5 Ağustos 2016 Cuma

EĞİTİM İLE SİNENLER EĞİTİM İLE SİLİNİRLER

Terörizmin bir düşünceyi bir sistemi zorla ve şiddete dayalı olarak ortaya koyduğu ve bu düşünce ve sistemin gerçekleşmesi için herşeyi mübah gören bir anlayışa sahip olduğu söylenir. Her ne kadar bu kavramın literatüründe ki yeri bu olsada aslında işin özü çok farklıdır. Terör yüzyıllardır küresel dünyanın ve ülkemizin çözmeye çalıştığı bir çok çalışmanın yapılmasına rağmen hiç bir zaman kesin bir çözümün sağlanmadığı acı bir gerçekliktir. 
Ülkemiz terör ile yaklaşık 40 yıldır mücadele etmekte bu mücadele sürecinde ise binlerce masum insanımız maalesef hayatını kaybetmektedir. Bununla birlikte toplum içerisinde sosyolojik,psikolojik anlamda ciddi problemler ortaya çıkmaktadır. Yaşanan bunca acı dolu hadise  hem şimdiki nesli hemde gelecek nesli olumsuz etkilemektedir.  

Ülkemizde 40 yıldır varlığını bildiğimiz PKK terör örgütü ve onun alt dallarının (Pyd,Ypg vb) temel amaçları yukarıda tanımını yaptığımız terörizm kavramından çok uzaktır çünkü bu örgütler kendilerini besleyenlerin kirli menfaatlerini yerine getirmeyi amaçlayan birer aracı topluluklardan başka hiçbir şey değildirler kendilerine empoze edilen ideolojilerin ve kavramlarla beyni yıkanmış bireylerden oluşmuşlardır. Bu örgütler birer kukladır ve kuklayı oynatan eller dış mihraklı karanlık ellerdir. Bu kukla oynatıcıların gerçek amaçları Türkiye topraklarındaki tarihsel planlarını gerçekleştirmek, kirli planlarının önüne her zaman bir engel teşkil eden bu kutlu milleti alt üst edip dış işgale açık hale getirip bu toprakların tüm kaynaklarını ve zenginliklerini ele geçirmektir. 40 yıldır adını bildiğimiz bu örgüt binlerce can almıştır. Ama asıl tehlike en az PKK örgütü kadar tehlikeli Türkiye'de ki oluşumu en az PKK kadar eski olan ve farklı bir strateji ile ülkemizin tüm kurumlarına adeta bir virüs gibi bulaşan ve yaptıkları her faaliyeti ve kirli planları bu ülkenin insanlarının dini inançları ile gölgeleyen bir örgüt kendini son yıllarda artık iyice deşifre etti. Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak tanımlanan ve terör örgütü listemizin en başında yer alan bu yapılanma 17-25 Aralık sivil darbe girişimi sonrasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin de içine sızarak haince bir davranış sergileyerek hem milli iradeyi yok saymış hemde bu milletin silahlarını tekrar bu millete doğrultarak 15 Temmuz'da alçakça bir askeri darbe girişiminde bulunmuştur. 

