11 Mart 2018 Pazar

KAPİTALİZMİN EN BÜYÜK OYUNU PLANLI ESKİTME "Düşük kalite büyük talep"

Dünyamız çok büyük bir çağ yaşıyor ve dünyamızın yaşamış olduğu bu dönem adeta bir sonsuzluk işareti üstünde kendini yenileye yenileye ilerliyor ve bu çağın mevcut durumda durma noktasına gelmesi zaman zaman akıllara gelsede, insan aklının sınırlarını zorlayan yepyeni ürünleri ortaya çıkması ile bu çağın durma ihtimalleri akıllardan siliniyor. 

Teknoloji ve bilgi çağından bahsediyoruz günümüzde artık çocuğu,genci,yetişkini ve yaşlısı ile hayatımızın her alanına giren makinalar, hatta sadece makina değil akıllı makinalardan bahsediyoruz sadece makina ismi ile değil başına akıllı sıfatını getirmemizin ve bu konunun üstüne basa basa dile getirilmesinin nedeni gününüzde artık sanayileşmenin en üst boyutunu yaşıyor olmamız ve endüstri 4.0 ilkelerinin gelişme göstermesi bu yepyeni teknoloji devrimini AKILLI olarak tabir etmemize neden oluyor 

Akıllı cihazlar artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi artık onlarla birlikte yaşıyoruz hayatımızın her anında onlar var her gün cebimizde taşıdığımız (yeni nesiller için söylemek gerekirse) elimizden düşürmediğimiz cep telefonlarımız, evimizin baş köşesinde duran 3 den başla 10D ve üstü gösteren televizyonlar, yeni nesil kişisel bilgisayarlar, tabletler vb daha birçok örnek verebileceğimiz cihazlar artık hepsi hayatımızın bir parçası ve adeta bir yaşam destek ünitesi (!)

Günümüzde teknolojik cihazlar bu derece yaygınlaşmış ve her sene bahsetmiş olduğumuz tüm cihazların yeni modelleri çıkmaya başlamıştır. Her sene A dan Z'ye 1 den 100 e kadar harf ve rakamsal olarak isim değiştiren ürünlerin popülerlik süresi artık neredeyse 1 yıla düşmüştür. 

Kullanmış olduğumuz cihazların her sene yenilik göstermesi bu ürünlerin KALİTE yapıları ile ilgili zihinlerde soru işaretlerinin oluşmasına neden olmaktadır. Gerçekten KALİTELİ ÜRÜN ne demektir biz hangi özellikleri taşıyan mallara kaliteli ürün diyebiliriz işte tüm bu sorulara verilen cevaplar bu malları üreten şirketlerin bireyler üzerinde gerçekleştirdikleri tüketim ve talep  stratejisini oluşturmaktadır. 

Kapitalist sistem kendi çarkını döndürebilmek için kendi fırınından çıkan ürünü satmalı ve kendini ayakta tutmak mecburiyetindedir. Bu sistemi de ancak arz ve talep üzerinde etki yaratarak oluşturabilir. 

Günümüzde kaliteli mal dediğimiz zaman bir teknolojik ürünü oluşturan temel donanımlar ve niteliklerin işlevi,kullanılabilirliği ve söz konusu olan ürünün dayanıklılığı ön planda idi ama artık günümüzde kalite dediğimiz zaman bir ürünü oluşturan temel donanımlarından daha ziyade o teknolojik ürüne ekstradan katılan ve bazende lükse dayalı eklentiler KALİTE anlayışının göstergesi oldu. 

Örneğin artık yeni düzende cep telefonu alırken bu telefon arama işleminde sıkıntı yaratır mı ? Bu telefonun pil ömrü ne kadar? Bu telefon dayanıklı ve sağlam mı ? gibi temel donanımları içeren sorular yerine alacağımız telefonun kaç megapiksel kamerası olduğunu, ekran çözünürlüğünü, incelik düzeyini, rengini vb ürüne ekstrandan eklenen ve ürünü cafcaflı gösteren özelliklerini sorar olduk ve tüm bu sorduğumuz faktörleri taşıyan mallara KALİTEli mallar dedik. Daha doğrusu zihnimizde böyle bir algının oluşturulmasına izin verdik. 

