12 Kasım 2016 Cumartesi

ABD SEÇİMLERİ VE KÜRESEL SATRANCIN YENİ HAMLELERİ



Aylar önce başlayan küresel dünyanın satranç oyunu son zamanlarda ABD'de yapılan seçimlerle tekrar kapışmalı bir hale geldi. Kesin, net ve ciddi söylemleri ile kendisini çok iyi politize eden Donald Trump ABD'nin yeni dönem Başkan'ı oldu özellikle Obama yönetimini ciddi anlamda eleştiren, DAİŞ ile ilgili teorileri ve ekonomide yapmayı planladığı olağanüstü ani önlemlerle bir anda Clinton'ı devre dışı bırakan Trump amacına ulaştı. Tabiki Küresel dünyaya yön veren bir ülkede meydana gelen bir seçim küreselleşmenin yıllar önce kervanına giren tüm ülkeler gibi bizide etkilemesi kaçınılmazdır. 

Seçim sonuçlarından sonra Trump dan beklenilen hamlelere baktığımızda ilginç detaylar görüyoruz bunlardan bazıları Çin ve Meksika'ya uygulanacak gümrük tarifelerinin %35'lerden %45'lere çıkartılması, serbest ticareti kısmaya yönelik hamleler, özellikle seçimlerden önce FED yönetimine yönelik ani karar ve politika değişikliklerin ve bireylerin değiştirilmesine yönelik söylemler, faiz düşüncelerinin tamamen zıt olması vb.. bu hamleler bize gösterir ki iş dünyasından gelen Donald Trump'ın kendi servetine önem verdiği gibi ABD kasasınıda hemen doldurmak istemesidir. Yani onu motive eden duygu KÂRDIR. Kar ise emperyalizmin besin kaynağı ve temel şartıdır buradanda şu sonucu çıkarmak ve tartışmaya açmak gerekir. Ülkeler tekrar emperyalizmin ateşini harlıyor ülkeler kendi arasında bir birlik değil tek olabilmeyi tüm küresel dümeni kendileri çevirmek istiyor yaşanan son gelişmelere bakın İngiltere AB'den ayrıldı. Hollanda ve Fransa'da muhafazakar ve sağa yönelik kesimler AB'den ayrılmayı ve bunu aynı İngiltere'deki gibi referanduma sunmayı düşünüyor ve son olarak da ABD yeni başkanı ile birlikte serbestleşmeyi ve herkese yönelik olmayı istemiyor. Şuana kadar oynanan küresel satrançta her bir taşı yeri geldiğinde bazı ülkeler temsil ediyordu kimi ülkeler piyondu kimileri şah, fil veya kale idi.  Şimdi ise görüyoruz ki herkes şah olmak istiyor birlikte aynı tahtada oyun oynamayı değil ülkeler aynı iki kişinin bu oyunu oynadığı gibi karşılıklı tek tahtada oyun oynamak istiyor.  

ABD'ki seçimlerin Türkiye'ye olan etkisini ele almak gerekirse senaryolar hazırlayarak bu işe göz atmanın faydalı olacağının kanaatindeyim seçim sonuçları doğrultusunda ekonomik olarak ani dalgalanmalara şahit olduk özellikle döviz kurlarında doları 3.30 da avroyu ise 3.60 seviyelerinde gördük altını ise gramınında 130 lirayı aşkın olarak teyit ettik. Tüm bu sonuçlar bize gösteriyor ki Türkiye ekonomisinde makro göstergelerde özellikle cari açıkta meydana gelebilecek olumsuzluklarla karşılaşabiliriz. Özellikle kurda meydana gelen yükselişler dışarıdan ithal ettiğimiz mallara yönelik maliyetimizi arttıracaktır bunun neticesinde kurun ateşini kısmaya yönelik TCMB'nin rezervlerinin kullanılması rezerv miktarında bir azalışa neden olabilir. Türk lirasının yine aynı şekilde değer kaybetmesi ve enflasyon artışları ülkemizi kısa vadelide olsa zorlayabilir ama uzun vadede bu sorunların üstesinden gelebilecek kuvvet Türkiye'de mevcuttur. 
Siyasi ve dış politikada ki mevcut duruma bakacak olursak Suriye meselesi önemli ve izlenilmesi gereken bir konu olacaktır. Trump'ın ve Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile olumlu diyalogları ve söylemleri ve ülkemizde yaşadığımız hain kalkışma ve sorumlularına yönelik gelişmeler ve kararlar yakın zamanda gün yüzüne çıkacaktır. Farklı bir senaryo ise Clinton ve Trump'ın zihni yapılarıdır. Trump net bir kişilik hamleleri açık böyle bir durumda Türkiye ileride yaşayacağı durumlarda hazırlık yapabilir çünkü ne yapacağı belli olmayan dost gibi gözüküp düşman kesilen zihniyetler her zaman daha tehlikeli olabilmektedir. Trump'ın özellikle açık tavırları şuan için bizim için önemlidir. Ama şunu asla unutmamakta gerekir hep söylenen bir söz vardır. ABD'yi devlet başkanları yönetmez diye ne kadarı doğrudur ne kadarı yanlıştır bilemeyiz ama aklımızın bir kenarında her zaman bu söylemde yer edinmelidir. 

Sonuç olarak ciddi hamlelerin yapıldığı, süprizlerin yaşandığı ve emperyalizmin ateşlendiği bir süreci yaşıyoruz artık herşey bir anda yaşanıp bir anda bitebilir. Türkiye Ortadoğu'da ve iç politikasında yapmış olduğu son hamlelerle hiç biryere gitmiyoruz bizde buradayız ve kalıyoruz diyip haince bir kalkışmaya rağmen oyuna dahil olmayı ve hatta yeri geldiğinde bu satrançta şah çekmeyi bile başardı. Türkiye artık değişen düzende en iyi bir şekilde hazırlığını yapıp oyunu bitirmelidir ve oyunu biterecek hamle ise Misakı Milli sınırlarına ulaşmak olacaktır. 

Bakalım Mevla'm ne eyler neylerse güzel eyler 

Kızılelmaya Selam Olsun...

Gürkan DANIK


30 Ekim 2016 Pazar

TÜRK OLMAK MI BÜYÜK TÜRK OLMAK MI ?