Terörü etkileyen ve hatta onu besleyen bir çok faktör mevcuttur. Sosyal,siyasi,ekonomik,kültürel,çevresel,ırki,mezhepsel vb bir çok faktörü sayabilir ve bu faktörlerin sayısını daha da arttırabiliriz lakin öyle bir faktör vardır ki bu faktörün yoksunluğu terörü beslediği gibi varlığıda tüm bu terör örgütlerinin sonunu getirebilmektedir bahsettiğimiz faktör hiç şüphesiz eğitim faktörüdür. Ülkemizde ki terör sorununun yıllarca eğitim seviyesinin düşük olduğu bölgelerde yaygınlık göstermesi tesadüfi değildir. Tüm terör örgütleri için gerekli olan iki ana unsur vardır bunlardan biri bireysel katılım diğeri ise finansman kaynağıdır bu ikisinin yokluğu terör örgütlerinin yapılanmasını ve yayılmasını engeller bireysel katılım terör örgütlerinin kendilerine sempatizan bulmasıdır çünkü kendilerine katılacak her birey bu örgütler için hem bir militan hemde çoğunluk ve kalabalık olmak demektir. Çünkü her bir örgüt illa terör örgütü olmak zorunda değil en basit bir dernek,vakıf gibi topluluklar bile kendi sayılarını arttırmayı isterler terör örgütleri ise kendilerine katılım sağlamak için sorgulamayan,düşünmeyen bilgi seviyesi ve eğitim düzeyi düşük insanları hedef seçer ve onları kendilerine bağlamaya çalışırlar birde bu insanlara yoksulluk edebiyatı yaptıkları zaman bu kişileri istedikleri her alanda kullanabilirler özellikle ülkemizin başına yıllarca bela olan PKK terör örgütü bu stratejiyi bireyler üzerinde çok kullanmıştır. Eğitimsizlik sorunu çözüldüğü zaman bu örgütlere katılım ciddi anlamda azalacaktır çünkü bu örgütler hakkında bilgi seviyesi yüksek olan ve gerçek amaçlarından haberdar olan kişiler bu örgütlere katılım sağlamayacaklardır. Terör örgütleride bireysel katılımdan mahrum bırakılacaktır. Eğitim faktörünün bu kadar önemli olduğunu anlayıp eğitim anlayışını kendi çıkarları doğrultusunda kullanan ve eğitim kurumlarından Türkiye Cumhuriyetinin yargısal,yürütme,yasama,askeri,bürokratik,özel kesim ve kamu kesimlerine 30 yıl boyunca adeta bir virüs gibi yerleşen ve tüm sistemi ele geçirmeyi amaçlayan Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) eğitim alanını adeta kendi çıkarları için kullanmış kurmuş olduğu özel okul,dershane,üniversite,yurt ve eğitim derneklerinde adeta kendine mutlak bağlı ve her istenileni yerine getirmeye hazır fedailer yetiştirmiştir. Dershanelerin kapatılması ile başlayan süreçte bu örgütün mensuplarının ne kadar rahatsız olduğu aşikardır. Eğitim kurumlarından sağlanan kazançlar ise bu örgütün en önemli finansman kaynağını oluşturmuştur. Yeni yetişecek olan nesli daha ilkokul aşamasında örgüte ait kolejlerle ve sözde eğitim ve çocuk evleri vasıtasıyla kendine bağlayan FETÖ daha sonra da bu çocukların peşini bırakmamaktadır.  Üniversite çağına gelen çocuklarımızı kendine ait üniversitelerde ve yurtlarda muhafaza eden örgüt bu çocuklara küçük yaşlardan beri yansıttığı fikir ve ideolojileri bu dönemlerde de empoze etmekte ve artık kendisine mutlak itaat edecek bireyler yetiştirmektedir. FETÖ örgütü kendi fikir ve ideolojileri ile yetiştirdiği kişileri çeşitli hileli ve illegal yollarla  Devletin tüm alanlarına yerleştirmiş ve istediği her alanı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır. Devletin en stratejik noktası olan TSK ya bile bu yollarla sızan örgüt demokrasi ve milli iradeyi ortadan kaldırmak için darbe girişiminde bulunacak kadar alçaklaşmıştır. 

Terör örgütlerine karşı yapılması gereken en güçlü önlem en güçlü faktör olan eğitim sisteminin bu örgütlere karşı yeniden yapılandırılması ile gerçekleşecektir. Öncelikle bireylerin eğitim seviyesi yükseltilmeli bilgili ve farkındalık sahibi gençler yetiştirilmelidir. İnanç eğitimi ciddi anlamda kusursuz olarak verilmelidir şahısları yücelten değil öncelikle Yüce Yaradanı tek ve daim olduğuna dair temel eğitim verilmelidir çünkü bu milletin inancı aklından önce gelir hepimiz için aynı şey geçerlidir. FETÖ de bunu bildiği için yaptığı tüm planların önüne yüce dinimiz İslamı bir gölge olarak kullanmıştır. Son yaşanan olaylardan sonra FETÖ ye ait bir çok okul,üniversite,yurt,dershanenin kapatılması yerinde bir önlem olmuştur ama en kesin çözüm FETÖ ve benzeri gelmiş geçmiş tüm terör örgütlerinin amaçlarının,bağlantılarının,uzantılarının,bu ülkeye verdikleri tüm zararlarını anlatmak babında ders müfredatlarına özel bir ders yada mevcut derslerin içerisine kapsamlı bir ünite şeklinde koyularak yeni yetişen nesillere bu örgütlerle ilgili bilgi verilebilir ve eğitim ile sinenler eğitim ile silinebilirler 