KALİTE ile ilgili algıların değişmesi ile birlikte ne ilginçtir ki kullanmış olduğumuz tüm teknolojik cihazları daha senesi dolmadan değiştirir olduk çünkü KALİTE algısı değişen hatta değiştirilen sistemde mevcut telefonlarınımızım kamerasında bir megapiksellik fark bizim için çok önemli oldu ve elimizdeki telefon daha senesini doldurmadan bi üst modelini alıp cebimize zar zor giren parayı birazda toplumsal statü elde edebilmek için gözümüzü bile kırpmadan feda ettik. Hatta çok değil 5-10 yıl önce elimizden düşürmediğimiz takoz diye nitelendirdiğimiz telefonları günümüzde özler olduk çünkü şarj ömrü 1 gün bile dayanmayan, yere düştüğünde paramparça olan telefonları gördükçe nerde o eskiler demeye başladık. 

İşte tüm bu saydıklarımız kapitalist sistemin kendi çarkını döndürmek için arz ve talebi kendi çıkarına göre kullanmak ve kar maksimizasyonuna doping yapmak için kullandığı "PLANLI ESKİTME STRATEJİSİ dir. Çünkü bu strateji ile toplum sürekli tüketmeli sürekli telefon, bilgisayar, televizyon vb şeyler almalı ve kar elde edilmeli bunu yapmak içinde mevcut malların kalitesi düşürülmeli, yeni nesil telefonlar yere düştüğü an kırılmalı, pil ömrü az olmalı yani temel donanımlar zayıf ama ekstradan olan ekran, kamera vb donanımlar iyi olmalı ki müşteri çeksin ama müşteri elindeki ürünü her sene değiştirsin ve kazanç elde edilsin işte tüm sistem bu...

Kapitalizmin bu parlak fikrine karşı mücadele mümkündür. Çok zor değil insanların daha mütevazi olması herşeyi çözmeye yeterde artar, çok basit bir örnek bir talk show da bir komedyenin dediği gibi "Japonya'ya gidiyorsun adamın elinde senin 5 yıl önce kullandığı telefonlar var" söylendiği gibi mecbur kalınmadıkça insanların sadece temel donanımları iyi çalışan ürünleri kullanmadı kafidir. Teknolojiden tabi ki kopamayız hiç şüphesiz ki endüstri 4.0 sürecini yaşıyoruz sadece bu konuda sunmuş olduğum çözüm sadece içi boş dışarıdan havalı gözükmek için anlamsız sosyal statü elde etmek için çabalayan insanlarımıza paralarını boş yere heba etmemelerini istememdir. 

Gürkan DANIK  


24 Ocak 2018 Çarşamba

İSTİKAMET AFRİN İSTİKAMET KIZILELMA

Türk milletinin göz bebeği olan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sınırlarımızın güvenli için Afrinde başlattığı operasyon tüm hızıyla devam ediyor, şanlı ordumuzun şanlı neferleri hem havadan hemde karadan belirlenen tüm terör yuvalarını yok ediyor, ÖSO'nun da destek verdiği operasyon Güney sınırlarımızın güvenliği için çok ciddi bir öneme sahip 

Fırat kalkanı operasyonu ile Türkiye-Suriye sınırlarında derin bir güvenlik ağı örmüştük. Afrin bölgesi ise ülkemizin sınırlarını ilgilendiren çok önemli bir stratejik noktada bulunmaktadır. Hatay ve Kilis'in arasında bulunan Afrin bölgesi terör örgütü mensuplarının (pkk,pyd,ypg,deaş) Türkiye sınırlarına yaklaşıp doğrudan ülkemizi hedef alabilecek ciddi bir coğrafi konuma sahiptir. Ülkemiz yapmış olduğu operasyon ile birlikte en meşru hakkı olan sınır güvenliğini sağlarken ayrıca ileriki süreçlerde meydana gelecek olan bölgesel gelişmeleri yakından takip edebilecek bir alan oluşturmaktadır. Bölgede ciddi anlamda derin bir satrancın oynandığı düşünüldüğünde Türkiye'nin özellikle Güney sınırlarını, üç beş çapulcu ve tasmalarını tutanlara hizmet ettikleri ayak takımı olan terör mensuplarına bırakabileceği kesinlikle düşünülemezdi. 

Türkiye Afrin bölgesini olabildiğince hızlı bir şekilde temizleyerek Güney sınırları içerisindeki güvenlik hattını daha da derinleştirecek ve sınırlardan olası terör faaliyetlerine yönelik sızmaları engelleyecektir çünkü Türkiye-Suriye sınırındaki bu bölgede terör mensuplarının silah ve bomba eğitimi aldığı ciddi noktalar vardır ki bu noktalarda Allah'ın izni ile yerle yeksan olacaktır. 

Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın uyarılarına defalarca kez uymayan ve güneydeki terör mensuplarına sürekli silah yardımında bulunan emperyalizmin sancak sahipleri maalesef vermiş oldukları sözde durmadıkları gibi farklı söylem, hal, hareket ve davranışlar sergileyerekte kara propaganda ile sonuç alabileceklerini zannediyorlar ama maalesef sadece kendilerini avutacaklarını ve sözle peynir teknesinin yürümeyeceğini bilmiyorlar 

Bu asil milletin şanlı neferlerinin yeri geldiğinde düşmanına karşı kılıcı nasıl ustalıkla kullandığını ve aynı ustalığın aman diyenin yaralarını sardığını bilmeyen tarih bilincinden yoksun zihniyetler, Şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerine siviller hedef alınıyor gibisinden alçakça iftira atanların bu topraklar üzerinde yaşamaya ve nefes almaya zerre kadar hakları yoktur. Bu zihniyete sahip olanlar ülkemizin içinde yaşayan boynu tasmalı sahibi haçlı olan misyoner kalıntılarıdır. 

Yüce Türk milletinin KIZILELMASI gün doğumundan gün batımına kadar gözlerin ,akılların ve yüreklerin alabileceği her noktadır. Bir gün Afrin, bir gün Kudüs, bir gün Kerkük bir gün ise tüm cihan olur Afrin operasyonlarında istikamet neresi diye sorulduğunda KIZILELMA cevabını veren o şanlı neferin vermiş olduğu işaret ve parola işte tamda budur.  

Tüm bu operasyon süreci yaşanırken dikkat edilmesi gereken bir kaç faktör vardır. Birincisi fiziki müdahalemiz ne kadar etkin olursa olsun gayri nizami harp tekniklerini asla unutmamız gerekmektedir. Şanlı ordumuz Güneyde mücadele verirken masa başında bazen tek bir bilgisayar hamlesi ile bazende tek bir ekonomik karar ile ülkeleri karıştırıp kriz ortamı oluşturmaya çalışanlarada asla taviz vermemiz gerekmektedir. 

Unutmayın ki düşman arkadan vurmayı çok sever daha şimdiden başladıkları sivillere yönelik söylentiler ile tepki seviyelerine etki yaparak kışkırtma operasyonlarına başlıyorlar ve bu hamlelerini ise ülkemizde kendini parti ismi ile gizlemiş militanlarca gerçekleştiriyorlar 

Bir başka söylem ise ABD tarafından sürekli operasyonlara yönelik "Kaygı verici" açıklamaları yapılması bu da piyasaları etkilemeye yönelik faktörlerden birisidir. ABD dolar üzerindeki korvetibilite gücünü kullanarak dolar-TL kuru üzerinde etki yaratabilir şuanda piyasalarda bir sıkıntı yok hatta borsa rekor seviyeleri görüyor ama dikkatli olmak gerekiyor şu süreçte ülkemizdeki yatırımcılar ani kur yükselişleri olursa ellerindeki dövizleri bozdurarak belkide bu ülkeye en güzel katkıyı yapacaktırlar. 

Sonuç verdi olarak millet olarak topyekün bir mücadeledeyiz ve Allah'ın izni ile bu mücadeleyi milletimizin adına yakışır şekilde bir TÜRK gibi noktalayacağız 
Son olarak selam olsun aşılmaz dağları aşan Zümrüdü ankalara 
Selam olsun Turkuaz sevdalı yüreklere 
Selam olsun kınalı kuzulara koç yiğitlere 
Ve bir ses yükselsin duysun en dipteki düşman ve diyoruz ki 

Demez taş kaya yürürüz yaya TÜRKÜZ gideriz gideceğiz KIZILELMAYA 

Kızılelmaya Selam Olsun 
BŞEÜ Öğrenci Konsey Başkan'ı 
Gürkan DANIK



  

17 Ocak 2018 Çarşamba

AFRİN OPERASYONU PİYASALARI NASIL ETKİLEYECEK JEOPOLİTİK RİSK MEVCUT MU ?