Bazı tanımlamalar birbirine çok benzer ama bir tanımın önüne bir sıfat koyduğumuzda bazen o tanımı baştan aşağı değiştirebilir. Türk olmak ile Büyük Türk olmak arasında da çok büyük farklılıklar vardır. Dünya'daki her bir insanın ırkı,nesli,soyu farkındalık göstermekte ama dünya tarihine baktığımız zaman zor şartlara uyum sağlamada,cesarette,cihangirlikte ön plana çıkan toplum Türklerdir. Yüce Kitabımız İlahi Kadimde ve Hadisi Şeriflerde ve Türk kadim bilgilerine kaynaklarına bakacak olursakta Türkler için şu şekilde bahsedilir. 
Allahü Zülcelâl Hazretleri, Kuran’ı Kerim’de, öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah’ı severler, Allah da onları sever buyurmuştur. Yine Türklerin en önemli şaheserlerinden Divan-ı Lügat Türk'te de şöyle bahsedilir. "Benim bir ordum var onları kuzeye yerleştirdim ve onlara Türk dedim yapıtlardaki betimlemeler farklı olsada aslında "Türk" ünvanın Yüce Yaratıcı tarafından isimlendirildiği söylenebilir ve başka hiçbir millete ise Allah tarafında isim verilmemiştir. 
Allah(C.C) tarafından müjdelenen bir toplum olduğumuz kadim sırlar ve kay aklarda açıktır. Bu sözlerim asla Irkçılık olarak algılanmasın ki zaten Dünya'daki tüm toplumlara ve milliyetlere sonsuz saygımız vardır. Mevzubahisimiz Türkler olduğu için kaynak bulmada çok zorlanmıyoruz çünkü üç kıtada da Türk'lerin ayak izinin bulunması işimizi daha da kolaylaştırıyor

Şimdi gelelim asıl konumuza Türk olmak ile Büyük Türk olmak arasında ki farkı ortaya koymak çok önemli bir konu çünkü dünyada şuana kadar gelmiş geçmiş tüm Türk Hükümdarların amaç ve kaideleri Yaşadıkları döneme göre değişiklik göstermiştir. Ama hiç kuşkusuz Türk'lerin en büyük amaçları gerçekleştirme arzusu İslamiyet'i kabul etmeleri ile başlamıştır bin yıllık gelenek olan Kızılelma inancı İslamın hilali ile bütünleşmiştir. 
Şüphesiz Türkler için en büyük kızılelmalardan birisi tarih boyunca bir çok hükümdarın arzuladığı Peygamber Efendimiz S.A.V övgüsünü kazanabilmekti. 
Ertuğrul Gazi'nin Hayme anaya Denizleri aşacağız devlet olacağız ana demesi Peygamber Efendimizin övgüsü almak için yola çıkacağız demekten başka bir anlam taşımıyordu. 
Yıldırım Beyazıt mahlasına yakışır ordusu ile İstanbul Surlarına gelirken yine aklında o kutlu övgüye ulaşmak vardı. Ve  çağ açıp çağ kapatan büyük komutan Fatih Sultan Mehmet Han bu övgüye nail olacak ve artık İslamın Sancağı üç kıtaya yaymak için yeni bir kızılelmaya adım atacaktı. 
İşte tüm bu hedefler ulaşılmak istenen büyük amaçların izinden gitmek Büyük Türk olmanın kaideleri idi. Asla Dünya'ya hakim olma cihangirliğin o baş döndüren şımarıklığı Osmanlı Tebaasında yoktu bir amaç vardı cihangirlikten önce aynı Osman Gazi'nin Orhan Gaziye dediği gibi Oğul Bizim Davamız Allah yoludur bizim davamız kuru kavga ve cihangirlik değildir. İşte bu söz Büyük Türk olmanın ilk adımını bize gösteriyordu ana kâide  önce İlahi Rıza idi

Türk tarihine baktığımız zaman bir anda muazzam bir hanlık,imparatorluk olan çoğu devletin cihangirlik şımarıklığına kapılması ile bir anda tarih sahnesinden silindiğini görüyoruz en güzel örnek Timur Hanlığı
Timur Lenk, nam-ı diğer Aksak Timur. Tarih derslerinde çoğumuzun ilk kez 1402 Ankara Savaşı ile tanıdığı Timur Lenk, Geç Ortaçağ’ın en kanlı meydan muharebelerinden birini Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazit ile vermişti. Ankara Savaşı sonunda yenilen ve Fetret devrine giren Osmanlı, yaklaşık 11 yıl boyunca büyük bir iktidar boşluğu yaşadı.

Peki Moğol imparatoru olarak bilinen Timur, aslında Türk olabilirmiydi? Timur Türk ise nasıl oluyor da dönemin en kudretli Türk devleti ile savaşa girebilmişti?

Neden biz Timur Han’ı tarih derslerinde işlemiyoruz?”
– Timur Müslüman’dır ve Türk’tür. Bunda kuşku yok. Hatta meşhur Tüzükat‘ında kendisini “Allah’ın kılıcı” olarak tanıtmaktadır.
Ama Türk büyüğü olup olmadığı tartışılır. Büyük olmak için büyük hedeflere sahip bulunmak lazımdır. Meselâ, Timur’un meşhur rakibi Yıldırım Bayezid’in Peygamber müjdesi istikametinde İstanbul’u fethetmek gibi büyük ve kalıcı bir amacı vardı. Her adımını buna göre atıyordu.
Oysa Timur amaçsızdı. Ya da amacı cihangir olmaktan, şan-şöhret bulmaktan ibaretti.
Zaten bu yüzden Yıldırım’la boy ölçüşmek, onu yenip şanına şan katmak istemişti.
Yine bu yüzden istila ettiği ülkelerde bir düzen kurmuyor, yakıp yıktıktan sonra (Sivas ve Bursa örneği) başka hedeflere yöneliyordu.
Hatırlayalım ki; yerle bir ettiği Osmanlı Devleti, hedef sahibi olduğu için, Fetret Devri’ni (1402’den 1413’e kadar süren kargaşa dönemi: Bu dönemde Osmanlı coğrafyası, Yıldırım’ın oğulları tarafından paylaşılmış, Timur’un hortlattığı Anadolu beylikleri de buna eklenince Anadolu Birliği paramparça olmuştu) 10 yıl içinde aşıp, ondan sonraki 40 yıl içinde de İstanbul’u fethetti.
Bundan sonra da büyüyüp gelişerek yaşamını sürdürdü..
Timur İmparatorluğu ise, 1507’yi zar-zor buldu. Çünkü Timur, kalıcı hiçbir hedef belirlememiş, kendisiyle kaim bir imparatorluk kurmuştu.
Kendisi ölünce imparatorluk da dağıldı.
Bu fark, aynı zamanda, amacı olan insan ile amaçsız insan arasındaki farktır.