24 Temmuz 2016 Pazar

HER KUTLU DOĞUM SANCILI OLUR

Bir Demokrasi Sınaması 
Bir Milletin İmtihanı Kalleşce bir girişim haince bir saldırı ama Zafer'lerle dolu bir Demokrasi Bayram'ı 

Evet bu saydıklarımızı 15 Temmuzda an ve an yaşadık gördük şahit  olduk bütün bir ülke olarak çok büyük bir viraj atlattık hemde öyle bir viraj ki bu milleti hiç bir ayrım yapmadan biz birlikte Türkiyeyiz diye adeta titretip kendine getiren bir dönüm noktası idi bu darbe girişimi

 15 Temmuz gecesinde planlanan ve devreye sokulan bir çok sivil,asker ve polis kardeşlerimizin hayatına mal olan devlet büyüklerimize saldırıların olduğu ve milletin tapusunda olan silahların tekrar millete alçakta doğrultulduğu ama yine milli iradenin milletin bu sefer darbeci zihniyeti esas duruşa soktuğu bu günde Türkiye Cumhuriyetinin yıkılmayacağını ve bu kutlu milletin ilelebet hüküm süreceğini tekrar idrak etmiş olduk. 

Bu kirli oyunun planlayıcısı olan hiç şüphesiz her kuruma adeta bir virüs gibi sinen sosyal,siyasal,hukuksal,yargısal bir çok alana çöreklenmiş olan paralel çete onurlu Türk Silahlı Kuvvetlerinin de içine sızarak haince bir davranış sergileyerek hem milli iradeyi yok saymış hemde bu milletin silahlarını tekrar bu millete doğrultarak alçakça bir girişimde bulunmuştur. Ama Yüce Türk Milleti adeta bu vatan haini çeteye bir sille vurarak meydanlarda kükreyerek son kale son umut Türkiye'yi canla başla korumuştur. Hiç bir ayrım hiç bir siyasi ve ideolojik ayrımda bulunmadan Türkiye Cumhuriyetinin onurlu vatandaşları darbeye hayır demiştir. 

Siyasi alanda gerek iktidar ve muhalefet partileri bir araya gelerek adeta geçmişe bir sünger çekip biz hep beraber Türkiyeyiz demişlerdir. 
Sosyal anlamda ise bu darbe adeta kültürel zenginlikleri içerisinde bulunan ülkemizde yaşayan insanları Türk,Kürt,Laz,Çerkez demeden tek çatı altında tek bayrak altında toplamıştır. 

Türkiye Ekonomisi her ne kadar darbe girişimi sonrası piyasa ve finans göstergeleri bakımından ciddi anlamda sarsılma yaşasada Türkiye Ekonomisinin dümenini yürütenler TCMB ve Maliye Bakanlığı tarafından ani ve yerinde önlemler alınarak ciddi bir kayıba neden olunmamış ve piyasalar tekrar gündelik sürecine geri dönmüştür. 

Sonuç olarak ciddi bir sınavdan geçtik ve bu sınavı hep birlikte milletçe başarıyla sonuçlandırdık şimdi artık bu kirli kumpası kuranların hesap verme zamanı,şimdi  60 ve 80'li yıllarda darbelerle yıkılan hayatları sönen,can veren ve canı yanan insanların intikamını alacağı zamandır bu zaman ,bu kirli virüsün devletin her kurumundan temizleneceği sözde Kainat İmamlarının ve yandaşlarının hesap vereceği zamandır bu zaman Türkiye büyüyor ve inanın çok güzel aydınlık geleceklere Milleti ile birlikte yürüyor her kutlu doğum şüphesiz sancılı ve zor olacaktır. AMA YÜCE ALLAH NURUNU TAMAMLAYACAKTIR