Piyasalar son günlerde olabildiğince hareketli özellikle jeopolitik risklerden dolayı TL-Dolar kurunda sonucunun ne olacağı tam bilinmeyen karmaşık bir durum var 

16 Ocak tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afrine yönelik operasyonları doğrultusunda Türkiye-ABD ilişkilerinin tekrar gerileceği beklentisi ile dolar kuru 3,82 seviyesinde ciddi bir yükselişle güne başladı. Fakat ABD tarafından gelen açıklamalar doğrultusunda bu operasyonun ilişkileri pek sarsmayacağı anlaşılıyor ABD önderliğinde sınır boyunca yaklaşık 30.000 kişilik milislerden oluşan pyd-ypg katkılı ayak takımına Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın "Türkiye'ye düşen görevin sınır boyunca oluşan bu yapılanmanın daha doğmadan boğmak" olduğunu söylemesi ABD ve Türkiye ilişkilerinin sarsılabileceği beklentisi piyasalara yansıdı. Güne sert düşüşler ile başlayan TL değerinin, beklenen tepkinin ABD'den gelmemesi ile TL'nin üstündeki söz konusu baskıyı azalttı. Medyada yer alan bir haberde ise Koalisyon sözcüsü Ryan Dillon'un Afrin'in koalisyonun operasyon alanı içerisinde olmadığını açıklaması ve bunun hem piyasalar hem de basın tarafından "Türkiye'nin muhtemel Afrin harekatına Pentagon'un engel olmayacağı işareti" olarak algılandı.
Bu algı TL'deki değer kayıplarının bir bölümünün telafisindeki ana etken oldu.

Dolar kuru yılbaşından bu yana dalgalı seyrine devam ediyor özellikle ABD'de açıklanan son verilerin beklentileri karşılayamaması, FED'in faiz politikalarını gerçekleştirebilecek ekonomik ortamın hala oluşmaması dolar kurunun düşüş trendini devam ettiren etkenler arasında gösteriliyor 

Tahminleri konuşacak olursak yeni bir senaryo çizdiğimizde dolar kurunun önümüzdeki bir-iki aylık süreçte inişli-çıkışlı bir seyir izleyebileceğini söyleyebiliriz özellikle her ne kadar Afrin operasyonlarından ABD yetkilileri şuan çok fazla ses çıkarmıyor olsada ilerleyen süreçlerde ağızdan çıkabilecek ve ilişkileri sarsabilecek söylemler TL-dolar kuru üzerinde ani yükseliş etkileri yaratabilir. İlerleyen süreçlerde ABD'den gelecek yeni ekonomik verilerde önemli olan ikinci bir etken olacaktır. FED'in yeni kararları, ABD enflasyon (TÜFE,çekirdek enflasyon) verileri de kuru etkileyecek önemli faktörlerdir. TCMB'nın yıl sonunda 4,12 olarak belirlediği tahmini dolar-TL kurunuda unutmamak gerekiyor. 

Türkiye'de ise şuanda jeopolitik etkenlerin ve siyasi söylemlerin etkisi daha fazla politik görünüm bu ara ekonomiye yön veren önemli etkenlerden biri olabilecektir. 

Yatırımcıların yurtiçi ve yurtdışında yaşanan jeopolitik gelişmeleri ekonomik verileri daha iyi takip etmeleri ve acele karar vermemeleri gerekmektedir. Sürecin doğrultusunda önümüzdeki 2-3 aylık zaman dilimi TL-dolar, TL,Euro ve altın fiyatlarında meydana gelebilecek değişimler yatırımcıların kafasını çok karıştırabilecektir.  

Gürkan DANIK

12 Ocak 2018 Cuma

BİR-İKİ AY DOLARDAN UZAK DURUN


Küresel dünyanın ve küresel ekonominin yeni yılının ikinci haftasında piyasalar oldukça hareketli ve dalgalı seyir izliyor zaman zaman ekonomide konjektürel dalgalanmaları dip ve zirve noktalarını son zamanlarda farkı ekonomik argümanlarda ve göstergelerde sık sık görmeye başlıyoruz. 

2018'de döviz kurları inişli ve çıkışlı bir şekilde yeni yıla giriş yaptı özellikle Dolar-TL kuru ocak ayının ilk haftasında 3,74 seviyesinde zaman zaman 3,82 seviyesine ani çıkışlar yaparak yine birkaç gün sonra ise tekrardan 3,75-3,77 seviyelerine kadar düşüş yaşadı.  (Tablo.1)

Tablo.1

KAYNAK. Matetrader FOREX Analiz.Danık,Gürkan 11.01.2018

Bu inişli çıkışlı sürecin nedenleri ise özellikle ABD ekonomisinde gerçekleşen ve son günlerde tahminlerle uyuşmayan ekonomik göstergelerdir. 