İşte tüm bu anlattıklarımız Türk olmak ve Büyük Türk olmak kavramlarını açıklıyor Türk Milleti her zaman tarih boyunca ismi ne olursa olsun muazzam şahsiyetler,liderler,kumandanlar,hünkarlar,hanlar,imparatorlar yetiştirmiş ama işte tanımda söylediğimiz gibi tüm bu tarihsel kişilikler ya Türk'tü ya da BÜYÜK TÜRKTÜ kimi cihangirliğin sarhoşu oldu kimi ise cihangirlikten önce Allah yolunda olmayı yeğledi ve Yüce Allah onlara ve soylarına gerçek cihangirliği yaşattı ve nasip etti. Şimdi artık herşey değişti artık dünyada cesaretin yerini düzenbazlıklar aldı kılıcın yerini kalem aldı,bilim aldı Batı düzeni kurdu Asya Ortadoğu kan ağladı ve ağlıyorda sadece ve sadece bir günü bekliyoruz Allah(C.C) bize müjdelediği o günü işte o gün tekrar hükmedeceğiz
KIZILELMAYA SELAM OLSUN

GÜRKAN DANIK





28 Ekim 2016 Cuma

BURASI TÜRKİYE "Saldırının Yönü Değişiyor"


Yıllarca tartışılan bir konu var bizim ülkemizde derler biz neden bir Amerika, Almanya,Fransa, İsviçre,İngiltere yada bir Norveç olamıyoruz diye hep bu soru sorulur ve her yeni nesle akademik eğitimlerinde bu ülkelerden dem vurulur evet biz az önce saymış olduğumuz bu ülkelerden hiç biri olamayız biz Türküz Türk oğlu Türküz hemde yaşadığımız, nefes aldığımız şu toprakların üstüne önce bir kuş bakışı bakın tarih boyunca bu kadim millete bu bereketli topraklara göz diken sömürü felsefesi ile hanedan olanların kirli ellerini görürsünüz bu toprakların üzerinde ,biz öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki doğumuzda stratejik öneme sahip enerji kaynakları ile Irak ve İran güneye inin cayır cayır yanan Ortadoğu ,Batıda Yunanistan bir taraftanda farklı yönden Ermenistan ve hakimiyetimiz altında olan kadim Anadolu toprakları bir taraftan PKK belası ve bir o kadar da geçmişi olan bu ülkenin sinir uçlarına ulaşmaya çalışan FETÖ zerzevatları bir ülkenin bu kadar risk primi yüksek iken kolay mı herşeyin bir anda güllük gülistanlık olması ama alışkınız biz bu ve bunun gibi durumlara biz ki bozkırın çilesini çekmişiz biz ki Orta Asya'da atlarımız ile ayak basılmadık toprak bırakmamışız, biz ki kırk kişi ile Çin'e kafa tutmuşuz bizim olan İstanbul'u tekrar geri alıp Peygamber övgüsüne nail olmuşuz binlerce yıldır Kızılelmanın peşinden koşan bu milleti alt edebilir mi ki 21. Yüzyılın hainleri  

Emperyalizmin illegal kanunları ile zengin olanlardan değiliz İngiltere gibi bi ada ülkesi de değiliz dertsiz tasasız komşusuz değiliz şu ekonomik göstergeleri ile baş tacı edilen Norveç gibi bir avuç insan topluluğu da değiliz 80 milyona yakın insanız onlar kadarını İstanbul'da bakarız işte böyle bir milletiz bambaşka bir coğrafyada yaşıyoruz karakterimiz, geleneklerimiz, kültürel özelliklerimiz hatta psikolojik özelliklerimiz bile farklı farklı iken kendimizi onlarla bir tutamayız onlarıda örnek alamayız o yüzden hiç kimse bize daha önce gittiğimiz yerleri bize övmesin bize öğretmesin. 

Şimdi böyle bir girizgahtan sonra gelelim asıl konumuza ülkemizin üzerinde oynanan oyunların artık zirve yaptığı bir dönemi yaşıyoruz artık aynı Osmanlı İmparatorluğuna yaptıkları gibi her taraftan her alandan bir kuşatma var Türkiye'nin üzerinde 15 Temmuz girişiminin üzerinden hemen hemen 4 ay geçti diyebiliriz askeri alandan saldıran bu alçak örgüt şimdi farklı bir alandan aynı 17-25 Aralık finansal darbe girişiminin bir benzerini uygulamaya çalışıyor bu tasması başkasının elinde olan örgütün sahipleri önce kredi derecelendirme kuruluşlarını kullanarak not indirimine gitti ve kuru ileride yaşanacak ani küresel hareketler doğrultusunda çok daha hızlı bir şekilde yükselmesini sağladılar zaten doların durumu FED faiz kararlarından, ABD de. yapılacak seçimden dolayı ve küresel ekonominin görüntüsünden dolayı değişeceği belli idi bir de ülkemizde OHAL süreci ve sınır ötesi harekatları yaşanınca döviz kurları aldı başını gitti  işin kırılma noktası Moodys'in yaptığı not indirimidir çünkü yatırım yapılabilir seviyeden spekülatif seviyeye indirilen kredi notu ülkemizide spekülatif saldırıya açık hale getirmiştir. Bu sene sonunda ülkemizden yaklaşık 15 milyar dolara yakın bir döviz çıkışı bekleniyor kurun bu mevcut yükselişlerinden ülkemizi korumak için vatandaşlarımıza çok iş düşüyor kurun gazına gelip kesinlikle dolar alımı yapılmamalı bu durumlarda hep Necip Fazıl'ın sözü aklıma gelir "Dağı tanıyan nasıl bilmez uçurumu her yükselişin bir inişi olmaz olur mu" tüm yapılan bu finansal hamleler ülkemizi ekonomik olarak sıkıntıya sokmak bu ülkeyi kaynaksız ve hammaddesiz bırakıp üretime zarar vermektir. 

Sonuç olarak oyun her zamankinden çok daha büyük dört bir taraftan, dört bir yandan ve alandan kuşatma altındayız ama unutulmamalıdır ki burası Türkiye başka bir ülke değil her türlü saldırıya ve hamleye karşı ülkemiz hazırlıklıdır ve asla unutulmamalıdır. 

TUZAK KURANLARIN EN HAYIRLISI YÜCE ALLAHTIR. 

Gürkan DANIK 


3 Ekim 2016 Pazartesi

ULUSLARARASI KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARI





ULUSLARARASI KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARI

HAZIRLAYAN: GÜRKAN DANIK



KREDİ DERECELENDİRME TANIMI:

Kredi derecelendirme kavramı açılacak       kredilerin zamanında ve tam olarak geri     ödenmesi ihtimali hususunda uluslararası   sermaye piyasalarındaki kriterlere uygun   ve objektif bir ölçü sağlamak amacıyla borçlunun ihraç ettiği menkul kıymetlere yatırım yapılması halinde yatırımcının bundan dolayı yükleneceği risklerin belirlenmesidir.
En basit tanımıyla derecelendirme borçlunun anapara ve faiz yükümlülüklerini ödeme isteği ve kabiliyetinin zamanında ve tam olarak yerine getirilip getirilmemesini ölçen bir araçtır. Derecelendirme tek bir işlem, kuruluş veya ülke için yapılabilir.