2 Temmuz 2016 Cumartesi

KAPİTALİST DÜZENİN ZİNCİRLERİ KIRILMALI İKTİSADIN TANIMI YENİDEN YAPILMALI

Üniversite yıllarımızda bize gösterilen ve öğretilen literatür bilgilerinden iktisat biliminin tanımı aynen şöyledir. Sınırsız insan ihtiyaçlarını sınırlı kaynaklarla sağlamak ve bireylerin tatmin düzeyini en üst seviyeye çıkarmaya yarayan yöntem ve bilim 
Kitaplarda geçen tanım aynen bu şekilde peki gerçekten insan ihtiyaçları sınırsız mı bu konunun tartışmaya açılması gerekiyor önümüze koyulan bu tanımı şahsi düşüncem olarak kabul etmiyorum çünkü bu tanım kapitalist sistemin bireyler üzerinde tüketim baskısı oluşturmak ve kişileri snop tüketim dediğimiz gösterişe yönelik lükse yönelik tüketim anlayışını bireylere empoze etmek ve kişileri gelirlerinden çok daha fazla harcamaya yönlendirip tüketici sınıfın cebindeki parayı almaktan başka hiç bir şey değildir. Kısaca tam bi kapitalizm oyunudur. 

Kapitalist sistem aslında küçük tanımlarla iktisat bilimini bile ele geçirmiştir. Yukarıda bahsedilen tanımda bu oyunun bir parçasıdır. Kapitalist sisteme baktığımızda her zaman üretici kesimin üzerinde yoğunlaştığını ,kar maksimizasyonunun üzerinde özellikle durulduğunu görürüz ki zaten bu sistemin ana amacı kardır. Bu sistem karı kutsallaştırdığı gibi ne gariptir ki tüketici sınıfın fayda amacından ve maksimizasyonundan zerre kadar bahsetmemiştir. İnsanların ihtiyaçları sınırsız değildir her bir bireyin elde etmiş olduğu bir gelir ve bu geliri ile elde edebileceği ve karşılamak zorunda kalabileceği ihtiyaçlar bellidir. Ama sistemde ihtiyaçlar sınırsızdır denilerek gelirinde üstünde bireylerin harcama yapması istenmiştir. Ve ciddi anlamda müthiş bir tüketim çılgınlığı ortaya çıkmıştır. 

Aslında iktisatın içinde barındırdığı kavramlarda birbirleri içerisinde zıtlığa düşmüştür. Homo economicus tanımı ile bize rasyonel  akılcı harcamalarda bulunan bir bireyi ve gelir düzeylerini en iyi şekilde kullanan bir kişiliği bize tanıtmışlardı. İşte bu kişiliğin tanımı ile sistemin size sunduğu sınırsız ihtiyacı olan insan kavramı nasıl kıyaslanabilir İktisatın tanımı şöyle olmalıydı.
"Belli bir gelir elde eden insanların bu gelirlerini en etkin bir şekilde kullandırmayı ve bireylerin tatmin düzeylerini en üst seviyeye çıkarmaya yarayan yöntem,araç ve bilimdir." 
Bu tanım doğrultusunda kişiler gelirlerini daha akıllıca ve ihtiyaçları doğrultusunda kullanmalı gelirin harcanmayan kısmını tasarruf etmeli daha sonra bu tasarruflar finans sisteminde kullanılarak yatırımlara dönüştürülerek ekonomik büyüme bu şekilde sağlanmalı idi kişilerin gelir seviyesi artarak kişiler elde etmek istedikleri ihtiyaçları zamanla karşılayabileceklerdi. 

Ve maalesef dünyada insanlar kendi gelirlerinden çok daha fazla harcama yapmışlardır gelirleri yetmeyince borçlanmışlar ve işin daha da ilginç yanı borç aldıkları yerlerde kapitalist düzenin bayrağının sallandığı yerler olmuştur. Sistem yüzünden borçlandırılan bireyler borçlu toplumları borçlu toplumlar ise borçlu devletleri ortaya çıkarmıştır.  Bir çok devlet bu şekilde borçlandırılmış IMF'nin kurbanı olmuş enerji kaynakları sömürülmüş ,ülkenin yer altı ve yerüstü kaynakları adeta ele geçirilmiş ve hatta ve hatta kapitalistler, başka ülkeler içerinde askeri üst kurmuş o ülkenin tüm askeri,siyasi ve ekonomik yaşantısına müdahalede bulunmuşlardır. 

Kısaca anlatmak istediğim şudur Kapitalist düzenin zincirleri kırılmalı ve İktisat biliminin tanımı yeniden yapılmalıdır. 