ABD Aralık ayı ÜFE rakamları açıklanarak, aylık bazda %0,2 artması beklenen ÜFE %0,1 düşüş yaşarken yıllık bazda da %2,6 ile beklenti altında kaldı. Çekirdek ÜFE, Aralık’ta %0,1 düşüş yaşadı ve yıllık bazda da beklenti altında kaldı ve dolar kuru düşüş yaşadı. 

İşsizlik verileri ise ABD'de beklenti altında gelen bir diğer olumsuz gösterge oldu özellikle haftalık işsizlik başvuruları 261 bin ile geçtiğimiz hafta beklenti altında kaldı ve son hafta itibariyle yaklaşık 11 bin artış gösterdi.

ABD'de beklenen bir diğer önemli gösterge ise enflasyon verileri olacaktır. ABD'nin son zamanlarda sürekli beklenti altında kalan enflasyon verileri (özellikle çekirdek enflasyon) ABD merkez bankası FED'in gerçekleştirmesi muhtemel faiz artışı beklentisini oldukça düşürmektedir. Birkaç gün içinde açıklanacak TÜFE verileri eğer ki ABD'nin beklentilerini karşılarsa ileriki süreçlerde FED'in faiz arttırımı ile ilgili beklentileri arttıracaktır. 

Dolar yatırımcıları için söylenecekler ise önümüzdeki bir yada iki aylık süreçte kurlarda inişli -çıkışlı dalgalanmalar gerçekleşebilir. ABD'den gelen olumlu veriler ile dolar kendini güçlendirirse TL dolar karşısında değer kaybedip kurlar yukarı yönlü hareket edebilir şuanda takip edilmesi gereken veriler ABD'nin TÜFE ve çekirdek enflasyon verileridir. Beklentilerin tahminlerle aynı gerçeklemesi durumunda FED'in alacağı faiz kararları 2018 yılında da döviz kurları üzerinde etki etmeye devam edecektir. 

Sonuç olarak dolar kuru şubat-mart ayında inişli çıkışlı seviyede olabilir. 2018'in ikinci ve üçüncü çeyreğinde ise yurtiçi ve yurtdışı gelişmeler ve verilerle ve FED'in faiz politikaları ile ani değişimleri dolar üzerinde görmek mümkün olacaktır. Doların önümüzdeki 2-3 aylık süreçte ise cazip bir yatırım aracı olduğunu söylemek biraz zor olacaktır. 