 Moody’s derecelendirmeyi “Menkul kıymet ihraç eden firmaların ihraç ettikleri menkul kıymetlerin itfa süresince anapara ve faiz ödemelerini zamanında yerine getirebilme kabiliyetleri hakkında verilen bir yargı olarak tanımlamaktadır.

Standart Poor’s  ise derecelendirmeyi şu şekilde tanımlamaktadır “Derecelendirme borçlunun belirli bir finansal yükümlülükte ya da finansal programdan kaynaklanan kredibilitesine ilişkin fikirdir.

FitchRatings’in tanımına göre ise derecelendirme “Derecelendirme en genel tanımı ile bir kuruluşun finansal yükümlülüklerini zamanında yerine getirip getiremeyeceği hakkında verilen bağımsız bir görüştür Farklı tanımları olmasına rağmen derecelendirme konusunda hem fikir oldukları bir husus vardır o da derecelendirme faaliyeti sonucunda verilen notun bir görüş, düşünce veya ifade olduğudur .

Moody’s:
“Dünyanın en eski derecelendirme kuruluşu olarak Moody’s kredi notları, araştırmalar ve risk analizlerinin önde gelen sağlayıcısıdır. Moody’s in taahütü ve uzmanlığı mali piyasaların şeffaf ve güvenilir çalışmasına katkıda bulunmaktadır. Şirketin kredi notları ve analizleri 110 ülke 12.000 ihraçcı şirket 25.000 kamu finansmanı ihraççısı ve 106.000 yapılandırılmış finansman tahvilinden fazlasını kapsayan borçları izlemektedir. 18 ülkede ofisi bulunmaktadır ve dünya genelinde 1.300 den fazla analisti, yaklaşık 2100 çalışanı ile 28 ülkede varlığını sürdürmektedir.”

Standart& Poor’s
Standard&Poor’s ilk olarak 1860 yılında Henry Varnum Poor tarafından kurulmuştur. Poor ve oğlu Henry Wiliam Poor  söz konusu şirketi kurmuştur. Amerikan demiryollarıyla ilgili finansal analizler yapıp analizleri kitap haline getirmişler ve tanesini 5$ dan 2500 adet satarak finansal bilgi piyasasına giriş yapmışlardır. (Haspolat, 2015, s. 16)
“1906 yılına gelindiğinde ise  Luther Lee Blake, Henry Varnum Poor gibi finansal piyasalardaki bilgi eksikliğini gidermek amacıyla Standart Statistics bürosunu kurmuştur, 1914 yılında ise 70 çalışanı olan bir şirket haline gelmiş ve Standard Statistics İnc. İsmiyle faaliyetlerine devam etmiştir. 1966 yılında ise Mc. Graw  Hill Company bünyesine geçmiş ve  finansal bilgi faaliyetlerine bu çatı altında devam etmiştir. Sonraki tarihlerde şirket birleşimi  olmuştur ve son hali olan Standard&Poor’s  şekline gelmiştir. Günümüzde ise 23 ülkede 6000 çalışanıyla hizmet vermeye devam etmektedir.” (Haspolat, 2015, s. 17)


Fitch Ratings:
Dünyanın üç büyük uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları arasında yer almaktadır. Dünya çapında 50 ofisi kredi derecelendirme hizmeti vermektedir. Analitik deneyim ve bilgi birikimiyle birlikte  yatırımcılara yol göstermektedir. 150 ülkede 5.000’ ne yakın bankaya, şirkete ve finans kurumuna , 2.000 den fazla kurumsal şirkete 1.400 sigorta şirketine ve 100’den fazla ülkeye kredi derecelendirme hizmeti vermektedir. 

Kredi derecelendirme her ne kadar bir görüş niteliğinde olsa da verilen notlar yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyebilmektedir aynı zamanda yerli yatırımcıların iş yapması yurt dışından kredi almaları, tahvil alıp satmaları ve yurt dışı finansman gerektiren büyük alt yapı projelerinin düşük finansman gibi yatırıma dair finansal kaynakların hepsi bu kuruluşların verdikleri notlardan etkilenmektedir.
Küreselleşmiş dünyada ülkeler ve şirketler fon ihtiyaçlarını her zaman buldukları ülkede sağlayamamakta veya sağlasa da yüksek maliyette sağlamaktadırlar. Bu nedenle ülke dışında fon bulabilmek için kredi notu önemli bir şekilde devreye girmektedir çünkü kredi notundaki iniş ve yükselişler ülke ve şirketlerin borçlanma maliyetine yansımaktadır. Kredi notu inişte olduğunda maliyet artmakta aksine kredi notu yükselişte olduğunda maliyetler düşmektedir .

DERECELENDİRME KURULUŞLARININ ÇALIŞMA PRENSİPLERİ

Derecelendirmede belirli kategoriler kullanılmaktadır ve bu kategoriler harf, sayı yada bunların karışımlarından oluşan sembollerle ifade edilmektedir. Genellikle üst dereceler yatırım kategorileri olarak, daha riskli veya spekülatif özellikler ise risk kategorileri olarak ayrıştırılmaktadır.
Kredi derecelendirme kuruluşlarının kullandığı semboller üçe ayrılmaktadır. Bunlar “yatırım derecesi” “spekülatif” ve “çöp yatırım yada default’dur”

Yatırım derecesi bandında olan bir puanlama,şirketin borç aracının veya ülkenin kredi riskinin oldukça az, temerrüt ihtimalinin düşük ve büyük oranda şüpheli ve hileli piyasa hareketlerinden etkilenmediğini göstermektedir.


Notun spekülatif aralığında olması yatırım ihtimalinin bulunduğunu ama şirket veya ülkenin sağlam bir alt yapıya sahip olmaması nedeniyle manipülasyona açık olduğunu vurgulamaktadır. Çöp seviyesi ise yatırım yapılamayacak kadar riskli anlamına gelmektedir.

YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER:
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının sorgulanmaya başlanmasında önemli bir etken 1990’lı yıllardan itibaren gelişmekte olan ülkelerin sermaye piyasasına hızlı entegre olmasıdır. Kredi derecelendirme kuruluşlarının o döneme kadar gelişmiş ülkeler için uyguladıkları metodolojilerinin gelişmekte olan ülkelere uygun olmaması bu ülkelerin doğru analiz edilememesine neden olmuştur. Bu da ülkeler için verilen notların güvenilirliğini tartışmalı hale getirmiştir. Kredi derecelendirme kuruluşları uzun yıllardır aynı metodolojiyi kullandıklarından dolayı değişen konjonktürel ortama uyum sağlayamadığı konusunda eleştirilmektedir. Ayrıca, ülkelerin yapıları birbirinden farklı olduğundan dolayı tüm ülkelere uygulanan tek bir metodoloji finansal sisteme uyum sağlayamamıştır .

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, ülkelerin kredi notunu değerlendirirken ülkesel farklılıklarını göz ardı ettikleri için ekonomik şoklara karşı her birinin vereceği tepkileri kestirmede başarısız olmuşlardır. Örneğin, Türkiye ekonomisinin yakın tarihine bakıldığında 1980 ihtilali, 1.Körfez krizi ve sonrasında görülen ekonomik krizlerde yoğun mevduat kaçışı beklenmesine rağmen bu yönde bir eğilim gerçekleşmemiştir. Ancak, Latin Amerika gibi ülkelerde ise siyasi ve ekonomik krizler bankalardan mevduat kaçışına neden olmuştur. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluş- ları da ülkelerin bu farklı yapısını derecelendirme kriteri olarak kabul etmemekte ve bu durum bankacılık sisteminin bir zafiyeti olarak görülürken, Türkiye bankacılık sistemi için bir zafiyet doğurmamıştır.


Gündem: Moodys’in Not İndirimi
(23.09.2016)
   Uluslar arası kredi derecelendirme kuruluşlarından Moody’s Türkiye’nin kredi notunu 23 Eylül 2016 tarihinde revize ederek Baa3 seviyesinden Ba1 seviyesine indirerek yatırım yapılabilir seviyeden spekülatif seviyede indirdi. Moody's yetkilileri, geçen hafta yaptığı açıklamada, 15 Temmuz'daki darbe girişiminin şoklarını atlattığını ve Türkiye ile ilgili değerlendirmenin ekim ayında yapılabileceğini söylemişti .

    




 Moody’s kararından önce yaşananlar:

     Paranın ve politikanın patronları Henry Kissinger ve Rothschild ailesi üyesi James Rothschild, Birleşmiş Millet Genel Kurulu'na katılmak üzere ABD'de bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ziyaret etti.


      Dünyadaki kredi kuruluşlarının, istisnaların bir kenarda konulması halinde, politik açıklamalar yaptığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

"Çökmüş bitmiş ekonomileri yükseltirken öbür tarafta diri duran ,ayakta duran,  yatırımlarına devam eden bir ülkeyle ilgili bakıyorsunuz ya donduruyor ya da şöyle kıl payı da olsa düşürme yoluna gidiyor. Bu saygın bir duruş değil. Bir defa kredi derecelendirme kuruluşlarının kesinlikle siyasi davranmaması lazım. Bu ekonomik etiğe de aykırıdır. Olması gereken neyse bunu açıklamaları lazım.
Bunu açıklamıyorlar. Bu yanlış bir şey. Başbakanlık dönemimde de bunu çok açık söyledim. Cumhurbaşkanlığı dönemimde de söylüyorum. 'Dürüst olun' diyorum, onları dürüstlüğe davet ediyorum. Dürüst olsanız da olmasanız da Türkiye  ekonomisi zaten güçlü, dimdik ayakta ve ayakta durmaya devam edecek."
Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye'nin kredi notunu düşürmesi konusundaki soruya ise Erdoğan,  "Hiç umursamıyorum, bazıları yanlış yapıyor. Bunu kasıtlı yapıyorlar. Ekonomisi çökmüş bitmiş yerler bakıyorsunuz 4 barem birden yükselttiler, bunları hep yaşadık. Hangi ülkeler olduğunu biliyorsunuz bunları söylememek gerek yok ama Türkiye hiç bir zaman bu tür sıkıntıları yaşamadığı halde Türkiye ile ilgili bakıyorsunuz  donduruyor. Olmaz böyle bir şey. Bu dürüst bir şey değil" dedi.

           MOODY’S’İN ORTAKLARI
             ŞİRKET HİSSE ORANI %

  Berkshire Hathaway Inc……….12.8
  Capital World Investors……….12.6
  ValueAct Capital…………………..7.5
  Vanguard Group, Inc……………5
  T. Rowe Price Associates ………5
  AllianceBernstein…………………3.9
  BlackRock Institutional………… .3.7
  State Street Global ……………….3.2
  Neuberger Berman………………2.7
  Independent Franchise………. …2.5
  INTECH Investment……………..1.9
  BlackRock Financial……………… .1.6

     Görüldüğü gibi Moodys şirketinin hissedarları dünyanın en zengin tanınan ailelerinden oluşuyor özellikle Berkshire Hathaway Inc. patronu WARREN BUFFETT ve Neuberger Berman şirketinin sahiplerinden ROTHSCHİLD AİLESİ bunun en güzel örnekleri. Bu şekilde sadece Moodys’in değil daha bir çok kredi derecelendirme kuruluşunun hisse sahiplerinin hristiyan ve yahudi sınıfına dahil olan sermaye sahiplerinin elinde olduğunu görüyoruz tabiki ülkelerle ilgili ekonomik görünüm karaları alınırken de bu hisse sahiplerininde etkisi ne kadardır tartışılır.



YAPILAN USULSÜZLÜKLER:

Alman Sigorta Şirketi Hannover Re Örneği:
1998 yılının Mart ayında Moody’s firması, dünyaca ünlü Alman Sigorta Şirketi Hannover Re’ye bir mektupla başvurarak şirketin mali durumunu herhangi bir ücret talep etmeksizin incelemeye karar verdiğini bildirdi.
Ancak Hannover, zaten diğer iki derecelendirme kuruluşu ile çalışmakta idi ve Moody’s in bu talebini reddetti.
 Moody’s yine de firmayı incelemeye aldı ve diğer kuruluşların firmanın mali yapısı ile ilgili olumlu değerlendirmeler yapmasına rağmen Moody’s’in değerlendirmeleri olumsuz oldu ve Moody’s bu değerlendirmesini yayımladı.
Bu durum firmanın hissedarlarını tedirgin etti ve 2003 yılının
Mart ayında Moody’s’in son not indiriminin ardından hisselerin piyasa fiyatı birkaç saat içinde yüz milyonlarca dolar değer kaybetti.