Özlü Söz: 21.Yüzyılda köleliğin tanımı Borçlanmaktır 
(SULTAN II.ABDÜLHAMİD HAN)


21 Haziran 2016 Salı

MİLLİ EKONOMİ

https://makro1394.wordpress.com

Ülkemiz için yepyeni bir ekonomi anlayışı sistemi ve ahlakı oluşturmak için yeni bir çalışmaya Allah'ın izni ile başlıyoruz İlk site başlangıcımız yukarıdaki linktir 

14 Nisan 2016 Perşembe

TCMB BAŞKANI ATAMASI VE FAİZLERİN SEYRİ

 

Ülkemizin ekonomi alanında uzun zamandır beklenen ve merak konusu olan TCMB başkanlık değişimi sonunda karara bağlandı 19 Nisanda görevi sona eren TCMB Başkan'ı Erdem Başcının yerine gelecek isim belli oldu TCMB Başkan'ı yardımcılığını yürüten Murat Çetinkaya göreve layık görüldü. Reuters’ın bir hükümet yetkilisine dayandırdığı haberine göre ise Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ise OECD nezdinde büyükelçi olarak atanacak. Tüm bu gelişmelerden sonra piyasalarda meydana gelen değişimler ve ileri ki dönemlerde nelerin oluşabileceğini şu şekilde sıralayalım 

ERDEM BAŞCININ SÖZLERİ 

Yapılan açıklamalar ile birlikte ilk kez konuşan Erdem Başçı şu açıklamaları yaptı Erdem Başçı Merkez Bankasına güvenin tam olmasını istedi bununla birlikte Başçı, "Enflasyonun yüzde 5 hedefine kalıcı bir şekilde indirilmesi için bütün kurumların çaba göstermesi önem taşıyor. Enflasyonla mücadele kolektif bir çaba gerektirmektedir. Merkez Bankası yeni araçlar ve yöntemler kullanarak enflasyonu kontrol altında tutmayı başardı. Enflasyonun yavaş da olsa bir düşüş trendinde olduğunu söyleyebiliriz" dedi. 

PİYASALARDA GERÇEKLEŞENLER 

TCMB Başkan'ın değişimi ile birlikte döviz kurlarında da değişimler gerçekleşti dolar 2,83 seviyesini görerek son zamanların en düşük seviyesinde kaldı özellikle kurun düşmesinde Ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcısı Mehmet Şimşekin yaptığı açıklamalar son derece etkili oldu. Mehmet Şimşek TCMB Başkan'ın kurum içerisinde olacağını söylemesi doları 2.83 seviyesinin altına çekti. Geçen haftalarda Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş'ın TCMB'nin faiz oranlarını "radikal" şekilde düşürmesi gerektiğini söylemesi ve Cumhurbaşkanı Ekonomi Başdanışmanı Cemil Ertem'in de benzer açıklamaları Merkez Bankası üzerindeki siyasi baskının bir göstergesi olarak algılandı ve kuru baskı altında bırakmıştı. 

İleride neler olabilir:

Merkez Bankası Başkan'ı belirsizliğinin ortadan kalkması ile birlikte 2 ve 10 yıllık gösterge faizleri beş ayın en düşük seviyesine geriledi. 
Dünyadaki merkez bankalarının politikalarına baktığımız zaman çoğu merkez bankasının faiz düşürme trendine girdiğini görüyoruz özellikle ülkemizde ki faiz tartışmalarına baktığımız zaman siyasi kanat ile TCMB'nın faiz konusunda ortak bir karara varamadıklarını görmüştük şimdi özellikle Cumhurbaşkanı ve Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş'ın yaptığı açıklamalar ve yeni gelen Merkez Bankası Başkan'ı etkisiyle faizlerin düşürülmesi ile ilgili bir senaryo yazacak olursak karşımıza çıkması muhtemel gelişmeler şunlar olacaktır. Faizlerin düşmesi ile birlikte öncelikle bizden bir yabancı sermaye çıkışı olacaktır bu da sıcak paranın çıkışı demek ve döviz kurlarında meydana gelecek bir yükseliş demektir kısa vadede gerçekleşecek olanlar bu şekildedir bununla birlikte uzun vadeli eğer düşünürsek yerli yatırımcı açısından maliyet azalışı demek ve yatırımların artışı ve yatırımların artması ile üretim artışı ve ekonomik büyümeye katkı demektir. 