23 Aralık 2017 Cumartesi

ULUSAL VARLIK FONLARININ KAYNAKLARI



Küresel dünyanın her geçen gün değişen ekonomik konjektüründe ülkelerde bu değişikliğe ayak uydurmaya çalışmaktadır. Finans sisteminde her geçen gün farklı uygulamalara şahit olmaktayız. Ülkeler hem kendi mevcut durumlarını hemde gelecek nesilleri için ekonomik birikim yapmakta ve bu birikimlerin sürekliliğini sağlamanın çabasını vermektedirler. Ülkelerin içinde bulundukları siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel şartlar zaman zaman söz konusu bu birikimlerin sağlanması için zorluk çıkarsada bazı enerji ve emtia zengini ülkelerin uyguladıkları yeni fonlar bu birikimleri desteklemektedir.
İngilizcede Bağımsız Varlık Fonları (Sovereign Wealth Funds) olarak kabul gören ulusal varlık fonları dünya finans sisteminin son günlerde en çok tartışılan konusu haline gelmiştir. Döviz rezervleri bakımından zengin olan ülkelerin söz konusu bu zenginliklerinin, resmi rezervlerin (Döviz,altın) dışında enerji, emtia, hisse senedi, bono ve tahvillerinden elde ettikleri kazanç fazlalıklarını avantajlı ve karlı bir şekilde kullanarak gelecek nesillerede sürdürülebilir kalkınma yolunda destek olmak için kurulan fonlara Ulusal Varlık Fonları (Sovereign Wealth Funds) denilmektedir.
Ülkelerin resmi rezervleri dışında meydana gelen birikimlerini değerlendirmeyi amaçlayan bu fonlardan beklenenler ülke ekonomisinde zaman zaman meydana gelebilecek ani şoklara ve konjektürel dalgalanmalara karşı olumsuz etkileri azaltmak istikrarlı bir işleyiş sağlayabilmek ve gelecek nesillere refah aktarımı sağlamaktır. Uluslararası Varlık Fonlarından beklenen bu faktörlerin gerçekleşebilmesi için söz konusu bu fonların varlıklarının getirilerde karşılaşılabilecek her türlü riskten yüksek olmasınada bağlıdır. 
Dünya genelinde 40’tan fazla ülkede yaklaşık 80’e yakın varlık fonu kurulmuştur. Bu fonların toplam büyüklüğü ise 7,5 trilyon dolara ulaşmış ve ilerleyen süreçlerde daha da artacağı beklenmektedir. Söz konusu fonların yapısı ise ağırlıklı olarak enerji kaynaklarından (petrol,doğal gaz) oluşturulmuşken, geri kalan fonlar ise ihracat fazlalığı ve finans piyasalarından elde edilen kazançlardan oluşturulmuştur.
Dünyada ki en büyük Uluslararası Varlık Fonlarına sahip ülkelerden kısaca bahsedecek olursak bu ülkelerin başında Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri, Norveç, Suudi Arabistan, Kuveyt, Singapur, Hong Kong, Katar, Kazakistan ve Rusya gelmektedir. Bu saydığımız ülkelerin kurmuş oldukları fonların bir kısmı petrol-gaz ürünlerine dayanırken bir kısmıda petrol dışı emtia, cari işlemler fazlalığı ve finans piyasalarından elde edilen fazlalıkların değerlendirilmesi ile oluşturulmuştur.
1950’li yıllarda özellikle ani petrol geliri elde eden Körfez ülkelerinde uygulamaya koyulan varlık fonları daha sonra Asya ülkelerinde uygulanmaya başlanmıştır. Ülkemizde ise 26 Ağustos 2016 tarihinde  Türkiye Varlık Fonu Yönetimi A.Ş. 50 Milyon TL sermayeli bir anonim şirket olarak kurulmuştur. Kuruluş aşamasında yapılan açıklamada ise sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, yurt içinde kamuya ait olan varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek için Türkiye Varlık Fonu ve bu fona bağlı alt fonları kurmak ve yönetmek olarak açıklandı. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin püskürtülmesinden sonra gündeme yeniden gelen Türkiye Varlık Fonu, Türkiye’nin stratejik varlıklarını geliştirmek, değerlerini artırmak ve böylece ülkemizin öncelikli yatırımları için kaynak sağlamayı amaçlamayı misyon olarak belirlemiştir. Türkiye Varlık Fonuna 5 Şubat 2017 tarihli 29970 sayılı resmi gazetede yayımlanan 2017/9756 sayılı karar ile birlikte özelleştirme kapsam ve programında bulunan varlıklar ve kuruluşlar Türkiye Varlık Fonu’na devredildi. Bu kuruluşlar ise başlıca: Ziraat Bankası, Türksat, BOTAŞ, BİST, Eti Maden, Türk Hava Yolları, PTT, Çaykur, Boru hatlarının hazineye ait olan hisseleri ve Halk Bankası’nın özelleştirme içerisinde bulunan programları ve paylarıda bulunmaktadır.     
Ülkemizde yeni bir uygulama olması ile birlikte dünya finans sisteminde gün geçtikçe kendinden söz ettiren Ulusal Varlık Fonları ilerleyen ekonomik konjektürde ülkelerin hem birikim kaynağı, hemde olası risklere karşı uygulamaya koyacağı bir argüman haline gelmektedir. Yeni Dünyanın ekonomik düzeninde ülkeler kendi ekonomik alt yapılarını korumak, stratejik hamleler için kaynak sağlayabilmek ve gelecek nesil içinde sürdürülebilir kalkınmanın temelini atma doğrultunda bu fonların varlığı ve kullanımı ülkeler arasında gün geçtikçe daha da yaygınlaşacaktır.