 Amerikan Yazılım Şirketi                  Compuware Örneği:

      Kredi derecelendirme kuruluşları, kendi kurallarını koymakta ve uygulamaktadırlar. Bu da kimi zaman güçlerini kötüye kullanmalarına yol açabilmektedir. Derecelendirme kuruluşları, müşterilerinin bilgisi ve onayı dışında ücretlerini yükseltebilmektedirler. 1999 yılında Amerikan yazılım şirketi Compuware Corp. 500 milyon dolar borçlanmayı planladı hem Standart&Poor’s ile hem de Moody’s ile belli bir ücret karşılığında anlaştı ancak bir yıl olmadan Moody’s, şirketten yıllık  5 bin dolar ekstra ücret talep etti ve şirket bu meblağı ödemek durumunda kaldı.

•Çözüm Önerileri: 

Kredi derecelendirme kuruluşlarının vermiş olduğu tüm kararlar ülkelerin yatırım seviyesini ve ekonomik göstergelerini önemli ölçüde etkilemektedir. Ama zamanla yaşanan usulsüzlük iddiaları,ciddi suçlamalar, derecelendirme ve metodolojide kalite eksikliği bu kuruluşların güvenirliğini azaltmıştır.

•Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşlarına yöneltilen eleştirilen temelinde şu ilkeler yatmaktadır.
•1) Şeffaflık
•2) Objektiflik İlkesinden Uzaklaşma (Elde edilen gelirlerin daha fazla öne çıkması)
•3) Siyasi ve Politik Söylemler
•4) Analistlerin kalitesizliği
•5) Tarafgil ve Tutarsız Söylemler

       Derecelendirme kuruluşlarının küresel piyasalara ciddi anlamda etki edebilmesinden dolayı bu kuruluşların ani,değişken ve çelişkili söylemleri doğrultusunda yatırımcıların ve ülkelerin zarara uğramamaları için derecelendirme anlayışına yeni bir revize gerekmektedir. Uluslararası Kredi Derecelendirme anlayışı sadece tek bir ülkenin patronluğunda belirli kuruluşlar aracılığı ile değil Küresel ekonomiye katkı sağlayan en büyük 20 ülkenin katkıları ile her bir ülkenin bu konuda yetiştirdiği analistleri doğrultusunda ortak bir ulus üstü kurul kurulup karar verilmelidir.  Ve bu kararlar verilirken Şeffaflık ilkesinden taviz verilmemeli siyasi ve politik söylemlerden uzak durulmalıdır. Yine aynı şekilde oluşturulacak bu kurumun denetimi de söz konusu ülkelerin katılımı ile oluşturulacak bir komisyon tarafından denetlenmelidir.

                  Gürkan DANIK




25 Ağustos 2016 Perşembe

SON DÖNEMLERDE EKONOMİNİN NABZI (ALTIN-DOLAR-EURO'DA NELER OLDU VE DAHA NELER OLABİLİR)

Yurtiçi ve küresel ekonomi son 2-3 aylık süreçte olağanüstü durumlar yaşıyor ve bu süreçte döviz kurları,pariteler,borsa ve altın yatırımcısını bir anda sevindirdiği gibi bir anda da üzebiliyor son 3 aylık süreçte küresel çapta meydana gelen ve ekonomik konjektürü etkileyen olayları şu şekilde sıralayabiliriz. İngilterenin AB üyeliğinden ayrılıp ayrılmayacağını belirleyeceği referandum 23 Haziran 2016'da gerçekleşti ve İngiltere ayrılma kararı aldı bu karar ile birlikte döviz kurları ve özelliklede altın fiyatları adeta uçuşa geçmişti altının gram fiyatı 130 TL yi aşmış ve dolar kuru ise 3,00 düzeyine ulaşmıştı. İngilterenin bu ayrılma talebi ile hem ülkenin siyasi kanadında değişimler yaşanmış hemde AB'nin geleceğine yönelik tartışmaların başlamasına neden olmuştu özellikle Hollanda ve Fransa'da aşırı sağcı kesimlerde referandum önerisinde bulunmuşlardı. Bu tartışmalar hala devam edecek gibi gözüküyor ve hatta belkide AB'nin ömrünü yavaş yavaş sonlandırdığını ve dağılma sürecine girebileceği bile düşünülüyor. Küresel ekonominin baş aktörü ABD'ye bakacak olursak ABD'de son açıklanan ekonomik veriler istenilen düzeyde gerçekleşmiyor ve bu verilerin istenilen düzeyde gerçekleşememesi FED'in faiz ile ilgili kararlarının ertelemesine neden oluyor en son aralık ayında faiz arttırımına giden FED bu yılın sonuna kadar faizleri sabit tutacak gibi gözüküyor özellikle petrol arzında yükselişe giden ABD ise brent petrol fiyatlarını da etkiliyor istihdam seviyesinde olumlu gidişatın olmasına rağmen istenilen rakamların tam anlamı ile gerçekleşmemesi FED'in eylül ayı faiz kararlarının sabit kalacağını bize gösteriyor eğer olumlu gidişat istenilen seviyelerde olursa faiz artırımının aralık ayında gerçekleşebileceği söylentiler arasında 

Ülkemiz ise özellikle son aylarda çok büyük bir imtihandan geçti 15 Temmuz da gerçekleşen hain darbe girişimi ülkenin psikolojik durumunu olumsuz etkilesede milli duyguların tekrar körüklenmesine ve bölünmez bir birlikteliğe vesile oldu ekonomik konjektürü çok ciddi anlamda etkileyen bu süreç daha vahim bir duruma ulaşmadan ekonominin dümenini sağlayan ekonomi,maliye bakanlığı ve TCMB'nın hamleleri ile yaklaşık bir buçuk aylık süreçte ekonomik göstergeler tekrar eski görünümüne kavuştu ülkemizi bu halde görüp ekonomik anlamda iyice darboğaza düşmemizi planlayan ve yabancı sermayeyi bizden uzak tutmayı hedefleyen kredi derecelendirme kuruluşları ise adeta bu süreci fırsat bilip puanımızı düşürmeyi de ihmal etmediler acele ile karar verip Türkiye'nin düşüncesini bile almayan bu kurumlara en güzel cevap zaten milletimizin onurlu duruşu ile meydanlarda verildi. 

 Mehmet Şimşek tarafından yapılan son açıklamalarda ise yabancı sermayeyi çekme konusunda yeni adımlar atılacağı belirtildi. Başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek Türkiye’nin yurtdışındaki algısının iyileşmekte olduğunu ve Türkiye’nin batıdan kopmayacağını önümüzdeki dönemde tasarruf fazlalığı olan Asya pasifik ülkelerine gidileceğini söyledi. Şimşek, buradaki sermayenin Türkiye’ye gelmesi konusunda görüşmeler gerçekleştirileceğininde altını çizdi. 