 Faizlerin FED kararları doğrultusunda uyum çerçevesinde düşündüğümüz zaman ise FED'in olası faiz artırımları sonucunda bu tekrar bir yabancı sermaye çıkışı demek olacaktır. Sadece Türkiye için değil tüm gelişmekte olan piyasalar için bu geçerli olacaktır ama FED'in sürekli faiz arttırma ile ilgili yıllarca yaptığı spekülasyon Türkiye başta olmak üzere bir çok ülkeyi de önceden önlem almaya itmiştir. Faiz arttırımı durumunda ise ekonominin kuralları çerçevesinde yabancı sermayenin ülkemize yönelmesini beklesekte maalesef son zamanlarda ülkemizde ki terör olayları ve finans piyasalarında ki sığlık yabancı yatırımcının dikkat ettiği noktalar arasında ve bir de yabancı yatırımcının da çok ürkek olduğuna değinirsek faiz arttırmak çok mantıklı gelmemektedir. Ama FED'in ileride alacağı kararlarda hesapları bozabilir kısaca  oluşabilecek senaryolar tüm dünyada ki merkez bankalarının faiz indirimine gitmesi ve bu trende Türkiyenin de katılması muhtemeldir. 


20 Mart 2016 Pazar

DÜNYA MERKEZ BANKALARI VE VARLIK DURUMLARI




Ülkelerin banknot ihracını, para politikalarının yürütülmesi ve finansal sistemin en önemli yapı taşı olan merkez bankaları bulundukları ülkelere göre farklı amaçlar barındırırlar örnek olarak Ülkemizde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının en temel amacı Fiyat İstikrarını sağlamaktadır. 

  Merkez bankaları her ne kadar para politikalarını,otoritesini ve para arzı görevlerini yürütsede aslında ülkelerin bir nevi ilk yardım ve önlem paketini oluşturur bu tanımı yapmaktaki amacımız ülkelerin merkez bankalarında kötü gün ve piyasa dalgalanmalarına ve ani zikzaklara karşı olarak tuttuğu rezerv miktarıdır. Ülkeler merkez bankalarında herhangibi bir kriz durumunda veya piyasaların ateşini alabilmek için bu rezerv miktarlarını kullanır bu rezervler altın ve dövizlerden oluşur örneğin bir ülkede döviz çıkışı gerçekleştiği zaman döviz kurlarında meydana gelen yükselişin olumsuz sonuçlarının önüne bir nebze geçebilmek ve piyasaları rahatlatmak için merkez bankası piyasaya rezervlerinden döviz salarak bu kur yükselmelerinin önüne geçebilir. 

 Dünyada ki merkez bankalarının rezervlerine baktığımızda son yıllarda Dünyanın en büyük 6 merkez bankasının varlıkları, son 10 yılda yüzde 239'luk artışla 4,9 trilyon dolardan 16,9 trilyon dolara çıkarak tüm zamanların rekorunu kırdı.  ABD Ulusal Enflasyon Birliği (NIA) verilerinden yaptığı derlemeye göre, ABD Merkez Bankası (Fed), Avrupa Merkez Bankası (ECB), Japonya Merkez Bankası, (BoJ), İsviçre Merkez Bankası (SNB), İngiltere Merkez Bankası (BoE) ve Çin Merkez Bankasının (PBoC) toplam varlıkları, geçen yılın mayıs ayında, 2006'daki aynı aya göre yüzde 239 artarak 4,9 trilyon dolardan 16,9 trilyon dolara çıktı.

Son zamanlarda büyüme oranları ile ilgili olarak küresel anlamda kaygılara neden olan Çin Merkez Bankası 5 trilyon 497 milyar dolar ile en fazla varlığa sahip. 
Dünyanın en büyük ekonomisi ABD'nin para politikalarını yöneten Fed’in toplam varlıkları 4 trilyon 495 milyar dolarla ülkenin GSYH’sinin yüzde 25,41’ine ulaşırken, bu oran 2006'da yüzde 6,17 seviyesinde bulunuyordu. 

Dünyada merkez bankası rezerv oranları artma gösterirkende farklı ülkelerde de çok farklı gelişmeler yaşanıyor özelikle son zamanlarda Bangladeş'te New York hesaplarında merkez bankasına ait 81 milyon doların siber ortamda çalınması Bangladeş Merkez Bankası Başkan'ı Atiur Rahman'ın istifa etmesine neden oldu bu durumun yaşanması finansal güvenlik konusunda da bazı soru işaretlerine neden oldu. 