Ulusal Varlık Fonu Tanım ve Kavram:
Uluslararası Varlık Fonlarının dünya finans sisteminde ki evrensel ismi İngilizceden gelme tabiri ile “Sovereign Wealth Fund” olarak geçmektedir. SWF’nin Türkçe’de anlamı ise  “Varlık Fonu” veya “Refah Yolu” anlamına gelmektedir. Uluslararası Varlık Fonları dünya ekonomi literatüründe ismi Sovereign Wealth Fund olarak geçse de şu zamana kadar kurulmuş olan uluslararası varlık fonları kuruluş amacı ve şekline göre şirket ve holding ismi de almaktadır.
Ulusal Varlık Fonları hakkında çalışma ve analiz yapan Egemen Servet Fonları Enstitüsü’nün (SWFI) varlık fonlarına yönelik tanımına göre geleneksel ödeme dengeleri ya da para politikası amaçları için para otoriteleri tarafından tutulan döviz varlıkları, geleneksel anlamda devlet teşebbüsleri (KİT’ler), devlet çalışanlarının emeklilik fonları ve kişilerin menfaati için yönetilen varlıklar olarak tanımlanmaktadır. [1]
Uluslararası Varlık Fonları’nın temel amacı her geçen gün değişen dünyanın finans sisteminde ülkelerin resmi rezervleri (döviz-altın) dışında enerji- emtia[2] ve finans sisteminde ki gelişmeler doğrultusunda elde etmiş olduğu kazançları verimli bir şekilde kullanabilmek, ekonomik konjektürde karşılaşılabilecek her türlü risk ve kriz ortamına karşı mevcut varlıklarını koruyabilmek ve bu mevcut kaynakların devamlılığını sağlayarak ileri ki nesillere sürdürülebilir kalkınma yolunda katkı sağlayabilmektir.
Devletler, ellerinde bulunan varlıkları yurt içinde veya yurt dışında, ülke ekonomisine katkı sağlaması amacıyla uzun vadeli stratejik yatırım araçları olarak kullanmak­tadır.(Karag & Ko, 2016:8) Genellikle ülkelerin bütçe ve cari işlemlerden elde ettikleri fazlalıkları değerlendirerek oluşturulan ulusal varlık fonları enerji-emtia mallarına yönelik olabileceği gibi farklı finansal enstrümanlardan elde edilen kaynaklarla da oluşturulabilmektedir. Ulusal Varlık Fonlarının mevcut rol ve uygulamalarını daha iyi bir şekilde anlayabilmek birçok ülke ekonomisine yardımcı olabilmektedir. İç politika çerçevelerini güçlendirmek ve endişeleri hafifletmek için UFV’lerle korumacı baskılar azaltılabilir. Ülkeler kurmuş oldukları bu fonlarla birlikte karşılaşabilecekleri iç ve dış şoklara yönelik önlemlerde alabilmektedir. Kısa vadede döviz kurlarında ve finansal piyasalarda meydana gelebilecek dalgalanmaların bertaraf edilmesi, tasarrufların arttırılması ile birlikte, uzun vadede ise alt yapı projelerini desteklemek ve kaynak sağlayabilmek içinde kullanabilmektedir. Türkiye’de kurulan Varlık Fonu’nun da en büyük amaçlarından biriside bu şekildedir.
Ulusal Varlık Fonlarının diğer fonlardan ayıran önemli bir özelliği vardır. Daha önceden ülkelerin kurmuş olduğu ve finans sisteminin alışkın olduğu mevcut fonlar bilinen anlamda yatırım fonları, hedge fonlar vb. diğer kolektif yatırımlardan ayıran özellik, varlık fonlarının sadece, bu fonların kaynak sağlayan ilgili devletin kontrolünde olmalarıdır.(Akbulak & Akbulak, 2008:238,239)
Ülkelerin birçoğu açık ekonomi prensibine sahip olduğu için ülkelerin mevcut ekonomik sistemi de UVF’lerin gelişimi ve yayılışına da katkı sağlamıştır. Özellikle tasarrufların uluslararası arenada dolanımı ile birlikte fon sahibi ülkelerin yaptıkları yatırımlar, yatırımların yapıldığı ülkelerin ekonomik gelişimine ve kalkınma düzeyine de katkı sağlamıştır. 2000’li yıllarla birlikte gelişmekte olan ülkelerin diğer ülkelere yaptıkları yatırımların hızının artması UFL’lerin kurulmasına yönelik önemli bir teşvik olmuştur. 2000- 2006 döneminde, Çin’in ülke dışına doğrudan yatırımları 6.9 kat, Rusya’nın ülke dışına doğrudan yatırımları 5.9 kat ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’nin ülke dışına doğrudan yatırımları ise 37 kat artmıştır.[3]
Ulusal Varlık Fonlarının Kaynakları:

Ulusal Varlık Fonlarına sahip olan ülkelerin bu fonları kurarken kullandıkları kaynaklar genelde dış ticaret fazlalıkları, finansal işlemlerden ve doğal kaynaklardan elde edilen kazançlardan oluşmaktadır. Söz konusu fonların sermaye kaynakları  emtia ve emtia dışı olarak ayrılmaktadır. Emtia kaynaklarına dayalı varlık fonlarının yapısı petrol, doğal gaz ve diğer doğal kaynakların ihracatından elde edilen kazançlardan oluşurken, emtia dışı kaynaklara dayalı kurulan varlık fonlarının yapısı ise tasarruflardan, özelleştirmelerden, cari işlem fazlasından ve döviz rezervlerinden oluşmaktadır.
Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE, Katar, Norveç ve Rusya gibi ülkeler dünyanın en büyük petrol kaynaklı fonlarına sahipken yüksek ihracat yoluyla önemli cari fazla oranla­rı yakalayan Çin, Hong Kong ve Singapur gibi ülkelerde de emtia dışı kaynaklardan elde edi­len fonlar bulunmaktadır. (kaynak eklenecek SETA nın kaynağı) Tablo 1.1 de gösterildiği gibi söz konusu ülkelerin kurmuş oldukları ulusal varlık fonlarının isimleri, sermayeleri ve kaynakları gösterilmiştir. 
2016 yılının mart ayı ile birlikte 7,5 trilyon dolarlık bir kapasite yakalayan ulusal varlık fonları ilerleyen süreçlerde daha da önem kazanması beklenmektedir. Dünyada yaklaşık 40’dan fazla ülkede 80’e yakın varlık fonu mevcuttur. Bu fonların coğrafi dağılımı ise doğal kaynak zengini Ortadoğu ve Orta Asya ile ihracat ve finansal işlemlerin merkez konumu olan Uzak Doğu  bölgesinde yoğunlaştığını görmekteyiz. 


ÜLKE
EGEMEN SERVET FONU ADI
VARLIKLAR
(USD)
BAŞLANGIÇ
MENŞEİ
NORVEÇ
Devlet Emeklilik Fonları- Global
998,93
1990
SIVI YAĞ
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ
Abu Dhabi Yatırım Otoritesi
828
1976
SIVI YAĞ
ÇİN
Çin Yatırım Ortaklığı
813,8
2007
SİGARA EMTİA
KUVEYT
Kuveyt Yatırım Otoritesi
524
1953
SIVI YAĞ
SUUDİ ARABİSTAN
SAMA Holdings
514
1952
SIVI YAĞ
HONG KONG
Hong Kong Parasal Otorite Yatırım Portföyü
456,6
1993
SİGARA EMTİA
SİNGAPUR
Singapur Yatırım Kurumu Hükümeti
359
1981
SİGARA EMTİA
KATAR
Katar Yatırım Otaritesi
320
2005
PETROL GAZI
İRAN
İran Ulusal Kalkınma Fonu
91
2011
PETROL GAZI
RUSYA
Ulusal Refah Fonu
72,7
2008
SIVI YAĞ
KAZAKİSTAN
Kazakistan Ulusal Fonu
64,7
2000
SIVI YAĞ
ABD- Alaska
Alaska Daimi Fonu
61,5
1976
SIVI YAĞ
ABD-Teksas
Teksas Daimi Okul Fonu
37,7
1854
PETROL VE DİĞER
AZERBAYCAN
Devlet Petrol Fonu
33,1
1999
SIVI YAĞ
YENİ ZELANDA
Yeni Zelanda Süper Kuruluş Vakfı
28,5
2003
SİGARA EMTİA
UMMAN
Devlet Rezerv Fonu
18
1980
PETROL GAZI
ŞİLİ
Sosyal ve Ekonomik İstikrar Fonu
14,7
2007
BAKIR

Kaynak: SWF Institute, https://www.swfinstitute.org/sovereign-wealth-fund-rankings/ (Erişim tarihi 21 Aralık 2017)
Genel olarak bakıldığında ulusal varlık fonları arasında ki sıralamada varlıkların büyüklüğü bakımından Norveç’e ait olan “Devlet Emeklilik Fonları-Global” fonunun ilk sırada yer aldığını görüyoruz (Tablo.1). Fonların mevcut menşeileri ise doğal kaynaklardan ve emtialardan oluşmaktadır. 

[1] Sovereign Wealth Fund İnstute (SWFI) https://www.swfinstitute.org/sovereign-wealth-fund/ Erişim Tarihi (04.12.2017)
[2] Günümüzde bireyler kendi şahsi yatırımlarını enerji-emtia mallarına yönelik yapabilmektedirler. Emtialar ticarete konu olabilecek her türlü mala denilmektedir. Emtia malları sanayi metalleri, değerli madenler, enerji kaynakları, hammaddeler, tarım ürünleri, orman ürünleri, kimyasallar vb olmak üzere geniş bir alanı içermektedir.
[3] David Marchick, Sovereign Wealth Funds and National Security, OECD/City of London Conference, March 31, 2008