Yurtiçi ve yurtdışındaki bu gelişmeler doğrultusunda altın,dolar,avro için şunları söyleyebiliriz. Dolar ABD'den gelen haberler ve ülkemizdeki toparlanma sürecindeki etkilerden dolayı ciddi anlamda düşüş yaşadı özellikle darbe girişimi sonrası 3,09 gören dolar 2,92 seviyesine kadar çekildi ABD verilerinin hala istenilen düzeyde gerçekleşmemesi ama olumlu gidişatın devam etmesi ile birlikte dolar ilerleyen zamanlarda 2,90-2,91 seviyelerini görebilir ama ABD verilerinin olumlu gerçekleşmesi istihdamdaki hedeflenen orana yaklaşması ülkemizdeki güvenlik problemleri ve FED faiz hamleleri ile dolar kuru üzerinde ani artışlarada şahit olabiliriz. Altın ise 15 temmuz sürecinde gram fiyatı 131 TL ye kadar çıksada normalleşme sürecinde gram fiyatı 126 TL ye düşmüş durumda ama altın için dolar gibi ani düşüşler görmemiz zor gözüküyor ama küresel piyasaların hareketli oluşu altının gram fiyatının 125-128 TL civarında gidip gelmesine neden olabilir. Euro için AB ülkelerinin durumu ve Brexit tartışmaları Euro üzerinde ileriki zamanlarda hareketlenmelerin ani olabileceğini gösteriyor. 

Sonuç olarak 2-3 aylık süreçte yurtdışında ve yurtiçinde hiç alışık olmadığımız kararlar ve olağanüstü gelişmeler yaşandı şimdilik bu analizlere bir virgül koyacağız ve önümüzdeki süreçleri gözlemleyip tekrar ekonominin nabzını tutacağız  

24 Ağustos 2016 Çarşamba

BAŞARAMAYACAKSINIZ

Hani dedik ya yıllar önce Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir diye bu sözün ne kadar kutsal ve anlamlı olduğunu ülkemizde yaşanan ve bu kutlu milleti bölmeye ve bu topraklar üzerinde ameliyat yapmaya çalışan zihniyeti,hain topluluğunu gördükçe daha iyi anlıyoruz. 
15 Temmuz dan itibaren başlayan kağıt üzerinde hazırlanan kirli planların çöp olduğu günden itibaren büyük bir temizliğe şahit olduk. Egemenliğin kadim milletimize ait olduğunu kanıtladığımız şu son günlerde şimdide kendi milletine yıllardır zalimlik yapan kirli Suriye rejiminin mensupları Egemenliğimiz ihlal ediliyor söyleminde bulunuyorlar hayır sizin egemenliğinizi tanımıyoruz çünkü sizin egemenliğiniz millete dayanmıyor milletine zulmeden her ay,her hafta,her gün ve hatta ve hatta her saat bir mazlumun canı yanıyorsa sizin kirli planlarınız ile çizdiğiniz coğrafyanızda tarih boyunca Osmanlı'nın hakimiyetindeki kadim millete saygınız yoksa bizde sizin egemenliğinizi tanımıyoruz. Tasması üst akıla bağlı Pyd'si Ypg'si Deaşı kimi bilmem daha ne zerzevatı varsa hepinize meydan okuyoruz hani diyoruz ya bir gece ansızın gelebiliriz diye işte geldik haydi piyonlar gitsin bakalım o zaman 

Orta doğuda yaratılan bir proje olan Deaş hiç bir kimsenin ufacık bir tepkisi olmadan o coğrafyada kafasına göre her yeri zapt etti. Bu örgüt Musul'da tek bir mermi bile atmadan elini kolunu sallayarak nasıl oralara kadar ilerledi nerede idi o Irak ordusu yoksa başkasının mı ordusu diyelim 
Egemenlik ihlalinden bahsedenlere tekrar geri dönelim siz unutmuşsunuz o toprakların ilk sahiplerini siz unutmuşsunuz Yavuz'u ,Mercidabıkı, siz unutmuşsunuz Türkü ve ordusunu Cerablus size ders olsun Zerzevatlar grubu, (Pyd,Ypg,Deaş) zalim rejimin mensupları,Pensilvanya'nın hainleri tekrar şu sözlerimize şahit olsun ne diyor Reisi Cumhur'umuz "Başaramayacaksınız, ülkemizi bölemeyeceksiniz" 
Evet bu son çırpınışlarınız son oyunlarınız asırlar yıl önce nal seslerimizi duyduğunuzda kıyamet koptu derdiniz şimdide aynı nesil aynı kan aynı soy aynı inançla üzerinize geliyoruz bundan kaçışınız yok son sözümüz size şu olsun Tanrı Tektir Ordu'su TÜRKTÜR 


5 Ağustos 2016 Cuma

EĞİTİM İLE SİNENLER EĞİTİM İLE SİLİNİRLER

Terörizmin bir düşünceyi bir sistemi zorla ve şiddete dayalı olarak ortaya koyduğu ve bu düşünce ve sistemin gerçekleşmesi için herşeyi mübah gören bir anlayışa sahip olduğu söylenir. Her ne kadar bu kavramın literatüründe ki yeri bu olsada aslında işin özü çok farklıdır. Terör yüzyıllardır küresel dünyanın ve ülkemizin çözmeye çalıştığı bir çok çalışmanın yapılmasına rağmen hiç bir zaman kesin bir çözümün sağlanmadığı acı bir gerçekliktir. 
Ülkemiz terör ile yaklaşık 40 yıldır mücadele etmekte bu mücadele sürecinde ise binlerce masum insanımız maalesef hayatını kaybetmektedir. Bununla birlikte toplum içerisinde sosyolojik,psikolojik anlamda ciddi problemler ortaya çıkmaktadır. Yaşanan bunca acı dolu hadise  hem şimdiki nesli hemde gelecek nesli olumsuz etkilemektedir.  