 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında durum ise şuanki görünüm özellikle faiz oranlarında para politikası kurumu FED den gelen kararlar doğrultusunda ihtiyatlı olarak hareket etmekte 2006 yılından bu yana resmi olarak sürdürülen enflasyon hedefleme oranı olan %5 lik enflasyon ise TCMB'nin gündeminde ki tazeliğini korumaya devam ediyor. Rezerv oranlarında ise giriş ve çıkışlarda devam etmekte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) toplam rezervleri, geçen hafta 2 milyar 718 milyon dolar artarak 114 milyar 793 milyon dolara yükseldi. Özellikle Türkiye'nin yaşadığı siyasi seçim ortamları ve küresel piyasalarda meydana gelen değişimler Çin'den yayılan ve tüm dünyayı endişeye atan büyüme rakamları ve ABD Merkez Bankası FED'in faiz oranları ile ilgili tavırları doların kurunda meydana gelen iniş ve çıkışlar döviz rezervlerinde de değişimlere neden oldu. 

Sonuç olarak dünya merkez bankalarının varlıklarının bu şekilde artış göstermesi ile birlikte küresel piyasalarda ileriki yıllarda farklı durumlar yaşanabileceğini ve her bir ülkenin kendini koruyabilmek ve olası kriz ve kur savaşlarına karşı hazırlıklı olmaya çalıştıklarını görüyoruz 




1 Mart 2016 Salı

RİSK YÖNETİMİ

 

Risk yönetimi konusu ekonomik sürecin en önemli olmazsa olmaz konularından bir tanesidir. Risk hayatımızın her alanında her zamanında karşılaşabileceğimiz bir kavramdır. Ekonomik düzende piyasaya tutunmak ve pazarlarını kaybetmek istemeyen firmalar yeri ve zamanı geldiğinde kendi karlarını maksimize edebilmek için bazı risklere girerler bu riskler artık günümüzde olağanüstü bir durum olmaktan çıkıp tamamen bir stratejik hamle ve birazda ekonomik konjonktürün cilvesi haline gelmiştir. Finansal düzende firmaların almış olduğu en basit risklerden birkaç tanesini örnek bir senaryo çerçevesinde sizlere sunacağım 

Örnek Senaryo 
Risk yönetimi çerçevesinde vereceğimiz örnekte bir X firmasını ele alacağız örneğimizin doğrultusunda bu firmanın kendini büyütme çalışmalarına girişeceğini düşünelim 
Bu firma kendisini büyütmek için iki yolu seçebilir birinci yol firmasını büyütmek için firma finansal kaynak için herhangibi bir bankaya giderek kredi çekebilir ve bu krediyi firmasını büyütmek için kullanabilir 
İkinci yol ise firmanın varlıklarını belirli lotlara bölerek borsaya girmesidir. Bu bahsettiğimiz iki yolda da firma finansal riskleri göze alarak girer birinci yolun riski firma kredi çekerse bu kredinin faiz maliyeti olacaktır. Eğer firma bu krediyi düzgün bir biçimde amacında kullanamazsa kendisi için bir faiz maliyeti olacak ve bu finansal bir riski temsil edecektir. 
İkinci yolda örnek verdiğimizde ise eğer firma değerlerini bölüp borsaya girdiğinde eğer hisseleri talep görmez ise hem kendisi firmasını büyütme konusunda kaynak elde edemeyecek hemde kar ve zararına ortak olacaklar içinde olumlu bir sonuç olmayacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta firmaların her zaman büyümek isteme psikolojisi içerisinde olmalarıdır bu psikolojik etkiyi yaşamamak firma ve şirket sahipleri için mümkün değildir. Çünkü rakipler gün geçtikçe daha da büyümekteler ve pazarı ele geçirmektedirler ve bunun içinde pazarı kaybetme kaygısı büyümek ihtiyacı doğrultusunda risk almanında yolunu açmaktadır. 

Sonuç olarak firma finansal hamlelerini yapmadan önce ciddi anlamda bir piyasa analizi yapması gerekmektedir. Ekonomik konjektürde bir çok alanda değişim olmaktadır gerek sosyal,ekonomik ve siyasal alanda meydana gelecek tüm değişimler firma sahipleri tarafından analiz edilip riskler en aza indirilmeye çalışılmalıdır. 

Gürkan DANIK