÖZEL SEKTÖR
73.697
ANAPARA
68.759
FAİZ
4.939
KAYNAK: Hazine Müsteşarlığı, Türkiye Dış Borç Ödeme Projeksiyonları



Bununla birlikte çok değerli Mahfi Eğilmez Hocamızın da dediği gibi Şubat ayı itibariyle reel kesimin (finans kuruluşları dışında kalan özel kesim kuruluşlarının) döviz açık pozisyonlarının toplamının 222,7 milyar dolar olması ile birlikte kurların yükseldiğini gören reel kesim kuruluşlarının kurların daha fazla yükselmeden döviz açığı pozisyonlarını kapatma istekleridir. Bu doğrultuda ek döviz talepleri kurları daha da yükseltmektedir.
İkinci etken ise ülkemizin içerisinde bulunan seçim atmosferidir. Siyasi anlamda seçimlere kadar olan karışık ortamın dövizlerin üzerinde etki oluşturmasıdır. Seçimlere kadar bu atmosfer devam edecektir. 

Bir başka etken ise tüm bu kur yükselişleri gerçekleşirken hane halkının da psikolojik beklentileri doğrultusunda kurlardaki yükselişi görerek döviz talep etmeleri kurları daha da yükseltmektedirler. 

YURTDIŞI NEDENLER

Dolar hemen hemen tüm dünyanın kullandığı ve kabul ettiği bir konvertibilite paradır. Bu özelliğinden dolayı bizim dışımızda meydana gelen olaylar bu paranın seyrini de değiştirebilmektedir. Son günlerde endeks değerlerine baktığımız zaman Dolar endeksinde tüm dünyada meydana gelen bir yükseliş görüyoruz özellikle Euro/Dolar paritesi doların lehine gerçekleşmektedir. Dolar bu gelişimler doğrultusunda diğer para birimlerine göre değer kazanmakta TL ise diğer para birimlerinde olduğu gibi bu zaman sürecinde de değer kaybetmektedir. 

En önemli yurtdışı etkenlerden biri ise finansal sisteme ve yatırımlara büyük etkisi olan kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye'ye yönelik vermiş oldukları kararlardır. S&P, Moodys ve diğer derecelendirme kuruluşlarının Türkiye ekonomisine yönelik düşük puanları yabancı yatırımcıları ve bu doğrultuda da döviz kurlarını da etkilemektedir. Bu kuruluşların hep bir ağızdan söylediği ortak söylem Türkiye bankacılık sisteminin ve finansal derinliğin tam olarak sağlanamadığı ve bu doğrultuda meydana gelen güven eksikliğine dayanarak puan düşüşüne karar vermeleridir. 

Kredi derecelendirme kuruluşlarının daha önceki yanlı söylemleri ve derecelendirme yaparken tutarsız kararları ve usulsüzlük söylentileri ile geçmişi olan bu kuruluşların seçim atmosferi içerisinde olan Türkiye'ye yönelik vermiş oldukları ani karar da çok tartışılır boyutta...(!)

Ekonomi disiplini iki yönlüdür bunlardan birisi matematikseldir diğer yönü ise psikolojiktir. Birçok ekonomik değişkeni biz bu iki yönü kullanarak açıklarız. Kısacası tüm bu yönleri görmek ve açıklamak bir eğitim işidir. Başta yapmış olduğum sitem ekonomiden zerre kadar anlamayan kişilerin bu konu ile ilgili olarak boş yorum yapmalarıdır. 