Ülkemizde 40 yıldır varlığını bildiğimiz PKK terör örgütü ve onun alt dallarının (Pyd,Ypg vb) temel amaçları yukarıda tanımını yaptığımız terörizm kavramından çok uzaktır çünkü bu örgütler kendilerini besleyenlerin kirli menfaatlerini yerine getirmeyi amaçlayan birer aracı topluluklardan başka hiçbir şey değildirler kendilerine empoze edilen ideolojilerin ve kavramlarla beyni yıkanmış bireylerden oluşmuşlardır. Bu örgütler birer kukladır ve kuklayı oynatan eller dış mihraklı karanlık ellerdir. Bu kukla oynatıcıların gerçek amaçları Türkiye topraklarındaki tarihsel planlarını gerçekleştirmek, kirli planlarının önüne her zaman bir engel teşkil eden bu kutlu milleti alt üst edip dış işgale açık hale getirip bu toprakların tüm kaynaklarını ve zenginliklerini ele geçirmektir. 40 yıldır adını bildiğimiz bu örgüt binlerce can almıştır. Ama asıl tehlike en az PKK örgütü kadar tehlikeli Türkiye'de ki oluşumu en az PKK kadar eski olan ve farklı bir strateji ile ülkemizin tüm kurumlarına adeta bir virüs gibi bulaşan ve yaptıkları her faaliyeti ve kirli planları bu ülkenin insanlarının dini inançları ile gölgeleyen bir örgüt kendini son yıllarda artık iyice deşifre etti. Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak tanımlanan ve terör örgütü listemizin en başında yer alan bu yapılanma 17-25 Aralık sivil darbe girişimi sonrasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin de içine sızarak haince bir davranış sergileyerek hem milli iradeyi yok saymış hemde bu milletin silahlarını tekrar bu millete doğrultarak 15 Temmuz'da alçakça bir askeri darbe girişiminde bulunmuştur. 

Terörü etkileyen ve hatta onu besleyen bir çok faktör mevcuttur. Sosyal,siyasi,ekonomik,kültürel,çevresel,ırki,mezhepsel vb bir çok faktörü sayabilir ve bu faktörlerin sayısını daha da arttırabiliriz lakin öyle bir faktör vardır ki bu faktörün yoksunluğu terörü beslediği gibi varlığıda tüm bu terör örgütlerinin sonunu getirebilmektedir bahsettiğimiz faktör hiç şüphesiz eğitim faktörüdür. Ülkemizde ki terör sorununun yıllarca eğitim seviyesinin düşük olduğu bölgelerde yaygınlık göstermesi tesadüfi değildir. Tüm terör örgütleri için gerekli olan iki ana unsur vardır bunlardan biri bireysel katılım diğeri ise finansman kaynağıdır bu ikisinin yokluğu terör örgütlerinin yapılanmasını ve yayılmasını engeller bireysel katılım terör örgütlerinin kendilerine sempatizan bulmasıdır çünkü kendilerine katılacak her birey bu örgütler için hem bir militan hemde çoğunluk ve kalabalık olmak demektir. Çünkü her bir örgüt illa terör örgütü olmak zorunda değil en basit bir dernek,vakıf gibi topluluklar bile kendi sayılarını arttırmayı isterler terör örgütleri ise kendilerine katılım sağlamak için sorgulamayan,düşünmeyen bilgi seviyesi ve eğitim düzeyi düşük insanları hedef seçer ve onları kendilerine bağlamaya çalışırlar birde bu insanlara yoksulluk edebiyatı yaptıkları zaman bu kişileri istedikleri her alanda kullanabilirler özellikle ülkemizin başına yıllarca bela olan PKK terör örgütü bu stratejiyi bireyler üzerinde çok kullanmıştır. Eğitimsizlik sorunu çözüldüğü zaman bu örgütlere katılım ciddi anlamda azalacaktır çünkü bu örgütler hakkında bilgi seviyesi yüksek olan ve gerçek amaçlarından haberdar olan kişiler bu örgütlere katılım sağlamayacaklardır. Terör örgütleride bireysel katılımdan mahrum bırakılacaktır. Eğitim faktörünün bu kadar önemli olduğunu anlayıp eğitim anlayışını kendi çıkarları doğrultusunda kullanan ve eğitim kurumlarından Türkiye Cumhuriyetinin yargısal,yürütme,yasama,askeri,bürokratik,özel kesim ve kamu kesimlerine 30 yıl boyunca adeta bir virüs gibi yerleşen ve tüm sistemi ele geçirmeyi amaçlayan Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) eğitim alanını adeta kendi çıkarları için kullanmış kurmuş olduğu özel okul,dershane,üniversite,yurt ve eğitim derneklerinde adeta kendine mutlak bağlı ve her istenileni yerine getirmeye hazır fedailer yetiştirmiştir. Dershanelerin kapatılması ile başlayan süreçte bu örgütün mensuplarının ne kadar rahatsız olduğu aşikardır. Eğitim kurumlarından sağlanan kazançlar ise bu örgütün en önemli finansman kaynağını oluşturmuştur. Yeni yetişecek olan nesli daha ilkokul aşamasında örgüte ait kolejlerle ve sözde eğitim ve çocuk evleri vasıtasıyla kendine bağlayan FETÖ daha sonra da bu çocukların peşini bırakmamaktadır.  Üniversite çağına gelen çocuklarımızı kendine ait üniversitelerde ve yurtlarda muhafaza eden örgüt bu çocuklara küçük yaşlardan beri yansıttığı fikir ve ideolojileri bu dönemlerde de empoze etmekte ve artık kendisine mutlak itaat edecek bireyler yetiştirmektedir. FETÖ örgütü kendi fikir ve ideolojileri ile yetiştirdiği kişileri çeşitli hileli ve illegal yollarla  Devletin tüm alanlarına yerleştirmiş ve istediği her alanı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır. Devletin en stratejik noktası olan TSK ya bile bu yollarla sızan örgüt demokrasi ve milli iradeyi ortadan kaldırmak için darbe girişiminde bulunacak kadar alçaklaşmıştır. 

Terör örgütlerine karşı yapılması gereken en güçlü önlem en güçlü faktör olan eğitim sisteminin bu örgütlere karşı yeniden yapılandırılması ile gerçekleşecektir. Öncelikle bireylerin eğitim seviyesi yükseltilmeli bilgili ve farkındalık sahibi gençler yetiştirilmelidir. İnanç eğitimi ciddi anlamda kusursuz olarak verilmelidir şahısları yücelten değil öncelikle Yüce Yaradanı tek ve daim olduğuna dair temel eğitim verilmelidir çünkü bu milletin inancı aklından önce gelir hepimiz için aynı şey geçerlidir. FETÖ de bunu bildiği için yaptığı tüm planların önüne yüce dinimiz İslamı bir gölge olarak kullanmıştır. Son yaşanan olaylardan sonra FETÖ ye ait bir çok okul,üniversite,yurt,dershanenin kapatılması yerinde bir önlem olmuştur ama en kesin çözüm FETÖ ve benzeri gelmiş geçmiş tüm terör örgütlerinin amaçlarının,bağlantılarının,uzantılarının,bu ülkeye verdikleri tüm zararlarını anlatmak babında ders müfredatlarına özel bir ders yada mevcut derslerin içerisine kapsamlı bir ünite şeklinde koyularak yeni yetişen nesillere bu örgütlerle ilgili bilgi verilebilir ve eğitim ile sinenler eğitim ile silinebilirler