Şimdi anlayabilecek kişilere yönelik olarak işin matematiksel boyutu ve psikolojik boyutundan da bahsediyorum aşağıda vermiş olduğum grafiklerde belli günlerde dip ve zirve yapan noktaları açıkça görmek mümkündür. (GRAFİK 1-2)  Mayıs ayının 22. Gününde başlayan yükseliş trendi 23 ve 24. günde devam etmiş ve az önce yukarıda bahsetmiş olduğumuz yurtiçi ve yurtdışı nedenlerinin etkisi ile de 4.90 seviyesi geçerek tepe direnç noktalarını kırarak yeni rekoruna imza atmıştır. TCMB'nin faizler üzerinde yapmış olduğu hamlelerle de tekrar kısa bir düşüş trendine geçerek 4.60-65 aralığında kur dalgalanmaktadır. Günlük ve aylık düzenlenen grafiklerde bu sürecin siyasi atmosferde inişli çıkışlı olabileceğini ve belki de 5 ve üstü seviyelerini görebilmemiz bu ortamda mümkündür. Düşüş eğilimi bekleyen yatırımcıların uzun vadeli olarak yatırım kararlarını seçim sonrasına ve gerçekleşecek sonuçlara göre alması mantıklı bir hamle olacaktır. (GRAFİK 2)

GRAFİK 1.



GRAFİK.2



Kur yükselişlerinin psikolojik etkisi ve aynı psikolojik beklentilerin kuru yükseltmesi de mümkündür. Ekonominin en kritik noktası beklentileri yönetebilmek ve buna göre hamle yapabilmektir. İktisat dünyasında son yıllarda popüler olan davranışsal iktisat, asimetrik bilgi, Akerlof teorisi, limon teorisi bu anlayışları yansıtmaktadır. 

En basit örneği Enflasyonun yükseleceğine dair beklenti içerisinde olan bireyler diyelim ki üretici sınıfı maliyetlerini karşılamak için ürünün fiyatına ekleme yapar ve fiyatların yükselişi enflasyonu doğurur yani enflasyon beklentileri enflasyonu ortaya çıkartır. Aynı şey döviz kurları içinde geçerlidir. Doların yükseleceği söylentisi yayıldığı zaman hane halkı daha da dolar talep edip kuru daha da yükseltir. 

Psikolojik olarak bireylerin bu noktada dikkatli olmaları gerekmektedir. Bireye düşen şehir efsanelerine inanmayıp, boş yorumlara kanmayıp ekonomik hamlelerini düşünerek, tartarak gerçekleştirmelidir. 

DIŞ MİHRAKLAR VAR MI?

Türkiye gibi gerek coğrafi gerek tarihi zenginliği ve jeopolitik riski yüksek ülkelerde ve ülkemize yıllarca göz dikmiş boynu tasmalı sahipleri haçlı kişileri göze aldığımızda dış mihrakın varlığı her zaman mevcuttur. 15 yıl boyunca ekonomik anlamda hızlı bir değişim ve gelişim gösteren ülkemizde bu tür oyunların görülmesi normaldir. Dış mihrakın gözünü korkutacak birçok faktör gerçekleşmiş ama hala eksik yönleri kalmıştır. Bunlardan biri "Cari Açık" sorunudur bu geniş makasın iki ucunu acil bir şekilde daraltmamız gerekmektedir. Ekonomik olarak bir diğer geliştirilmesi gereken ana unsurlar ise Eğitim, Finansal Derinlik, Hukuki Statüdür. Bu saydığımız süreçler 15 yıl içerisinde gelişim göstermiştir. Ama daha eksik olan ve yapılması gereken çok daha fazla reformsal hamlelere gerek vardır. 

NE YAPILMALI

1. Öncelikle ülkemizin içerisinde ki seçim atmosferini sağ salim atlatmalı siyasi istikrarın göstergesi pekişmelidir. 
2. Hane halkı ekonomik hamlelerini yaparken kesinlikle söylentilere değil bu işi iyi bilen finansçılardan görüş alarak hamlelerini yapmalıdır. 
3. TCMB hamlelerini biraz daha zamanında ve etkin bir şekilde gerçekleştirmelidir. 
4. Ekonomik söylemler güven verici etki oluşturur ve şeffaf söylemler gerçekleşirse beklentiler olumlu gerçekleşecektir. 
5. Uzun vadede bireylere kesinlikle finans eğitimi verilmelidir. 
6. Cari açık problemine neden olan faktörler (Enerji- Doğal Kaynak) belirlenip bu probleme yönelik olarak kesin çözümler üretilmelidir.

                                                                         GÜRKAN DANIK/ EKONOMİST